4 Kasım 2023 Cumartesi

Yine Ne Düşündün Mert

    Yaklaşık 9 sene önce blog'umu açtığımda anlamsız bir "her şey aynı kalacak" muhafazakarlığına bürünmüştüm ve gerçekten de uzun bir süre tasarımda herhangi bir değişiklik yapmadım. Blog adı ise bugüne kadar hep aynı kaldı. Tabii yıllar ilerledikçe, artık daha farklı düşündükçe bu tutucu tavrımdan uzaklaşır oldum. Özellikle dijital dünyanın bu kadar hızlı değiştiği yıllarda koruyucu yaklaşmak bayağı anlamsız. Ha bunu, blog'u birileri okusun, trafik artsın falan diye yapmak istemiyorum ama ömrümün üçte birinde yer alan bir şey, benimle beraber yolculuk yapar gibi olduğu için gereklilik haline geldi artık. Bu sebeple geçen sene web versiyonunun tasarımını tamamen değiştirdim.
    Site tasarımını değiştirirken malum gerçeği yeniden fark ettim ki blogspot altyapısı da yıllara yenik düşmüş. Ciddi ciddi CSS kodlarını elle değiştirmek zorunda kaldım. Aslında temelli burayı terk etmek lazım ama o kadar radikalliği kaldıracak cesaretim ve enerjim yok. Zaten gerek de yok. Google, burayı mezarlığına ekleyene kadar kanımız blog ve spot akacak vesselam.

   Aslında bu değişim hissi doğal olarak yaşandı. Bunu ilk ve son yazılarımı karşılaştırınca çok net bir şekilde anlayabiliyorum. E 9 sene, elbet büyüyecek, daha farklı düşüneceğiz, beraberinde daha farklı bir yazım da ortaya çıkacak. Ama bu doğal değişimin yanında yazılarda konu edindiğim şeyler de değişti. Eskiden "Burası Bir Hobi Alanı" adının da dediği gibi sadece yazmak istediğim konuları yazıyordum. Şimdi bu, daha çok, üzerine düşündüğüm ve bir yerlerde konuşulduğunu görmediğim konulara evrildi. Yine çoğunluk oyunlar üzerine olsa da eskisinden daha fazla Mert ve sosyolojik? felsefik? konular yer alıyor ve bunun daha da artacağını düşünüyorum. Neticede çok farklı konular üzerinde düşünüyorum/araştırıyorum ve elbet paylaşma ihtiyacı hissediyorum. 
   İşte bu sebeple artık Burası Bir Hobi Alanı adını emekli edip yeni ada geçiyorum: Yine Ne Düşündün Mert. Bu noktada aklımda bir isim daha vardı: Gene Ne Düşündün Mert. Sadece bir kelime farkı var ama ikinci ad daha alaylı ve umursamaz hissettiriyor. Üniversite zamanımdaki yazımıma benzediği için aslında önceki yazılarımla uyumlu ama madem değişiklik diyoruz, geriye bakmak anlamsız olur. Ayrıca ilk ad da zaten her zamanki samimi Mert'i yansıtıyor bence. 

   Ha evet, Mert samimiyeti kaybolmayacak. Beni ben yapan şey zaten bu. Her ne kadar yıllar ilerledikçe, sorumluluklar ve ciddileşmem gereken saat sayısı artsa da "eğlenceli" tarafımı değiştirmek gibi bir niyetim yok. Sadece yeri ve zamanını bilmek gerekiyor.

   Birkaç ay daha bekleyip Burası Bir Hobi Alanı'nın ömrünü 10 seneye uzatsam mı diye de düşünmedim değil ama 120 ayın yanında birkaç ayı ihmal etsek de bir şey kaybetmeyiz :) Merhaba yeni 10 yıl (ve birkaç ay). Yine ne garip şeyler düşünüyorsun Mert ya!

7 Eylül 2023 Perşembe

Disco Elysium - Senin Var Olmaman Gerekirdi

    Şimdiye kadar yüzlerce oyun bitirmiş olmama rağmen her sene yepyeni bir deneyim sunabilen oyunlarla karşılaşmak hem harika hissettiriyor hem de etkileyici bir durum. Çünkü bazen "Daha yeni ne görebilirim ki" noktasına geliyorsun ve içini bi hüzün kaplıyor. Ama sonra "şak diye" bir oyun geliyor ve için yumuş yumuş oluyor. Üstelik adını sanını bile önceden duymamış oluyorsun bazılarının.

  İşte Disco Elysium da böyle bir oyundu benim için. Bizim sitede Beklediğimiz Indie'ler başlığında görmüştüm oyun çıkmadan ama açıkçası uzaktan "bir başka indie" hissiyatı yaratmıştı bende ve takip etmemiştim. Tabii oyun çıkışı sonrası aldığı yüksek puanlar ve büyük övgüler artık oyunun benim radarıma da girmesini sağladı. Değer verdiğin kişilerin "Tarihin en iyi RPG'lerinden biri" sözlerini duyunca insan nasıl duyarsız kalsın dimi?
   Ama buradaki sorun, benim için, oyunun çok büyük kısmının metin üzerine olmasıydı ve hep oyunla ilgili edebi ve felsefi ağırlığının olduğunu okumamdan sonra "sakin bir zamanı" beklememdi. Benim gibi devasa odaklanma sorunu yaşayan ve istikrarlı kitap okuyabilmenin Çin Seddi'ni aşma zorluğuyla eş olan biri için bu uygun zaman tam 4 sene sonra oldu :)  Tabii bu sürede oyuna seslendirme ve Türkçe dil desteği geldi ve çok daha erişebilir oldu. Ama buradan yine "Her şeyin bir zamanı var" lafının çok doğru olduğunu anladım. Yaa, nerelerden ne çıkarımlar yapılabiliyor işte...

   Bayıldım. Bu oyuna bayıldım. Daha birinci saatinden fazlasıyla kaliteli hissettiren writing'i (yazım demek istemiyorum tmm mı .s.s) görünce ben bu oyunu oynarım demiştim. Ama dedim ya odaklanabilmek benim için hiç kolay değil, ara ara girip en fazla 2 saat oynarım herhalde diye düşünüyorum. Ama yok, Disco Elysium, ya da kısaca DE diyelim, beni kendine öyle bir çekti ki 32 saatlik oynanış süresince bırakmadı.
   Kendi okuma tempoma göre yaklaşık 600 sayfalık bir kitap okumuş oldum ama işte video oyunlarının güzelliği de bu ya, başka hiçbir medyumdan alamadığın tat var. Üstelik DE'deki tat diğer oyunlardan da alamayacağın bir farklılıkta. Her bir olayı/durumu muhteşem bir seslendirmeyle anlatan dış ses, ve asla susmayan o duygularımız. Evet duygularımız! Konuşuyor onlar. Yeri geliyor önsezi olaylara yorum yapıyor, bize tavsiye veriyor, yeri geliyor kas gücü gaz verdikçe veriyor, sonra hemen soğukkanlılık ve acı eşiği devreye giriyor, tartışıyorlar. Üstelik bu duyguların da bir kişilikleri var ve her biri özene bezene tasarlanmış.
  Cidden abartmıyorum, klasik kitaplarla yarışır bir yazım kalitesi var DE'nin ve bu bir RPG. Her diyalogda farklı bir senaryo görüyoruz yani. Üstelik bu duygulara da ek puan vererek güçlerini arttırabiliyoruz. Ha bir de Düşünce Kabini'nden farklı dünya görüşlerini kombinlemek de mümkün. Nasıl ilk oyundan böyle bir şaheser çıkartabildiniz akıl alır gibi değil. 

  Özünde bir cinayet çözdüğümüz bir oyun olsa da ciddi ciddi komünizm, işçi devrimi, kapitalizm, devlet gibi kavramları da işliyor ve senin fikirlerini de soruyor oyun. Buna göre hikaye de değişiyor tabii. Her ne kadar içimdeki sosyalist ruhu takip etmek istesem de bir yandan ana karakter polisin de başarılı olmasını istedim. O yüzden ortamlarda "I am the law" diyerek yargı dağıttım. Biraz fazla abartmışım ki oyun bittikten sonra da sağa sola kanun benim diyerek gezdim. 

  İşte nasıl da çekmiş DE beni içine işte! Yazımı (al işte Türkçe der oldum) kaliteli oyunlar bana bunu yapıyor. The Stanley Parable: Ultra Deluxe'da da kendimden geçmiştim. Tabii her ikisinin de olağanüstü seslendirmeye sahip olması da çok önemli bir nokta. Ama bu sayede neredeyse hiç animasyonu olmayan bir oyun sanki Call of Duty kalitesinde bir ara sahne varmış gibi hissettirdi bana. Daha ne kadar iltifat edebilirim işte aq! 

 Övdüm ve gidiyorum. Ama sanmayın ki DE aklımdan çıkacak, asla! Damarlarımdan kan aktığını hissettiren bu nadir anlar ve beraberinde getirdiği unutulmaz karakterler/olaylar benim gözümde DE'yi ayrı bir yere koydu bile. Ek olarak, I am the law ulan!


23 Ağustos 2023 Çarşamba

Bok Çukuru

    Bir sene kadar önce dinlemiştim ilk kez Hedonistic Noise'u, Türkçe punk gruplarını ararken. O zaman bana fazla depresif ve kahır dolu gelmişti ama içten içe de müziğini beğenmiştim. Sonra aradan aylar geçti ve tekrar dinledim. Bu sefer yakalamayı başardı ve tüm şarkılarını dinledim. Tüm şarkılar diyorum ama çok da fazla değiller. Çünkü grubun solisti ve gitaristi Orçun Özdemir intihar etmiş, 2020'nin haziranında.
    Bunu öğrendikten sonra şarkıların sözlerine daha çok dikkat ederek dinlemeye başladım. Ve evet, o kahır ve depresiflik gerçek duyguların yansımaymış meğer. Orçun kendini ortaya koymuş şarkılarda.

   Orçun, pandemi döneminde intihar eden yüzlerce müzisyenden biri, Türkiye içerisinde. Onu farklı yapan şeylerden biri kendisini zaten outlier olarak hissetmesiydi. Yani birileri dünyanın bir yerinde açlık, ıstırap ya da zulüm yaşarken kendini "mış gibi" yapamadı, bir değer yükleyemedi hayata.
   Olay da bu ya, mış gibi yapma. Her şey iyiymiş gibi, güzelmiş gibi. Kendi akıl sağlımız için mecbur olduğumuz bir şey. Yoksa işte outlier oluyorsun, Orçun'un da dediği gibi "her şey bir yanılgı" oluyor.
   Ben de bunun için çabalıyorum işte. Mış gibi yapmaya çalışıyorum. Ama olmuyor, en azından uzun süreler. Ve bir anda her şey anlamsızlaşıyor. Ama bu öyle "abv bu dünyanın, sistemin" tarzı bir şey değil. Mesela bugün gayet de iyi hissediyorum, üretmek için çabalıyorum. Ama her şey anlamsız mı, evet. Çünkü bence bu bir duygu, hissiyat değil, bu bir "gerçek". Kendimce gerçekten kaçmaya çalışıyorum. Ve hayatını objektiflik, realistik düşünce üzerine kurgulayan bir insan için kaçmak mümkün değil.

     Bir iki gün önce rüyamda aç bir çocuk gördüm, beni takip etti sürekli, sanki bir şeyler bekliyormuşçasına. Ben de yoluma devam ettim. En sonunda gözyaşları içerisinde "Allah'ım bu düzen niye böyle" diye bağırdım. Sonra korku dolu bir şekilde uyandım. Sanırım artık gerçeğin üstüne gitmek gerekiyor.

   Orçun'u (ve diğer binlercesini) unutacağımı düşünmüyorum. Ortaya çıkardığı şeylerin kendi duygularını yansıtması elbette büyük bir etmen ama onun deyimiyle "bok çukurunda" kalması ecnebilerin deyimiyle bende "resonate" ediyor, ve bunun kafamda kaybolacağını düşünmüyorum. Her ne kadar kendimi mış gibi yapmaya çalışsam da.

EDIT: 29 farklı grup, Hedonistic Noise'un şarkılarını cover'ladı. Orçun zaten unutulmayacak.

19 Mayıs 2023 Cuma

Oha Gelenek Devam Ediyor (Hem de 8. Senesinde)

   Daha iki ay önce E3'ü ölümünü ve bize geçmişte yaşattıklarını anlatmıştım burada. E3 artık olmayacak ama firmalar hala E3 döneminde oyunlarını duyurmaya devam ediyor. En azından bazıları.. Zaten elimizde büyük denemeyecek Guerilla Collective, Wholesome Direct, Future Games Show gibi sunumlar vardı. E artık Summer Games Fest de norm oldu ve Xbox da hiç sektirmeden gidiyor. Bu aslında alıştığımız kadro oldu "post-E3" döneminde. Ama hem Sony hem Ubisoft hem de Devolver Digital bu sene sunum yapmaya karar verince şaka maka E3-lite bir döneme girmiş olduk. E bu vesileyle GELENEK DEVAM EDİYOR ULAN diyebiliriz.

  Ama bu kez daha kompakt ilerleyerek ağır toplardan gitmek istiyorum. Zaten büyük balıklar küçük balıkları birkaç senedir yediği için olayın büyük çoğunluğu orada dönüyor.

      SONY

  Sony 2 sene sonra ilk büyük sunumunu gerçekleştirecek ve hem uzun süreli sessizliği hem de ellerinde hiçbir oyun kalmaması sebebiyle beklenti büyük açıkçası. Artık 20'den fazla stüdyoyu da bünyesinde barındırıyor ve sunumun bir saatten fazla olacağı söylendi. Tabii bunun belli kısmı PSVR2'ye ait olacak ama sağlam şeyler göreceğimizden eminim ben.

    Tabii unutmamak gereken bir nokta varsa, bu firmaların yarısı live-service işler üzerinde uğraşıyor. Bunun içerisinde Naughty Dog'u da sayabiliriz, ki onların ilk önceliği Last of Us Multiplayer'ı. Bu yüzden gördüğümüz her güzel oyuna "Olley be leziz bir singleplayer geliyor" dememek gerek. İhtiyat önemli lol.       
   Ama Spider-Man'i görünce ayağa kalkabiliriz :) Gösterilmesini kesin gözle bekliyorum Spider-Man 2'yi. Hatta dedikodular bu sene çıkacağını bile söylüyor. Eğer öyleyse bu saatten sonra ağır bir marketing süreci de başlar. Bu konuda ümitliyiz, heyecanlıyız vesselam.
     Sucker Punch'tan da bir şeyler görme olasılığımız var. Eğer olursa bu ya stand-alone Ghost of Tsushima olacak ya da Ghost of Tsushima 2. Umarım ilk oyundaki ölü dünyadan kurtuluruz, ki pek sanmıyorum.
     Bend Studios'tan da bir şeyler görebiliriz. Days Gone çıkalı 4 sene oldu sonuçta. Tabii sıfırdan bir şeyler yaptıkları için ancak tanıtım fragmanı görebiliriz ama oyunun açık dünya olacağını biliyoruz. Görmeden bir yorum yapmak zor.
    Belki Bluepoint'ten bir remake projesi daha duyarız. Sony'nin katalogunda remake yapabileceği çok fazla oyun var. O yüzden eski başyapıtları yenilenmiş olarak görmek fazlasıyla hoşuma gider.
   Bunun haricinde bir de Uncharted dedikoduları vardı ama Naughty Dog tarafından geliştirilmiyor deniliyordu. Yani ben bunu bir ihtimal olarak görüyorum kesinlikle ama bu sunumda mı görürüz meçhul.

   Bunların haricinde 3rd party oyunlardan da bir şeyler göreceğiz. Konami'den Metal Gear Solid 3 Remake dedikodusu çok artmış durumda. Bunun başarılı bir yapım olmasını bayağı istiyorum çünkü ilk iki oyuna remake yapma durumları MGS 3 Remake'in satışlarına bağlı olacak(mış).
   Square Enix - Sony işbirliği zaten bilinen bir şey. Final Fantasy 16'dan yine bir şeyler görebiliriz yani. Zaten bir ayı kaldı onun da. Onun haricinde FF 7 Remake Part 2, yani Final Fantasy VII: Rebirth'ten bir fragman hatta bir çıkış tarihi de bekliyorum ben. 
   Küçük bir ihtimal Death Stranding 2'yle ilgili yine abuk sabuk bir fragman gelebilir, aman almayım. Kojima oyun çıkana kadar hakkında kafa patlamak yersiz geliyor artık.
   Geçtiğimiz konferansta duyurulan Stellar Blade de sessizliğini bozabilir. Çok bir marketing dönmedi bu oyunla ilgili ama geliştirme sürecinin sonlarına gelinmiş olabilir. Bakalım, pek bir yorum yapılamıyor.

      XBOX & BETHESDA

  Xbox tarafında işler hiç iyi gitmiyor. Hala daha elle tutulur bir şeyler yok bu jenerasyon için. Starfield bu anlamda da oldukça önemli bir konuma geldi. Zaten büyük bir kısım Starfield'a ayrılmış durumda. 
   Öte yandan Phil Spencer da Sony'i ya da Nintendo'yu zaten geçemeyeceklerini, zarları başka hedefler için attıklarını söyledi Redfall'un çıkış sonrası yaptığı röportajda. Bu da demek oluyor ki asla God of War seviyesinde bir şeyler beklememeliyiz. Ama güzel bir şeyler de görelim yav?

   En büyük beklentim bu konuda Hellblade 2. Hatta bayağı da iddialıyım gösterileceğine dair. Hem bu sene bile çıkabilir. Unreal Engine 5 geçişi muhtemelen onları yavaşlattı ama cidden çok uzun bir zaman oldu. 
   En çok beklediğim diğer oyun da duyurulmamış Wolfenstein 3. Bu oyunun varlığından da emin değilim artık ama Indiana Jones oyununa uzun süre var denildi ve Wolfi 2 çıkalı da 6 sene oldu aq. MachineGames bir şeyler üzerinde çalışıyordur elbet. Ben sevmek singleplayer. Ben sevmek lineer shooter. Pls.
    Artık bulmacaya dönmüş Fable'dan da bir beklenti oluşturmuyorum bu sene. Her sene oluşturuyordum ve hayal kırıklığıyla sonuçlanıyordu. Hadi bakalım ters etki :)
    Aynı şekilde State of Decay 3 ve Perfect Dark da karanlığa karıştı. Ama neyse ki ben bunları beklemiyorum. Bekleyen düşünsün :P
    Forza Motorsport'tan bir çıkış tarihi alırız büyük ihtimal. Zaten duyuruldu ve uzun süredir geliştiriliyor. 
    RPG tarafında InExile ve Obsidian, Starfield'a destek verebilir. Microsoft'un bu tarafı silip süpürmesi lazım böyle muhteşem bir kadrosu varken ama hala somut bir şeyler yok elimizde. Gerçekten ilginç.
   Rare, Evilwild diye bir şey duyurmuştu. Belki onla ilgili bir şeyle görürüz. Bethesda tarafında da ID Software, bir şeyler gösterecek duruma gelmiş olabilir. 


31 Mart 2023 Cuma

It's The End

    Blogumda 7 tane E3 tahminleri yazısı, 7 tane de E3 değerlendirme yazısı yazmışım. Bu yazıyı da dahil edersek bu, toplamın %25'i yapıyor. Her dört yazımın biri E3 ile ilgili yani. Ama bundan sonra bu oranın pek artacağını hatta sabit kalacağını sanmıyorum. Çünkü E3 bu sene de iptal edildi.

    Ama bu iptal edilme pandemi zamanı yapılan iptallerden daha farklı. O zaman herkesin kafasında "geçici" bir süreç olduğu düşüncesi vardı çünkü. 2020'de zaten kimse yüz yüze bir etkinlik yapamamıştı. Bu da firmaların kendi başlarına nasıl online etkinlikler düzenleyeceklerini öğrenmesini sağladı.
    2021'de E3 dijital olarak geri geldi ama  E3'ün olayı zaten yüz yüze olması, sektör içi iletişimin artması ve çeşitli iş anlaşmalarının yapılmasıdır. E haliyle bunlar olamadı. Üstüne üstlük firmalar "Ben niye E3 altında yapıyorum ki sunumu, dijital sunumu kendim de yaparım" diye düşündüler haklı olarak. Haziranın ikinci haftasına yetiştirelim diye de kasmadılar. E3Aylar oldu 2021 yani.
    2022 asıl iplerin koptuğunu gösteren şeylere sahne oldu. Senenin başında bi yapılacak denildi, sonra yapılmasa mı acaba derken yine pandemi bahane gösterilerek iptal oldu E3. Ama işin arkasında organizasyonel bir anlaşmazlık olduğu da basına yansıdı, ki bunu tahmin etmek de zor değil.

   Oyun dünyasının çok hızlı değiştiği sürekli konu oluyor bu blogda. Zaten giderek kan kaybeden bir yapıda olan E3'ün dört sene boyunca yapılamaması, bi de organizasyonel sorunların da peydah olması firmaların bakış açısını çok değiştirdi haliyle. ESA geçen sene kaç defa "Ama E3, 2023'te müthiş gelecek" dedi ama ilk başta Nintendo, sonra Microsoft, sonra Ubisoft, SEGA ve Tencent fuara katılmayacaklarını açıklayınca E3'ün hiç de "müthiş" geldiğine ikna olamadık. Sonra da iptal ettiler işte. 

   Şimdi düşünüyorum, seneye ne değişecek ki? Artık herkes kendi yolunu çizdi bile. Sony zaten terk etmişti, State of Play'lerle hallediyor işi. Keza Nintendo da Direct yapıyor. Geleneksel kalabilen nadir firmalardan Microsoft da bu sene küçük küçük sunumlar yapar oldu. Artık yaz kış oyun çıkıyor. "Haziranda her şeyi sunmak lazım" stratejisi atıl kalır oldu. Elbet yine sunumlar göreceğiz bu dönem ama asla o sükseliğine kavuşamayacak.

   Bu yazı da artık mazi olmuş o günleri anmak için var. Hani dedim ya 15 yazı yazmışım. Bunu içerik üretmek için falan yapmadım. E3 benim çok uzun süredir senenin en çok beklediğim günleriydi. 3 gün boyunca arka arkaya, çatır çutur oyunların üstümüze atılması, hangi birine odaklanacağını bilememek başka bir eğlenceydi. 'Meme' olan olaylar, garip işler yapan firmalarla eğlenmek daha geçen yazıda bahsettiğim "aidiyeti" sağlıyordu. Tüm oyun dünyası orada ya, tüm. Dünya Kupası gibi bir şey işte, hem de her sene. Ama artık yok. Seneye gelse bile eski ihtişamına girmesi neredeyse imkansız. Sektör değişti bir kere.

   Bilmiyorum bu sene ya da gelecek senelerde tahmin yazıları yazar mıyım. Ama ne olursa olsun 7 sene boyunca geleneği sürdürmüş olmak gurur verici. Ve teşekkürler E3. Sen bu heyecanı vermesen bu kadar uzun süre bu gelenek devam etmezdi. Üniversite yurtlarında, ultra yavaş internetle izlediğim dönemden Gamescom'a gidebilme olasılığımın olduğu döneme kadar eşlik ettin. :(.

Blogdaki Yazılar

Ekstra

3 Ocak 2023 Salı

Çizginin Dışında Hissetmek

     Son birkaç aydır dışarıda yürürken insanların ne konuştuğuna, nasıl yürüdüklerine ve nasıl bir ruh haline sahip olduklarına daha bir dikkat ediyorum. Bulunduğun yere ve zamana göre bazen önemli ölçüde değişse de bazı şeyleri genelleştirmek mümkün. Mesela sohbetlerin büyük bir çoğunluğu bir insanı konuşmak üzerine oluyor. Ya da belli yaşa ulaşmış insanların büyük çoğunluğu gülmüyor veya enerjik durmuyor. Örnekler fazlaca uzayabilir.

    Neticede çıkarmak istediğim sonuç kültürel olarak nasıl olduğumuzu anlamak. Farklı kültürleri öğrenmek sevdiğim bir şey ve yaptığımız şeylerin bize etkisinin ne kadar olduğunu anlamak diğer kültürlerle kıyaslayınca daha bir eğitici (ve hatta eğlenceli) oluyor. Ama bu çıktı bazı gerçekleri de öğrenmeme yarıyor. Ben nasıl biriyim ve nasıl bir ortamda ne tarz bir birey olarak yaşamak istiyorum sorularını kendime sorduğumda gördüğüm/okuduğum/maruz kaldığım kültürle karakterimin büyük ölçüde ayrıştığını görüyorum. Hani zaten bilinen bir şeydi de son zamanlarda olabildiğince izole, kendi özerk alanımda yaşamak istememin başlıca sebebi buymuş. 

      Hangi yazımdaydı hatırlamıyorum ama aidiyetin önemli olduğundan bahsetmiştim birinde. Mahalle/sokak, köy, ilçe, il, ülke bunlardan birine ya da birkaçına bağlılık hissetmediğin zaman yabancılaşıyorsun ve bir anda her şeyi uzaktan seyretmeye başlıyorsun. İşte ben de bugün daha bir uzaktan seyrettim karşıma çıkanları. Her geçen gün uzaklaşmak ve bu kültürün değişmeyeceğini bilmek yıpranmış hissettiriyor. Neticede bunu kabullenip ait olabileceğini düşündüğün toprakları aramaya başlıyorsun. Değerli dostlardan uzaklaşmak pahasına.