23 Kasım 2018 Cuma

Bu Yazıda Çok Fazla "Erişebilmek" Kelimesini Kullandım

    Özellikle milenyum jenerasyonu insanlarında daha bi fazlalaştı mutsuzluk oranındaki artış. Amerika gençlerinin %65'inin mutsuz olduğu anketler var ortalıkta. Bu korkunç oranları görmemizin suçunu hemen sosyal medyaya atsak da olaya "erişilebilirlik" açısından bakmak da gerekiyor, çünkü bence asıl yılanın başı o.

    Erişilebilirlik aslında tüm gelecek planlarımızı şekillendiren en büyük etmenlerden biri, belki de en büyüğü. Maslow'un İhtiyaçlar Hiyerarşisinden gidersek eğer, neye sahipsek, yani piramidin hangi katmanında bulunuyorsak o katmanın bir üstünde yer alanlar bizim yeni hedeflerimiz olur. Sahip olduklarımız bizim onlara eriştiğimiz, üst katmandan gözümüze kestirdiklerimiz ise erişebileceğimiz şeyler anlamına geliyor bu. Temelde bu çark halen güzel bir şekilde çalışsa da özellikle internet ile birlikte erişebileceğimiz şeylerin nasıl olduğunu çok daha net görebiliyoruz. Hatta o kadar net görüyoruz ki bazılarını, isteklerimiz değişiveriyor. Yüz ölçümü Kilis'in yarısı kadar anca olabilen Singapur ile ilgili YouTube'dan binbir türlü HD videolar izledikten sonra o heves ortadan kalkıyor mesela. (Yok o abartılı, büyük harflerle yazılmış videolardan bahsetmiyorum, hayır.)

   Elbet deneyim etmek ile sadece görmek/duymak çok başka şey. Ancak "erişilebilir" ile demek istediğim başlangıçta hissettiğin heyecanın tamamen ortadan kalkması durumu. Hiçbir türlü göremediğin Singapur'a giderken uçakta artacak heyecan yaşayacağın deneyimi fazlaca arttırıyor aslında. Ama biz sürekli bu deneyimi baltalayan içerikler tüketiyoruz ve nihayetinde Singapur gezisi "sıradan" bir aktivite oluyor. İşte o andan itibaren sorgulamaya başlıyorsun "Yav beni ne mutlu edecek?" diye. En güzel olması gereken aktiviteler bile sıradanlaşınca mutsuzluk da artıyor haliyle.

   Erişilebilirlik isteği insanda öyle bir artıyor ki arzuya dönüşüyor ve artık teknolojinin sağlayamayacağı şeyler istenmeye başlıyor. Bir kişiye anında ulaşabilme durumu mesela. Farkında değiliz ama gayet normal bir şey olmuş bu "davetsizce komşunun evine kapısını zorlayarak girme" durumu. Üstüne bir de azarlıyoruz falan (Benim de bir an önce değiştirmem lazım bu huyu). Artık insanlar üzerinde hak aramaya başlıyoruz ve o olmayan hakkı bulamayınca da erişilebilirliğin bir limiti olduğunu fark edip mutsuz oluyoruz. Bu kez de her şeye sahip olabilme hissiyatı mutsuzluğa itiyor.

    Milenyum jenerasyonu insanının daha bi mutsuz olmasının sebeplerinden biri ise herhangi bir aidiyete sahip olmamasından geliyor. Gençlerin çoğu aileyi "normal" bir şey olarak görüyor, çünkü onlar ailesini seçmedi ve bu aileyi kurmak için herhangi bir çaba göstermedi. Zaten çocuk sahibi değiller ve onca sene kahrını çeken bir dostları da yok, sadece o potansiyele sahip arkadaşları var. Olay ilginçtir ki sadece dostla da bitmiyor, herhangi bir nesne de, içinde bulundukları mahalle, il ve belki de ülke de özel değil onlar için. Olayın elbet bir de sosyal medya dahil birçok tarafı var ama onlar bu yazının derdi değil.

    Bir yerlere yazınca fikirler çok daha oturuyormuş kafada, bu yazıyla da kendime bunu ispatlamış oldum. Ayrıca olgunlaşmış muzu da çok sevmiyormuşum. Bugün bayağı şey öğrendim, sanırım uyuyabilirim.

3 Kasım 2018 Cumartesi

The Witcher 3'ü Başka Şekilde Övmek

     Çıkışından yaklaşık 3,5 sene sonrasında nihayet oynayıp bitirebildim The Witcher 3'ü. Herkeslerce defalarca kez söylenmiş şeyleri burada bir de ben tekrar etmeyeceğim, hayır. Zaten bu blogun olayı daha çok "az konuşulmuş" ya da "hiç konuşulmamış" konular/fikirler üzerinden yürümek. Ama tabii ki bir Witcher yazısı onu övmeden geçiştirilirse o yazıda bir sorun var demektir. Hele hele beynimde oyunlar hakkında oluşmuş kalıpları birer birer yıktığını gördükten sonra..

     Farklı farklı birçok oyun oynayınca insanın beyninde ister istemez bir "öngörü" ya da "beklenti" oluşuyor. Bu aksiyon filmi izlerken sonunda hep Jason Statham'ın tüm dünyayı kurtaracağını düşündüren cinsten bir şey, ama senaryo bakımından demiyorum. Oyunun sonunda Bölüm Sonu Canavarı'nın gelmesi ya da oyunun sana bir sürü mühimmat verdikten sonra büyük bir kapışmanın gelmesi gibi hani. Artık bu tarz durumlarla o kadar çok karşılaştık ki ve işin üzücü tarafı farklı da bir şey görmemeye başladık ki bizi, daha doğrusu beni şaşırtan şeylerin sayısı neredeyse sıfıra indi. Ta ki Witcher 3'ü oynayana kadar. Witcher 3 artık tabulaşmış düşüncelerimi öyle bir kırdı ki bu oyunun "sıradan" bir güzelliğe ve etkileyiciliğe sahip olmadığını anladım.
    Oynadığım oyunların büyük bir kısmında yan senaryolar sadece süreyi uzatma amaçlı varlardı. Çoğaltılıp dünyanın her yerinde konulmuş bu garabetlerin her çeşidine bir kere baktıktan sonra gerekmedikçe elimi sürmedim, kim aynı şeyleri defalarca yapacaktı? Ben değil orası kesin. Ama Witcher 3'te durum hiç öyle değil. Her biri birbirinden farklı yan görevler ana görevlerden çok daha güzeldi. Hepsi mi birbirinden farklı olur abi? Bir tanesini kaçırsan bile aklın orada kalıyor "Acaba ne gibi şeyler görecektik?" diye. Sadece detektiflik yaptığımız Witcher kontratlarına bile deliler gibi koşturdum ulan, orada bile farklılıklar vardı.
    Peki ya bu zamana kadar bir kere bile uğraşmadığım kozmetiğe ne demeli? Asla üzerinde düşünmediğim kıyafetin görünümlerini öyle bir önemser hale geldim ki oyun içerisinde, köşe köşe Witcher setleri için mağara gezdim. Ben? Hala ilginç. Ama şu setlerin güzelliğine bakar mısınız yav?

    Görünüş demişken, oğlum oyunun dünyası nedir öyle? İnanamıyorum böyle bir sanal dünyanın varlığına. Sadece ağaçların arasında yer alan etkileşime giremediğiniz sıradan bir NPC için bile uğraşmışlar. Skellige'ya gidip sakin sakin ilerleyerek huzur buldum ben saatlerce. NPC'lerin arasındaki konuşmaları oturdum dinledim. Ben? Böyle bir dünyanın varlığına inandım abi, ikna edemezsiniz beni daha da...
    Peki böyle her şeyini didik didik edince oyun kaç saatte bitti? 70! Yetmiş saat! Ben ki buralara bir oyunun en fazla 35 saat olacağını, fazlasının beni her türlü oyunun kendisinden koparacağını ispatlamaya çalışmış Mert, ayıla bayıla hiç sıkılmadan 70 saat gömdü The Witcher 3'e. Ve 30 saat de DLC'ye gömeceği için de heyecanlı. (Muhtemelen DLC saçmalığı için de fikrimi değiştirecek)
    Bu oyunun RPG olduğunu unutmayalım. Yani bir karar verme durumu oyunun her yerinde var. Oyunlardaki hep "hangi tarafı seçersen seç elbet bir olumsuz yanı da olacak" gıcıklığını hiç hissetmedim ben Witcher'da. Evet, inanamıyorum bu noktada bile düşüncelerimi yerle bir etti Witcher. Yerle bir ettin ulan beni. "Keşke burada seçim versen" dedim lan ben. N'aptınız bana? O kadar da yazı yazmıştık zamanında :(

    En az üç oyunluk materyalin var olduğunu da ayrıca iddia ediyorum. Yetmiş saat boyunca sürekli farklı şeyler yaşamamın, oyunun hiç tekrara düşmemesinin başka açıklaması olamaz. Böyle bir oyunun varlığına da hala inanamıyorum o ayrı konu tabii...

25 Ağustos 2018 Cumartesi

2018 Sonbahar Yapımları Puan Tahminleri

     2015 senesinde biraz da 'click' alsın diye yaptığım oyun tahminleri yazısına arada dönüp bakıyorum puanları nasıl tutturmuşum diye. İçimden bu sene de böyle bir şey yapmak geldi, sonradan dönüp bakmak gerçekten de eğlenceli oluyor. Özellikle az takip ettiğim oyunların sonuçlarını merak ediyorum. Fazla söze de gerek yok, kuponları hazırlayın o zaman xd.

    SPIDER-MAN

      Sonbahar oyun yağmuruna girişi Marvel's Spider-Man ile yapacağız. Oyunun yapımı zaten bitti, birçok basın da oynadı. Sadece ambargonun bitişi bekleniyor, sonuçların açıklanması çok yakın. Gelen ilk yorumlar da bana kopya gibi oldu, ama ben hala bu oyunun ne kadar puan alacağını tam olarak kestiremiyorum yav. Güzel olacak, orası kesin ama klasiklere girer mi bilemiyorum.

ÇIKIŞ TARİHİ: 7 EYLÜL

Emin Olma Derecesi: 9/10                                                                  
Metacritic Puanı: 85-95
                                            bir diğer tahmin
Emin Olma Derecesi: 5/10
Metacritic Puanı: 92

GERÇEK PUANI: 87

    SHADOW OF THE TOMB RADIER

      İşte ilk hiçbir fikrim olmayan oldu geldi, olm gerçekten de bilmiyorum lan ben bunun nasıl olacağımı. Birkaç video açtım ama daha ilk dakikasından daraltılar bastığı için zor kaçtım o videolardan. Görselleri oldukça iyi duruyor, yapımcısının Eidos Montreal olması da avantaj, ama insanlar artık aynı konseptten sıkıldı mı bilemiyorum, zira ikinci oyunda öyle olmadığını gördük. Ne olursa olsun "Lara Croft'un her türlü gideri vardır yiaa" diyorum ve hunharca puan veriyorum serinin son oyununa. 

ÇIKIŞ TARİHİ: 14 EYLÜL

Emin Olma Derecesi: 7/10                                                                  
Metacritic Puanı: 76-86
                                            bir diğer tahmin
Emin Olma Derecesi: 5/10
Metacritic Puanı: 82

GERÇEK PUANI: 76

CALL OF DUTY: BLACK OPS 4    

     Adını dahi zor hatırladığım oyuna gidiyorum puan tahmini yapmaya çalışıyorum, bu sene pek başarılı olamayacağız gibi :) Ancak işin güzel tarafı her COD oyunun nasıl çıkacağını bilemememiz. Medyadan hep gider not alsa da oyuncular bambaşka şeyler söylüyor. Ben yine klasik COD puan aralığını yapıştırıp geçeyim en iyisi, yoksa tünelin ucu iyi yerlere çıkmıyor. 

ÇIKIŞ TARİHİ: 12 EKİM

Emin Olma Derecesi: 5/10                                                                  
Metacritic Puanı: 70-80
                                            bir diğer tahmin
Emin Olma Derecesi: 4/10
Metacritic Puanı: 76

GERÇEK PUANI: 85

BATTLEFIELD V   

     Bu sene COD ile aynı gün çıkacak olan Battlefield da ara oyunla karşımızda. Zaten BF1'den pek hazzetmemiştim, bu yüzden bu oyuna da çok fazla bakmadım. Üstelik EA o kadar kötü tanıtım yaptı bu oyuna, bakmak isterken baktırmadı E3'te felan, insanı iyice soğuttu tabii. Ancak belli başlı iyi yorumlar da yok değil oyunla ilgili. BF1'deki kaosun olmadığından falan bahsediliyor, ben de oyunu yavaş ve oturaklı bir oynanışının olduğunu görmüştüm. Bu açıdan güzel bir artı. DICE'ın elemanları zaten kaliteli, ortaya çamur bir şey çıkmaz. EA bu sene de deplasmandan 3 puanla döner xd

ÇIKIŞ TARİHİ: 20 KASIM

Emin Olma Derecesi: 8/10                                                                  
Metacritic Puanı: 77-87
                                            bir diğer tahmin
Emin Olma Derecesi: 4/10
Metacritic Puanı: 84

GERÇEK PUANI: 83

RED DEAD REDEMPTION 2  

     2015'teki yazıda RDR2 çıkmasını istemişim, kısmet tam üç sene sonrasınaymış. Rockstar, oyunla ilgili çok az şey gösterse de bu azıcık gösterdikleri bile bizim için yeterli oldu. Oyunun dünyası yine dopdolu gözüküyor, tabii bu kampı geliştirme olayı biraz işleri bozmuyor değil. Rockstar burada oyuncuları uzun süre tutmak istiyor, umarım ana senaryodan bağımsız şekilde ilerler.
     Yalnız belirtmem gerekir ki oyunun görselleri inanılmaz güzel duruyor, gerçekten uzun bir süre sonra bir oyuna bu kadar çok vuruldum görsel açıdan. Özellikle 4K oynayabilmek tarifsiz bir deneyim olacak oynayabilenler :( için.

ÇIKIŞ TARİHİ: 26 EKİM

Emin Olma Derecesi: 10/10                                                                  
Metacritic Puanı: 90+
                                            bir diğer tahmin
Emin Olma Derecesi: 4/10
Metacritic Puanı: 95

GERÇEK PUANI: 97
11-11: MEMORIES RETOLD

     Bir de indie oyun bulunsun istedim bu seneki yazıda. Sonbahar döneminde çıkacak olan ilgi çekici tek indie oyun da Memories Retold isimli adventure yapım. 1916'daki savaş hikayelerinden oluşan yapımın Bandai Namco tarafından dağıtılması, Valiant Hearts'ın başındaki adamın bu oyunun da başında olması ve Elijah Wood'un seslendirmen olması sebebiyle sıkı takibe aldım. Ancak medyada düşündüğüm ilgi yok niyeyse. Oyunun dinamiğiyle ilgili de pek bir şey bilmiyoruz, bu yüzden puan tahmini yapmak pek bir zor olacak. 


ÇIKIŞ TARİHİ: 9 KASIM

Emin Olma Derecesi: 6/10                                                                  
Metacritic Puanı: 75-85
                                            bir diğer tahmin
Emin Olma Derecesi: 4/10
Metacritic Puanı: 81

GERÇEK PUANI: 79

HITMAN 2

     Bu seneki yazıyı da Hitman'le bitirecek olmamız ilginç oldu açıkçası. Hitman de sessiz sedasız geliştirme sürecinde. İlk oyundaki gibi episodik olarak çıkmayacak ve eski Hitman duygusunu da yaşatmak için gerçekten çabalıyor yapımcılar. Çünkü bu son şans onların, geri dönüşü olmayan bir yol olabilir.Ayrıca belli başlı şeyleri de ispat etmek zorundalar. 

ÇIKIŞ TARİHİ: 13 KASIM

Emin Olma Derecesi: 5/10                                                                  
Metacritic Puanı: 75-85
                                            bir diğer tahmin
Emin Olma Derecesi: 6/10
Metacritic Puanı: 84

GERÇEK PUANI: 82

27 Temmuz 2018 Cuma

Her Şeyi Tersine Çevirebilmek

   Bundan yaklaşık iki sene önce, No Man's Sky'ın piyasaya çıkışından bir ay sonrasında oyunun aslında iyi olduğu, Hello Games'in beklentileri oldukça yükselttiğini ve bu beklentileri karşılayamadığı için büyük bir başarısızlık hikayesinin ortaya çıktığını dile getirmiştim. Şu anda tekrar düşünüyorum da bu yaklaşımım tamamıyla yanlış. Oyunun en büyük sorunu söz verilen içeriğin oyunda yer alamamasından geliyor. Bu öyle bir sorundu ki Hello Games'e yanlış ürün tanıtımından dava bile açılmıştı oyunun çıktığı zamanlar.
     Ancak o günlerde savunduğum "Hello Games ayağını yorganına göre uzatsa" lafını şu son birkaç güne kadar hala savunuyordum. Ama Hello Games hiç beklediğimiz bir şeyi yapmadı, oyunu güncellemeye devam etti. Tam 2 sene boyunca oyuna yeni içerik eklemeye sürdürdü Sean Murray'in ekibi. İşte o yeni içerik güncellemelerinin en büyüğü NEXT üç gün önce her platform için aktif oldu. Sonuç? Steam'de son bir ay içerisindeki olumlu inceleme sayısı %84'leri buldu. Oyunun toplam inceleme yüzdesinin zamanında 30'larda gezdiğini düşünürsek Hello Games sonunda vaat ettiğini vermişti. Vaat edileni alan oyuncular da oyunu tekrardan oynamaya başladı. Bu incelemeyi yazarken No Man's Sky'ı Steam'de aynı anda 68 bin kişi oynuyordu.
 
    Oyun videolardan da kolayca anlayacağınız üzere gerçekten toparlanmış. Her gezegendeki ayrı güzellikteki manzaralardan tutun da geminizle denizin altına bile dalabilmeniz falan oyunun sağlamlığını gösteriyor. İki sene sonra olsa bile No Man's Sky'ı hayal edilen halde görebilmek güzel oldu.

    Asıl değinmek istediğim nokta da bu: Bu kadar çok hakaretten, kötü yaftadan sonra resmen damgalanan Sean Murray ve Hello Games, iki sene boyunca ısrarla oyunu düzeltmeye devam etti. Son üç güne kadar da hala ben dahil oyundan bir bok olmayacağını düşünüyordu büyük kesim. Neyin uğraşıydı bu deyip durdum ben mesela. NEXT'ten sonra düşüncelerimden utandım, Sean Murray'e büyük saygı duymaya başladım. Zaten oyun ilk piyasaya çıkmadan patlayacağını düşündüğüm oyun büyük facia yaşayınca çok dalga geçmiştim kendisiyle. Sonuçta boş konuşan elemanlardan biriydi gözümde. Ama işin arka planını bilmeden konuşmak büyük aptallık, her durumu düşünerek konuşmak gerek bu dünyada. Hello Games'in oyunu erken çıkarmalarını sebebi paralarının bitmesiymiş. Oyun çıktıktan sonraki gelirleri yine oyuna yatırarak bir nevi Erken Erişim misali çalıştı şirket. Zaten Sean Murray de diyor "Biz her zaman oyun çıktıktan sonra da oyunumuzu geliştirmek istiyorduk" diye. İnsan sormuyor değil "Neden Erken Erişim'de çıkarmadın?" diye. İş işten geçti artık.
   Bu kadar büyük hakaretlere ve baskıya rağmen şirketin batması pahasına oyunlarını geliştirmeye, kafalarındaki hale getirmeye çalışan Hello Games'i çok takdir ettim. Büyük risk de başarılı olmuşa benziyor, nitekim oyun Çok Satanlar'da boy gösteriyor. Ancak ekibin para kazanmasından daha önemli bir şey varsa o da oyuncuların tekrar güvenini kazanabilmek.

20 Haziran 2018 Çarşamba

Özgürlük vs Bağımlılık

   Blogun en güzel yanı kimsenin okumaması.. Herhangi bir yanlış yorum gelmemesi, yorum gelmemesi :) Özgürlüğü sağlayan şeyler bunlar. İstediğin şekilde yazabilmek, kafandakini dijital ortama taşıyıp rahatlama, ileride dönüp baktığında çoğu zaman hüzünlü şekilde "Vaay bee" demen... Garip ama güzel şeyler.

   Müzik de garip ama güzel bir şey. Durduk yere, hiç akılda yokken bu yazıyı yazmama sebep oluyor bu "garip" frekansa sahip armoni. Bulunmak istediğin ortama götürüveriyor seni. Hele orada bulunmayı çok istiyorken daha bi anlamlı oluyor bu şerefsiz tınılar. Evet, şerefsiz olm bunlar. Hüzünlendirdiği yetmiyormuş gibi bağımlı yapıyor bir de. Müzik dinlemeden duramaz oldum lan ben. Yarın bir gün işte dinleyemeyeceğim Hatebreed felan, sakallarımı yolacağım sonra.

   İlk paragraftaki "özgürlüğü" ikinci paragraftaki "bağımlılıkla" birleştiriyorum şimdi gayet tatmin olarak (İstemeden yaptım çünkü lol). Aslında bağımlılık çok güzel bir şey, ama sürekli alabilirsen. Sürekli alabileceğinden eminsen bağımlı olmak gerek. Düşünmeden bağımlı olursan döşünü yumruklarsın öylece. Özgürlüğün cazip tarafı da o işte. Anında karar değişikliği yapabilmen. Buhranlara girmeni engelliyor her zaman. İstediğin an uzaklaşıyorsun sevmediğin şeyden, ne güzel lan. Sürekli farklılık.

  İkisi de güzel, yapabilirsen. İşte asıl anahtar kelime: yapabilirsen. İstediğimizi seçmemiz çoğu zaman mümkün olmuyor. Büyük dalgaların içinde dalga nereye isterse oraya gidiyoruz işte. Ben mi? Alabildiğine özgürlük olsun lütfen. Ama daha şimdiden müziğe bağımlı olduk? Oh shit....

14 Haziran 2018 Perşembe

OHHH DOYDUM BEN (E3 2018)

     Yılın en keyifli günleri kendi hayatımdan dolayı pek de keyifli geçemese de yine de oldukça fazla oyun gördük bu sene de. Fazla görmekten ziyade gördüklerimiz de oldukça tatmin ediciydi. Öyle ki daha Microsoft sunumundayken "doydum ben abi yeterli" dedim. Oysaki daha Sony vardı....

           EA
EA, bu sene düşük olan beklentilerimizi bile karşılayamayan bir konferans ile yine EA'liğini yapmayı başardı. Battlefield V'in gameplay videosu bile gösterilmedi lan! FIFA'nın ve Madden NFL'in yeniliklerini, hadi onu geçtim para kaynakları olan Ultimate Team özellikleri bile gösterilmedi, WTF?
Battlefield V: EA'nin standart garbage intro videosundan sonra ilk karşımıza çıkan oyun BFV oldu, ancak çok az şey görebildik oyunla ilgili. Binaların yıkılabilir olduğundan ve evet, Battle Royale modunun olacağından bahsettiler. Senaryoyla ilgili içerikleri ise Microsoft konferansına saklamış EA, oldukça kötü bir iş yapmış.
Spor Oyunları: EA'nin geleneksel spor oyunları gösteriminde bu sene Madden NFL, NBA Live ve FIFA yer aldı, NHL yoktu. İşin kötü tarafı oyunların hiçbirinde herhangi bir oynanış videosu göremememiz. Madden'in PC'ye geleceği benim için tek sevindirici taraf oldu.
Unravel 2: Konferansın tek sevindirici haberi çok sevdiğim Martin Sahlin'den geldi ve Unravel 2'yi duyurdu. Ben Bethesda'nın E3 2016 konferansındaki Scream Lady gibi bayağı bir mutluluk içerisindeyken birden EA oyunun şu anda tam sürümünün çıktığını duyurdu. "YESSS" diye çığlık atamadım tabii ki Origin euro ile çalıştığından, ancak yine de oldukça hoş bir hareket olduğunu itiraf etmeliyim, ki bu da konferansın bence tek iyi tarafıydı.
Sea of Solitude: EA artık konferanslarında bir adet EA Originals oyunu tanıtmayı gelenek haline getirdi. Garbage videolarda falan Inside'ı sürekli görünce "acaba Playdead'le mi anlaştılar" diye şüphelenirken Sea of Solitude karşımıza çıkageldi. Oldukça heyecanlı olan ablamız oyunun insanın duyguları üzerine yoğunlaştığını söyleyerek beni kendine çekmeyi başarsa da sonrasında yayımlanan video birazcık oyundan soğumama sebep oldu, yine de takip etmeye devam edeceğim.
Star Wars: Jedi Fallen Order: Respawn'ın beklediğimiz Star Wars oyununun sadece adını ve hangi aralıkta geçeceğini öğrendik. Açıkçası ben çok daha fazla materyal bekliyordum. Vince Zampella'nın da bu kadar eğlenceli biri olduğunu bilmiyordum.
Command & Conquer: Rivals: C&C serisini mobile uyarlayan sevgili EA oldukça uzun bir süre oyunun tanıtımını yaptı ve beni benden baydı.
Anthem: Konferansın son oyunu da Anthem oldu ve yine oynanış videosu gelmedi! Yav niye ya niye? Sıfır oynanış videosuyla konferans bitirmek nasıl bir saçmalıktır? Anthem da öğrendiğimiz bilgilere göre beni birazcık daha ümitlendirmeyi başardı.

        MICROSOFT
  Beklentimin en yüksek olduğu konferans olan Microsoft beklentimi karşılamakla kalmayıp üstüne bile çıkmayı başardı. O kadar fazla ve güzel oyunları art arda gösterdiler ki konferans sonrasında gerçekten de tatmin olmuş şekilde ayrıldım.
Halo Infinite: Beklediğimiz exclusive oyunlar serisinin ilki Halo ile oldu konferansta. Güzel bir fragman ile yeni Halo'ya merhaba dedik, tabi bizim pek de umurumuzda değildi Halo.
Ori and the Will of the Wisps: Ama bu oyun çok umurumuzda. Geçen sene duyurulan Ori, bu sene de çıkış tarihi alamadı, ancak bir video ile "biz de buradayız ha" dediler. Merakla bekliyoruz Ori'yi.
Sekiro: Shadows Die Twice: Ori'den sonra Japonya'da geçen bir fragman başladı, biz ne olduğunu anlamaya çalışırken From Software logosunu görünce heyecanımız fırladı tabii birden. Güzel mi güzel bir fragmandan sonra ölmeklerden ölüm beğeneceğimiz yeni oyun duyuruldu, oldukça da güzel duruyor.
Fallout 76: Konferans oldukça iyi giderken durduk yere Todd Howard çıktı sahneye ve Fallout 76 fragmanı yayınlandı. Çok fazla detaya girmeden online olacağını anlamıştık oyunun.
The Awesome Adventures of Captain Spirit: Çatır çutur fragmanlar yayınlanmaya devam ederken yeni fragmanda Dontnod Entertainment logosunu görünce bayağı bir şaşırdım. "Oha lan adamlar Vampyr'i yeni çıkarmışken, üstüne daha dün Twin Mirror'ı duyurmuşken neyin oyunu lan bu" ile "Aha Life is Strange 2 geliyor" arasında cümleler kafamda dolaşırken Life is Strange evreninde geçen küçük bir çocuğun hikayesini anlatan minik bir oyun duyuruldu. Life is Strange evreninde geçecek olan oyun herkese de beleş geliyor. Oyun da güzel duruyor, teklif de. Oynarım ben bunu.
Metro: Exodus: Beklediğimiz Metro fragmanı oldukça iyi duruyordu. Ancak sonra yayınlanan oynanış videosunu izlediğimde Exodus bana çok bi 82 puanlık oyun gibi geldi. Zamanı geldiğinde öğreneceğiz.
Battlefield V: Sadece senaryo fragmanı yayınlandı ve ilgi çekici durduğunu itiraf etmeliyim. Ancak bazı Youtuber'ların paylaştığı multiplayer maçlarını izledim ve oldukça sıkıcı buldum.
Forza Horizon 4: Bu da beklediğimiz bir diğer exclusive oyundu. 4 mevsim içerecek oyun her mevsimde farklı bir oynanış sunacakmış bize, güzel duruyor. Forza Horizon her türlü oynanır zaten.
Microsoft Studios: Phil Spencer, elindeki stüdyoların azlığını fark etmiş olsa gerek ki içlerinde Ninja Theory'nin de bulunduğu tam 5 stüdyoyu Microsoft Studios çatısı altına almış. Açıkçası Ninja Theory'e üzüldüm, keşke bağımsız kalsaydı hep.
The Divison 2: Microsoft, el-alemin bütün oyunlarına para verip kendi konferansında göstertmeyi başarmış. The Division 2'nin direkt olarak oynanış videosunu gösterdiler lan konferansta, helal valla. Bana ilk oyunun aynısı bir oyun gibi geldi. Zaten senaryo modu da yok, hiç oynanmaz bu.
Shadow of The Tomb Raider: Bu da önceki oyunun aynısı bir oyun, sıradaki gelsin..
Session: EA'den beklenen Skate 4 duyurusu gelmeyince Microsoft da hissetmiş olsa gerek bağımsız kaykay oyunu Session'u duyurdu. Oynanış videosu yok, ama fragman havalı duruyordu.
Devil May Cry 5: World Premier'lerin arkası kesilmiyordu. Şimdi de uzuuun zamandır beklenen Devil May Cry çıkmıştı sahneye. Beyaz saçlı Dante pek de ilgimi çekmeyi başarmadı açıkçası.
Dying Light: Biti mi? Nope. Daha ne bitecek, daha bir sürü oyun var. Şu haliyle bile oldukça doyurucu iken şimdi de Techland sahneye çıktı ve yine oldukça güzel duran Dying Light 2'yi duyurdu. Farklı seçimlerin olacağını sürekli dile getiren ekibe güvenim tam benim.
Gears 5: Haha bu çok komikti. Önce meşhur Gears of War logosu gözüktü, millet çıldırıyor falan Gears 5 geldi diye. Sonra baş yönetmen çıktı sahneye ve mobile yeni bir Gears of geliştirdiklerini söyledi. Burada hunharca güldüm valla ben :) Ardından XCOM stayla bir Gears of oyunu duyurduktan sonra nihayet beklenen o fragman geldi ve tam da benim beklediğim gibi yeni bir Gears of War geldi.
Cyberpunk 2077: Konferansı bitirmek için Phil Spencer geldi sahneye. Şöyle güzeliz, böyle harikayız diye laf anlatırken "NEREDE LAN CYBERPUNK" diye hunharca yakınıyorduk biz.Tam Phil Spencer "Thanks for coming" diyecekken birden ekran karardı ve işte o an geldi, VALLA GELDİ LAN o an. Gönlümüzün baş tacı, sevdiceğimiz, kuzumuz CD Projekt Cyberpunk ile ilgili fragman yayınladı. "CD Projekt RED presents" yazısında bile hype overload olmuştum ben. Yaklaşık iki dakikalık fragmanı, oyunun rengarenk dünyasını ve bambaşka dizayn edilmiş karakterleri görünce "OOOLM ÇOK GÜZEL LAN" diye diye gezdim bir süre ortalıkta. Nitekim sonrasında medyaya gösterilen demo yorumlarında tek bir negatif taraf göremeyince "Tamam yeni GOTY geliyor" dedim ben. Şimdilik temkinli konuşayım, çok güzel bir oyun geliyor yine.
That moment...

           BETHESDA
   Bethesda çok iyi olmayan, ama çok da kötü olmayan bir konferans yaptı. Elder Scrolls VI'nın duyurusu yaparak "çekilin artık yakamızdan da rahat rahat yapalım şu oyunu" dedi. Kendi hatalarına gönderme yapmaları ise oldukça güzeldi.
RAGE 2: Pete Hines sahneye çıktı her zamanki gibi. "Walmart'tan arkadaşlarım yüzünden sızdırılan oyun"falan diyerek önce bir iğneledi. Sonra ufak bir konser ve oyunun oynanış fragmanını gördük. Açıkçası beğenip beğenemediğimi bilemedim ben. Potansiyelli duruyor, ama patlaya da bilir. İki türlü de şaşırmam. Yeni videolarını görmek gerek.
DOOM Eternal: Tahmin ettiğimiz gibi Elder Scrolls Online hakkında çeşitli içerikler yayınlandıktan sonra istediğimiz oldu ve yeni Doom duyuruldu! Yeeey. Sadece duyuru geldi, bir sonraki E3'e kadar da pek bir şey göremeyiz gibime geliyor.
Wolfenstein Youngblood: Evet, ben DLC beklerken stand-alone bir oyun duyurusu çıkageldi. Blazkoviç'in ikiz kız kardeşi (WTF) olan ablamızı kontrol edeceğimiz oyunu beğenip beğenmediğimi anlamadım valla :) Bethesda bayağı muamma olmuş bende. Ha bir de Wolfi'ye VR oyun gelecekmiş. Klasik Bethesda hareketi.
The Elder Scrolls Blade: Fallout Shelter deli paralar kıran Bethesda şimdi de daha fazla detay içeren yeni mobil oyunuyla karşımıza çıktı. Dikey olarak da oynayabileceğiz oyunu, ki toplantıda oynarken kimse fark etmesin (Todd Howard dedi valla, ben onun yalancısıyım.)
Skyrim Very Special Edition: AHHAGAHG. Bu gerçekten çok komik bir fragmandı. Skyrim'in her konsola gelmesiyle dalga geçmişler, dalga geçerken de Amazon Alexa'ya geldiğini duyurdular gizlice. Gerçekten zekice bir fragman, E3 geneli en çok bu fragmanda eğlendim.
Fallout 76: Online olacak Fallout tek kişiyle oynanıp görevleri yapılabilen bir yapıya sahipmiş. Ancak görevler oldukça casual şeyler olacak belli bir şekilde. Elder Scrolls Online'ın Fallout versiyonu anlayacağınız. Hiç ama hiç ilgimi çekmedi bu oyun.
The Elder Scrolls VI: Beklemediğim şekilde yeni Elder Scrolls duyurusu geldi, ancak sadece duyuru. Oyunun adı bile belli değil çünkü. Üstelik Todd Howard yeni jenerasyon oyunu olacağını söyledi. Yani uzun süreler var bu oyuna.

        UBISOFT
   Abi bu konferans çok kötüydü ya. Aşırı sıkıcı, beklentilerimizi bir gram karşılayamayan bir konferans oldu, o yüzden hızlı geçeceğim burayı.
Just Dance 2019: Aynı bok, geeç.
Beyond Good And Evil 2: Heyecanla beklediğin tek oyun olan BGaE2'nin yine oynanış videosu gelmedi. Ama ciddi bir fragman geldi, biraz beni şüpheye sokmadı değil.
Trials Rising: WTF yav WTF, geeeç
Skull & Bones: Pöfff, yine mi online?
Transference: Hımm, bak bu fena değil, VR mı? Korku oyunu mu? Geeeeeeeç
The Crew 2: Nasıl olsa çıkacak iki haftaya, ne nane olduğunu görürüz o zaman.
Assassin's Creed Odyssey: Bak bu oynanabilir lan. Evet ilginçtir ki oynanabilir diyorum. AC: Origins oynanışına iyi diyorlar, bu direk onun kopyası zaten, hem bu oyunun teması da güzel.

          SONY
   Sadece dört oyun, artı belki bir sürprizle felan konferansı tamamlarlar, gösterecekler oyunlar zaten çok iyi, yine tatmin oluruz biz derken beklediğimden çok daha fazlasını yine alabildim Sony'den. Sony konferansları hep güzel oluyor yav, hiç bozma emi <3
The Last of Us 2: Konferansı kilise gibi bir yerde yapmaya başlayınca dedim "Niye bura yav, ses eko yapıyor bir kere" dedikten sonra ilk fragman geldi, Naughy Dog yazısı çıktı felan ben yine "Allaaah" demeye başladım. Fragman başlayınca anladım ki konferanstaki mekan, fragmandaki mekanla aynı yer. Niiiceee Sony. Konseptli konferans. Sevdim bunu. Neyse oyuna gelelim. Oğlum o kadar iyi duruyor ki oyun harbiden inanmadım bunu saf oynanış videosu olduğuna, sevinemedim tam. Saf oynanış videosu olmasa da fragman gerçekten muhteşem güzellikteydi, beni benden aldı Çok beğendim ben.
Ghost of Tsushima: Konferans insanları yeni yere geçerken uzun bir boşluk oldu konferansta. Orada elemanlar boş boş lak lak ederken buralar gerçekten de sıkıcıydı. Ama sonrasında arka arkaya oynanış videoları geldi. İlki uzun zamandır ortalıkta olmayan Sucker Punch'ın oyunu Ghost of Tsushima'ydı. Bir kez daha Sony'nin exclusive oyunlarının görsel harikalığını gördük. Oyun da çok güzel duruyordu.
Trevor Saves The Universe: Rick and Morty'nin yapımcılarından Justin Roiland'ın yaptığı oyun 2D puzzle. Oyun çok iyi durmasa da eğlenceli olacağından şüphem yok.
Death Stranding: Harrbiden nasıl bir oyun olacağını merak ettiğim Kojima reisin oyunu Death Stranding oynanış fragmanından sonra nasıl bir oyun olacağını harrbiden merak etmeye devam ettim :) Belli başlı ipuçları olsa da oyunu tam olarak göremiyoruz. Ama hikaye olarak beni kesinlikle kendisine çekti, bunu da merakla bekliyorum.
Resident Evil Remake 2: Herkesin oldukça fazla sevdiği RE2'ye remake geleceği duyuruldu. Pek ilgim olmasa da çok güzel durduğunu söylemeliyim.
Nioh 2: Yeni Nioh oyunu işte :)
Control: Remedy'nin yeni oyunu Control fragmanda çok ilgi çekici dursa da sonrasında yayınlanan azıcık bir demo videosu şüphelenmeme sebep oldu. Remedy oyunlarında olan o soğukluk bunda da var, İnşallah güzel bir oyun olur. Remedy'nin batmasını hiç istemem.
Spider-Man: Bir başka Sony exclusive'i Spider-Man'in konferansta yayınlanan videosu meh olsa da demo videosunu izleyince oyuna resmen vuruldum. Sony (hakkını yemeyelim, Insomniac da) muhteşem işler yapıyor yav.

       DİĞER & INDIE
   PlatinumGames'in yeni oyunu duyuruldu, güzel duruyor. Onu da listeye almak gerek. Bağımsız yapımlardan çok fazla ekmek yok bu sene, ama en ilgi çekici olanı My Friend Pedro oldu benim için. Diğer gösterilen oyunları zaten biliyorduk, onun için pek de yeni bir şeyler göremedik indie tarafında. Ama Tunic'i radarıma aldım, güzel duruyor.

   Son sözler... Güzeldi lan, valla güzeldi. Çok fazla konferanslara konsantre olamasam da ona rağmen bayağı zevk aldım ben. Çok güzel oyunlar gördük yine.
FAVORİLERİM: Cyberpunk 2077, The Last of Us: Part 2, Spider-Man, Ghost of Tsushima, Death Stranding, My Friend Pedro, Sekiro: Shadows Die Twice, Dying Light 2

4 Haziran 2018 Pazartesi

3. Geleneksel E3 Tahminleri

     Eğlencesine "geleneksel" dediğim yazı serisi gerçekten de geleneksel oldu be! Madem geleneksel, o zaman resmi bir açılış yapalım: "Değerli hanımefendiler beyefendiler, sonunda yılın en çok heyecanlandığımız günleri geldi ULAN!"

    Öhöm.. Evet özümüze dönelim. Belki de oyunlardan ileride uzaklaşacağım; ancak E3'ü bekleme heyecanından vazgeçmeyeceğim gibi hissediyorum. Yılın tartışmasız en meraklandırıcı anlarını yaşatıyor E3 bana. En sönük halinde bile "Olleyy bee" diyeceğimiz bir oyun gösteriliyor, zilyon tane fragman, oynanış videosu izliyoruz, tartışıyoruz. Bütün oyun camiası bayramın ilk günündeki anneanne ziyaretindeki gibi buluşuyor, güzel vakitler geçiriyor. E3'ü niye tanımlıyorum yav ben.

    EA
   Yine"geleneksel" olarak (nihihi) konferans tarihlerine göre oyun firmalarını diziyorum. İlk olarak her zamanki gibi EA var. Sevgili paragöz firmamız EA bu sene de çok keyifli olacağını düşünmediğim, ancak yine de E3'ün ilk konferansı olmasından ötürü zevk alacağımız bir konferans olacak. Firmanın Battlefield V'i de duyurmasıyla birlikte karşımıza çıkacakların çoğu belli: FIFA 19, Madden NFL 19, Battlefield V, Anthem. Bu kesin olanların yanında bir de Respawn'ın geliştirdiği Star Wars ile EA Play çatısı altında bir indie oyun görmek şaşırtıcı olmaz, ki lütfen bunları görelim, sıkıntıdan gebermek istemiyorum. Zira Battlefield V hiç ilgimi çekemedi bu sene. Anthem'dan da soğumuştum. Aslında yeni bir Plants vs. Zombies ve Sims de görebiliriz sanki. Yeni IP görmek biraz fazla hayalci olsa da izleyip gidiyoruz işte.

  MICROSOFT
  İlginçtir EA'den bile sıkıcı olan Microsoft konferansları bu sene en çok merak ettiğim konferans oldu. Çünkü diğer firmalar aşağı yukarı ne göstereceklerini belli etse de Microsoft'tan çıt çıkmıyor. Ayrıca son iki sene içerisinde Sony'nin ağır bir üstünlüğü olması Microsoft'a bir baskı oluşturuyor. Microsoft'un tekrardan rekabet edebilmesi için günümüz jenerasyonun sonuna yaklaşmışken sağlam bir şeyler göstermesi şart. Peki neler olabilir? Yeni Forza'nın yanı sıra Gears of War 5 ve Halo 6 görme ihtimalimiz oldukça yüksek. Bunların yanına bir de Fable 4 gelebilir. Ancak bunlar artık yeterli değil bence. Bu yüzden Microsoft'tan yeni IP'ler bekliyorum ben.

   Microsoft kendi exclusive oyunları dışında tonlarca farklı oyun gösteriyor. Normalde çok da ilgi çekici olmayan oyunları gösteren Microsoft bu sene bu tarafta da heyecan uyandıran oyunlara sahip. Bunların en en başında meraktan çatladığımız Cyberpunk 2077 geliyor. Cyberpunk'ın Microsoft'ta gösterileceği kesin değil ama çok yüksek bir ihtimal. Cyberpunk'ın yanında bir de Metro Exodus ve Ori and the Will of Wisps var. Güzel şeyler göreceğimiz kesin, bu yüzden en çok Microsoft'un konferansını merak etmekteyim efendim.

      BETHESDA
   Microsoft'tan sonra en çok merak ettiğim diğer konferans ise Bethesda tarafında. Geçtiğimiz sene oldukça az oyun göstermelerine rağmen benim fena bulmadığım konferans bu sene çok çok iyi geçebilecekken sızdırmalar yüzünden heyecanlı geçmeyecek gibi. İlk olarak Rage 2 sızıntısı yüzünden Bethesda resmi olarak oyunu tanıttı. Sonrasında ise firma Fallout 76 adında bir oyun duyurdu. Bu oyunun da çok büyük ihtimalle online olacağı medyada dolaşıp duruyor. 

   Sızıntıların yanında emin gibi olduğumuz Elder Scrolls Online ve Quake Championship yenilikleri de konferansta gösterilir. Elder Scrolls VI için ise hiç ama hiç ümidim yok, hele aynı stüdyo Fallout 76 ile uğraşırken. Geriye sürpriz olabilecek bir tek Id Software'den bir şeyler kalıyor. Yeni bir Doom? İnşallah. Yeni bir Arcane Studios oyunu? Meh, çok zor. Gelse gelse Wolfenstein 2'ye DLC, önceki oyunların Nintendo Switch fragmanları vs gelir. Şimdi düşününce çok da bir şey yokmuş Bethesda'da. Ama olsun, heyecanlanacak şeyler var.

    UBISOFT
  He he, uğraşmayı en çok sevdiğim firma Ubisoft bu sene maalesef geçen seneki zirve performansını yapamayacak gibi duruyor. Firma göstereceği oyunları açıklamışken Assassin's Creed: Odyssey sızdırıldı ve akabinde resmi açıklama geldi. Bu sene maalesef konferans önceleri çok fazla sızdırılma oldu. Açıkçası ben yeni bir AC duyurusu beklemiyordum. Ama yine yeniden AC videolarına maruz kalacağız.

   Ubisoft'un açıkladığı oyunlar ise Beyond: Good and Evil 2, The Divison 2, Skull & Bones, Starlink Battle For Atlas ve VR oyun Transference şeklinde. Bu oyunlar arasında tabii ki tartışmasız olarak en çok beklediğim oyun Beyond benim, ki Ubisoft'tan merak ettiğim tek oyun bu ayrıca. Bunların yanında Ubisoft'un her zaman yaptığı sürpriz oyun duyurusuna oyum Watch Dogs 3'e gidiyor. Bu da çok fazla olmasa da yine de merak ettiğim bir oyun olur. Bunların haricinde çok da bir şeyler ümit etmiyorum Ubi'den. 

    SONY
  Son birkaç senede konferansların merak konusunda en çok zirve yaptıranı Sony bu sene konferans öncesi hangi oyunlara odaklanacaklarını bile açıkladı. Bu oyunlar çok ilgi çekici olsa bile sürpriz oyun duyuruları her zaman bilinen oyunlardan heyecan uyandırıyor bende. Sanırım ben E3'ün bilinmezliğini seviyorum. Neyse..

   Death Stranding, Spider-Man, Ghost of Tsushima ve The Last of Us: Part 2 ile karşımıza çıkacak Sony. Bu oyunlar arasında Death Stranding ile The Last of Us 2'yi gerçekten merak ediyorum. Sanırım Sony'i Bethesda'dan daha çok bekliyorum. Sony'nin ölüsü bile çok kaliteli yav. Sadece bu oyunlarla bile "Sony iyi iş çıkardı" derim ben. Bunların yanına yeni bir oyun gelmesi çok zor, VR oyunlar, indie oyunlar falan gösterilir gibime geliyor.

     DİĞER
  Nintendo, Square Enix konferanslarıyla pek alakam olmadığı için başlık altında toplama gereksinimi duymadım. Bunları direk geçiyorum. Adını zikretmediğimiz oyunların başında Remedy'nin Project 7 kod adlı oyunu var. Remedy ne yapsa ilgimi çeker, umarım para getiren bir oyun çıkarırlar. Yoksa firmanın geleceği pek parlak değil. 

   Tabii ki Devolver Digital konferansı da radarımda, geçen seneki absürtlükten bir doz daha almak fena olmaz. Indie oyunları da incik incik takip edeceğiz elbet, spesifik bir oyun beklemek çok zor bu tarafta. 

16 Nisan 2018 Pazartesi

Kısa Mı Olsun Uzun Mu?

     Bundan yaklaşık bir ay önce Giant Sparrow'un büyük merakla oynamak istediğim What Remains of Edith Finch adlı oyununu bitirebilme şansına eriştim. Oyunu çıkışından itibaren satın almamanın tek bir sebebi vardı: oyunun süresi.

     Yaklaşık olarak 2,5 saatte biten bir oyun What Remains of Edith Finch. Finch familyasında son yüzyılda yaşayan herkesin bir şekilde hayatlarını trajik biçimde kaybetmelerini görüyoruz oyunda. Her bir bireyin ayrı bir durumu var ve sadece bunları deneyimleyip oyunu bitiriyoruz. Ancak oyun, benim kısa süreli oyunların beni etkileyemeyeceğini düşündüğüm fikri tamamiyle kırdı. Oyunu tek oturuşta bitirdim ve gerçekten tatmin olmuş bir şekilde bilgisayarın başından kalktım (Aslında kalkmadım lol). Hatta bir süre herhangi bir oyun oynama isteği oluşmadı. Çünkü What Remains of Edith Finch yapması gerekeni doğru bir şekilde yapmıştı. Aynı başarılı bir filmi izledikten sonra film izlemeye ara vermişim gibi oldu. Üstelik bunu sadece 2,5 saatte yapmayı başarabilmişti.
    Daha önce hiçbir oyunda bu kadar kısa sürede doyurucu bir oyun oynamamıştım. Bu sebepten her zaman bir oyunun en az 6 saat olması gerektiğini savundum. Meşhur Brothers: A Tale of Two Sons'lar, To The Moon'lar bile "Ağğbii ya, güzel de içine giremeden bitti oyun" dedirttiler bana. Demek ki doğru yolla yapıldığında kısa sürede bile derdini anlatabiliyormuşsun.

What Remains of Edith Finch'ten

     Buradan yola çıkarak oyunlardaki ideal oynanış süresinin kaç saat olacağını tekrardan düşünmeye başladım. Oynamak istediğim, ancak korkutucu oyun süreleri yüzünden girişemediğim güzelim oyunların sürelerine tekrar tekrar bakıp iç geçirdim. Ben ne ara Divinity: Original Sin için 60 küsür saat gömeceğim? Sanırım hiçbir zaman. Çünkü bu kadar devasa detaylı bir oyundan kopmak istemiyorum. Devamlı olarak, senaryoyu unutmadan oynayabileyim ki tam hakkını vermiş olayım. Ancak bu kadar boş zamanım artık pek mümkün değil. Mümkün olsa bile sıkılmamak elde değil. Tekrardan heveslenip oynamak için ise birkaç haftalık ara vermek gerekiyor. Bu durumda yine oyundan kopmalar yaşanacak. Yani Divinity'nin hakkını vermek olası değil.

  Peki ne kadar olmalı ideal süre? 60 saat olmayacağı kesin. Burada durum tamamen kişiselleşiyor. Skyim'e 500 saat gömüp farklı farklı modları deneyen bir oyuncu tabii ki de "Ne diyon olm" diyecektir bana. Ama bence bir oyun kaliteli yan görevlerle beraber en fazla 40 saat olmalı, ki bu sürenin bile biraz fazla olduğunu düşünüyorum. 40 saat sonra bu deneyim sona ermeli. Bu oyunların senaryo odaklı oyunlar için olduklarını da belirtmem gerek. Multiplayer için bir limit koymak anlamsız.
 
    2,5 saatte bile aşırı tatmin edici deneyimler yaşayabilmemiz mümkün iken hem zamanımızı ve hatta ömrümüzü tüketen, hem de tekrar eden yapıyı defalarca oynayıp bize pek de bir şeyler katmayan oyunlar olmasın. Duy beni Obsidian. Pillars of Eternity 2 35 saatte bitsin işte, sana da az yük bana da.

2 Şubat 2018 Cuma

Night In The Woods - Gerçek Mi Sanal Mı Bilemedim

      Uzun zamandır buralara uğramıyordum, artık Oyungezer'de yazdığım için bir şeyler yazma ihtiyacı pek kalmıyor. Ancak dün Night in The Woods'u bitirdim ve oyun çıkalı bir sene olduğu için siteye bir şeyler yazamayacağımdan ve ben de derdimi anlatmak istediğimden tekrar buradayım efendim. Yazı biraz inceleme, biraz kendi hayatım, biraz da sanal karakterler hakkında ilerliyor.

     Night in The Woods, hayatımın "ne oluyor yav?" kısmında, yani tam zamanında oynadığım bir oyun. Çünkü oyunun ana karakteri Mae Borowski, okulu terk edip memleketi Possum Springs'e gelmiştir ve "ne olacak yav?" diye kendine soruyordur. Evet, ben okulu terk etmedim belki ancak 4 ay sonrasında okulla ilişkim bitecek. Yani ben de aynı soruyu uzun zamandır kendime soruyordum.
     Oyun başladıktan belki bir saat sonra Mae'nin lise arkadaşlarıyla bir grubu olduğunu ve o zamanlar bas gitar çaldığını öğrendim. Ne ilginç ki ben de son iki aydır bas gitarla uğraşıyorum. Zaten önemli bir konuda bağ hissettiğim Mae'yle kendimi iyiden iyiye ilişkilendirmeye başladım. Bu noktadan sonra oyunun ilk yarısı sakin ilerlese de özellikle ikinci yarısında Mae, bütün üniversiteyi beraber geçirdiğim oda arkadaşım, Mae'nin kankaları Gregg, Bea ve Angus benim de dostum oldu. Gregg'le beraber birbirimizi bıçakladığımız bölümde sanki gerçek hayatta da aynısını yapıyormuşum gibi hissettim.(Gregg beni iyi bıçakladı yalnız, yenemedim ühü). Oyun başka bir form haline gelmişti resmen. Oyun bittiğinde o noktada "Yaa, ama daha Gregg'le kusana kadar pizza yeyip bir şeyler çalacaktık (Crimes.), ormana gidip çocukları korkutacaktık. Yaaa :(((" dedim.


Sizde oluyor mu bilmiyorum, bir arkadaşınızla güzel günler geçirirsiniz, ama bu günlere sadece "güzel" dersiniz, çünkü bu aşık olmak veya sevdiğiniz takımın son dakika golüyle galip gelmesi gibi  bir duygu değildir, bu alttan alta hissettiren tatminlik, huzur gibi bir duygudur. Arkadaşınızı eğer bir sene göremeyeceksiniz içinizi bir hüzün kaplar, o güzel günlerin gittiğini düşünürsünüz. İşte ben bu durumu 15 senelik ilköğretim arkadaşımı askere yollarken yaşadım birkaç gün önce. O güzel anlar artık olmayacak (Kulağa çok narsistçe geliyor olabilir ama değil lmao). Night In The Woods öyle bir yerde hayatıma girdi ki oyunu sevmemem pek mümkün olmadı. Oyunda da Gregg, birkaç ay sonra şehirden ayrılacaktı. Aynı durumu Mae de yaşadı. Oyun bittikten sonra zaten üzerimde hasıl olan, karakterleri uzun bir süre göremeyecekmişim duygusunu bir daha yaşamış oldum. Sanal karakterler, insan formunda bile olmayan karakterleri özleyeceğim ulan.


Bu noktadan çıkarak aslında sanal bile olsa bazı karakterlerin üzerimizde ne kadar etkili olabildiğini tekrardan belirtmek istedim. Evet, özellikle kitaplarda çokça bulunan bu karakterler (Martin Eden, evet sen de yaşadın bir yerlerde biliyorum) öyle bir etkiliyor ki yaptığımız şey sadece "okumak", "oynamak" ya da "izlemek" olmuyor. Night In The Woods'un karakterleri de böyleydi mesela. Mae, resmen bir dost gibi onunla takıldığım, konuştuğum, bir şeyler yaptığım ve sonunda bana bir şeyler katıp benden ayrılan biriydi. (Oyun karakterlerinin kitaptan daha fazla bağlayıcılığı var galiba.)

Oyun Mae'nin "ne olacak yav?" sorusunu cevaplamıyor. Daha doğrusu Mae'nin derdi benimkinden çok ayrı bir şekilde gelişiyor ve bitiyor. Yani aslında Night in The Woods tahmin ettiğim tarzda bir senaryo düzenine sahip değil. Ama bu hiç sorun olmadı. Çok daha güzel bir şey aldım onun yerine.

Eminim Night In The Woods'u çok değil, bir sene sonra oynasaydım bu derece beğenmezdim. Gregg'in yaptığımız her saçmalık karşısında "It's ok. We are brossss" demesi daha az anlamlı gelirdi. Yine de bu iç ısıtan karakterleri sevmemek biraz ayıp, ne birazı, ayıp işte.