Çok sıkı bir Christopher Nolan fanıyımdır. İlk dedikoduları çıkmaya başladığından itibaren, filmle ilgili her yeni bir şey duyurulduğunda, filmi her hatırladığımda heyecandan yerimde duramamama sebebiyet verdi Dunkirk. (Gerçekten duramıyordum; bilgisayarın başından kalkıp iki tur atmam ya da başka şeylere odaklanmam gerekti hep) Nasıl heyecanlanmayayım? Yine senaristin Nolan, müziklerinin Hans Zimmer, sinematografinin Hoyte Van Hoytema'ya ait olduğunu öğrenince. Nasıl heyecanlanmayayım adamın her filminin çıkışında başka bir insan oluyorken. Interstellar sonrası uzayla ilgili her şeyi bilen bir adam olmuştum mesela.
Filmleri tek bir noktaya odaklanmıyordu çünkü, birden fazla senaryoya ve fikre sahipti. En olağanüstü olayları en gerçekçilikte, en kaliteli müziklerle gösteriyordu bize. Dunkirk de öyle olacaktı tabi ki, diğer filmleri hep böyle hissettirdiğine göre..
Ben içten içe çok heyecanlanıyordum; ama bir yandan da Nolan'ın inanılmaz basit bir senaryoyu seçmesinin sebebini anlayamıyordum. Başı ve sonu belli olan bir olay ne derece güzel hissettirebilirdi ki? 'Nolan Duygusu' adını koyduğum, sadece o adamın filmlerinin sonunda yaşadığım, içinde mutluluk, şaşkınlık, hüzün gibi duygular olan o duygu aşuresini nasıl alabilirdim ki? Bu sebepten bu filmin çıkışında Nolan Duygusu'nu almayacağımı kabullendim, bu beklentiyle filmi takip ettim.
Filmin inceleme puanları yayınlandı ve bazı siteler Nolan'ın en iyi filmi olduğunu söylediler, çok yüksek puanlar verdiler. Puanları ve yorumları gördükçe, zaten güzel olacağından şüphe duymadığım filmle ilgili sebepsiz bir beklenti artışı yaşandı. Acaba Nolan 108 dakikaya, o arzuladığım Nolan Duygusu'nu koymayı yine başarmış mıydı? Bu kadar kısa sürede, bu kadar basit bir senaryoda yine film çıkışı başka bir insan olacak mıydım?
Olamadım...Ama adına 'hayal kırıklığı' da diyemiyorum, nitekim hayal kırıklığı yaşamadım ben film çıkışında. Beklentim yükselmiş olsa da ben yine çok muhteşem duygularla ayrılacağımı düşünmüyordum. Emin olduğum şey bize sunulan atmosferin, en iyi savaş filmi dediğim Er Ryan'ı geçeceği ve savaşın ne kadar da insan psikolojisini alt üst eden bir olay olduğu idi. Bu film, o konularda Er Ryan'ı geçemedi.
Filmin derdi başkaydı çünkü. Asıl sorun bizden geliyordu sanırım. Biz buna "savaş filmi" dedik, ama bu filmin tek etiketi olabilirdi: hayatta-kalmak. Evet, bu bir bilgisayar oyunu değil, ama bu filmin anlatmak istediği en büyük dert kesinlikle hayatta kalmanın nasıl bir duygu olduğuydu. Biz destansı hikaye(ler) beklerken Nolan, savaş filmlerini dramatize etmenin gereksizliğini ya da kahramanlar çıkarılmasının gereksiz olduğunu yüzümüze vurmaya çalışıyordu. Başından sonuna kadar gerilimi yüksek tutup, ölümün aslında her zaman yakın olduğunu anlatmaya çalıştı bize. İşte burada anlaşmazlık yaşadık Nolan'la. Nolan'ın derdi bambaşkaymış meğersem.O, Dunkirk tahliyesinde hayatta kalmanın, her insanın en büyük derdi olduğunu göstermek istemiş bize. Bizse tanıtımlarda sürekli söylenen "destansı" kurtuluşu en realistik şekilde görmek istiyorduk.
Asıl sorun Nolan'ın niyetinin farklı olması da değil maalesef. Filmin derdinin, bir "film" olabilmesi için gerçekten de yetersiz materyale sahip olması. Nolan döktürmüş zaten tekniksel olarak. Muhtemelen izlediğim en iyi çekimlere sahip filmdi Dunkirk, olağanüstüydü. Ama bu daha çok belgesel tadında olmuş. Evet, realistiklik istiyordu herkes (Nolan da öyle), ama bunu destekleyecek bir sunum da. Beni asıl hayal kırıklığına uğratan burası oldu işte. Bu film çok iyi sunamadı derdini. Oyunculukların yetersiz derecede rol yapamaması değil asıl mesele, bir şeyler oturamıyor beynimde film boyunca.
Tamam, hayatta kalmayı metinsel değil de mimiksel olarak anlatmaya çalış, kabulüm. Nitekim çok da severim ben insanların yüz ifadelerinden derdini anlama durumunu. Ama, yakışıklı yakışıklı adamların saçları başları bile çok dağılmadan görürsem nasıl alayım o hissiyatı? Ya da o kadar patlama olmasına rağmen bir damla kan olmadan, bir gram parçalanmış ceset olmadan nasıl hissedeyim ben 'oradan kaçma' hissiyatını?
Nolan'ın vermek istediğini de tam olarak hissedemeyince ben film çıkışı 'bir garip' ayrıldım. Evet garip, nasıl hissettiğimi bilmiyordum çünkü, hala da öyle. Hangi kategoride, neyi ön plana çıkarak değerlendireceğimi bilemiyorum çünkü. İnsanların beğenmesini de anlıyorum, beğenmemesini de. Çünkü ben de hem beğendim, hem beğenmedim.
NOT: Yazının ana derdi filmi incelemek değil, bu yüzden filmle ilgili her şeyi yazmadım.