13 Haziran 2026 Cumartesi

Yalnızlık

 Ne yazacağımı dahi bilmiyorum. Daha önce hiç bu kadar çok sevgiye ihtiyacım olduğu bir dönem olmamıştı sanırım. O kadar illet bir şey ki bu sanki bir iç organın sürekli kaşınıyor ve sen onu ne yaparsan yap kaşıyamıyorsun. Üstelik benim gibi cins biriysen; yani hiç kimseyle anlaşamıyor isen, bir mucize olup anlaştığını düşündüğünde de onların terk edip gittiğini görüyor isen, bunu kaşımanın imkansız olduğuna inanmaya başlıyorsun artık. Nerede olursam olayım bu değişmeyecek diye inanmaya başlıyorsun, çünkü mesele sensin başka bir şey değil. Öyle bir sıkışmışlık ki bunun consequence'ı hiç de küçük bir şey olmayacak. 

Artık gerçekten ne yapabilirim bilmiyorum. Ve bu durumdan çok sıkıldım. Gökten melek inmediği sürece, ki inmeyecek, hiçbir şey değişmeyecek. İçinde bulunduğum yalnızlık balonu giderek küçülüyor ve bu gidişle beni de yok edecek. 

24 Aralık 2025 Çarşamba

Yıl Sonu Değerlendirmesi

    Birkaç sene önce yıl sonu değerlendirmesi yapmıştım burada, son birkaç haftadır da kendimi aynı şeyi yapma dürtüsü içerisinde buldum. Sanırım kayda değer şeyler olduğunu söylüyor bilinçaltım. Nitekim oldu da. Mesela 11,5 yıl yaşadığım şehirden ayrıldım, artık farklı bir yerdeyim. Başka bir yere taşınmak zaten zor olacağını düşündüğüm bir şeydi ama düşündüğümden de fazla zorlandığımı itiraf etmeliyim. 

   Çoktan hallettiğin bazı şeylere sıfırdan başlamak hiç kolay değil, hele odağın daha başka taraftaysa. Ama ana amaç idealist tarafımı tatmin etmekti; "insan doğası gereği hareket halinde olmalı" dedim, "rahatlık insanın en büyük düşmanı" dedim, "çok fazla teori insanı oldum, biraz da pratiğini yapayım" dedim. Bir tarafım yanlış yaptığımı söylüyor; insan belirli oturmuşluklara sahip olmazsa, belli seviyede monotonluğu yakalayamazsa verimli olamıyor. Ve kök salmak uzun vadede ödüllendiriliyor, sistem tamamen rahatlığını abuse etmek üzerine inşa edilmiş durumda.
   Bir tarafım da doğru yaptığımı düşünüyor. Gerçekten de kağıt üzerinde anlayamadığım şeyleri anladığım oluyor, mesela bazı konuların ana sebebi yaşadığım yer ya da insanlar değil de kendimmiş. Hac ibadetinin temelinin "uzun ve zorlu bir yolculuk" olmasının bir sebebi var demi neticede, o yolculukta kendini terbiye ediyorsun. Kendimi terbiye ediyor muyum bilmiyorum ama farkındalık kazanmak güzel bir şey.

  Yolculuk demişken, 3 ülke ve 10 şehir gördüm bu sene. O kadar çok yere seyahat yaptım ki artık introvert ruhum rahatsız olmaya başlıyor bir ay sabit kalınca (Evet iki ay bile değil). Ve bu da içimde bir çelişki oluşturuyor, çünkü hala bir introvertim, hala insan ilişkilerinin karmaşıklığına enerji harcamak istemiyorum. Bu çelişkiyi dengelemeyi henüz becerebilmiş değilim, bu da beni duygusal birine dönüştürüyor yer yer. Neyse ki artık 30 (OTUZ) oldum da aklım daha baskın oluyor çoğu durumda. Evet, artık 30'lar kulübündeyim ve kafası da geldi valla. Placebo da olabilir bilmiyorum ama çoğunluğun aksine yaşlanmak bana iyi geliyor. Çünkü ne kadar rasyonel olursam o kadar başarılı oluyorum ama içerisinde duygu olan bir şey olduğunda fail etme olasılığım da o kadar artıyor. Yaşlandıkça tecrübenin avantajını önemli derecede görüyorum. Tabii ki hala aşırı gencim, tabii ki insan her konuda her zaman iyiye gitmiyor ama benim için güzel şimdilik.

    Bu senenin benim için en gurur verici başarısı AWS sertifikasını almak oldu. Aşırı "down olmuş" bir hâldeyken, bazı değerlerimin yıkılmış olduğunu görüp onu kabullenememe aşamasındayken bunu almış olmak çok gurur verici. Uzun zaman sonra Space Marine modunu açtığımı hissettim. O dönem ayrıca ehliyet de aldım. Ve sadece birkaç hafta önce, çalıştığım şirketten ödül aldım. 

   Son bir iki ay kapitalizmin çarklarını tam sürat çalıştırdım. Londra gezisi, eve bir sürü yeni parça, yeni kıyafetler vs derken kulaklarımı da dünyanın kötü tarafına kapattım. Sadece iyiye odaklanıp her şey çok güzel ihihi modunda hayat ne kadar da akıyor gidiyormuş meğer. Kapitalizm hakkaten yolunu bulmuş, insanların dopamin eğilimini suistimal ederek dikey hiyerarşiyi "en güzeli bu" diye pazarladılar bize. Dünya değer sahibi insanlar için çok acımasız bir yer. Çünkü sadece iyiye odaklandığında kötü bir şeyi görür görmez kaçıyorsun ve o orada değilmiş gibi davranıyorsun. Ve illaki o kötüye maruz kalmak zorunda olduğunda dünyaların yıkılıyor, çünkü o kadar hazır değildin ki, o kadar savunmasızdın ki etkisi çok daha kötü oldu. 
   Mental sağlık için kendimizi kandırmamız şart. Ama ben son zamanlarda olması gerekenden fazla kandırdım kendimi. Belki de bu, yukarıda bahsettiklerimin bir yansımasıydı, belki de secure zone'da kalmam gerekti bir süre. Neticede yakın vadede bunu değiştirmeyi hedefliyorum.

   Yakın vadede ayrıca vokal kursuna da yazılmayı hedefliyorum. Bu aralar kafamda yeni besteler oluşuyor, içimde bir şeyler yapma dürtüsü var. Müzik denilen şey tamamen his ve ben kendimde yeni şeyler yapabilecek bir enerji görüyorum. İlk defa! İlk defa kreatif bir tarafım canlanıyor, cidden sonuçları merak ediyorum.

   İşte bunlar yaşamak isteyen tarafımın özetiydi. Bir Mert gerçeği var ki o yıllardır hayatla alıp veremiyor. Kendimin bir bölümü yarını dahi görmek istemiyor. O tarafım hala canlı ve canlı kalmaya da devam edecek. Ve bir gün o tarafımın galip geleceğini düşünüyorum. Ama ne zaman hiç bilmiyorum.

3 Eylül 2025 Çarşamba

30

    Birkaç hafta önce 30. yaşıma bastım. Aslında aklımda ne yazacağım aşağı yukarı belliydi ama tam da doğum günü öncesi yaşadıklarım, bana beni gösterdi ve bendeki bazı şeyleri yıktı. Buna şeyler diyeceğim çünkü bunlar ne kavram ne de değer. Bende olan bir şey. Bu yüzden bu yazı benim uzun vade düşüncelerimi yansıtacak mı emin değilim, ama yine de kendime not düşmek istiyorum.

    Hala yeniden inşa edebilmiş değilim yıkılan şeyleri. Bir süre daha da inşa edemeyeceğim gibi; çünkü yoruldum. Mental olarak kendimi paramparça etmek ve bunu durduramamak beni çok yoruyor. Ve tekrar tekrar, tam bu kez doğru adımları attığını düşünmüşken, doğru olduğunu bildiğin için ekstra mücadeleye girmişken hem senden hem de başka şeylerden ötürü olanlar, tüm bu emeğinin yıkıldığını bilmem kaçıncı kez görmek beni yordu. Ama bu kez tekrar inşa etmek istemiyorum, bir şeyler yanlış. Ben bir şeyleri yanlış yapıyorum. İnsan olmanın ötesinde bir şeyler hedefliyorum belki ve sonuç hep hayal kırıklığı oluyor. Azınlık olmak yoruyor, belli değerlere sahip olup onlar için mücadele etmek yoruyor, hassas olmak yoruyor, aynı şeyleri defalarca kez yapmak yoruyor.
    Bu kez daha farklı. Artık 30 oldum ve her zaman inşa ettiğim gibi inşa etmemeliyim, bir şeyler farklı olmalı. Ama bilmiyorum. Büyük bir çıkmazın içindeyim ve ileriyi göremiyorum. Benim için her şey çoktan bitmeliydi ama devam ediyor işte. Ben, ben olmak istiyorum, aptal normlara uymak istemiyorum, sadece doğru düşündüğümü yapmak istiyorum. Ama aykırılık sadece engel getiriyor, dert getiriyor. Bu bir kısırdöngü ve nasıl ortasını bulacağımı bilmiyorum.

15 Temmuz 2025 Salı

Sorular

Gelecekle ilgili her şeye hazır mı olmam gerekiyor?

Ne kadar ölümü düşünmeliyim?

Dünyanın dertlerini ne kadar düşünmem gerekiyor?

Ne kadarında sorumluluk sahibi hissetmeliyim?

Ne kadar idealist olmalıyım?

İdealler uğrunda acı çekmeli miyim?

Ne kadar kendim için yaşamalıyım?

Ne kadar başkaları için yaşamalıyım?

Tüm bunlar için mücadele etmeye değer mi?

Yoksa aradığım şey mutluluk mu?

En önemli olan şey ne?

Neden hiçbir zaman emin olamıyorum?

Neden hep yapmam gereken daha iyi bir şey varmış gibi hissediyorum?

6 Nisan 2025 Pazar

Beğenilmek

    Hiçbir zaman aramın olmadığı, kullandığımda da birkaç ay sonra dondurduğum Instagram hesabımı tekrar açtım. Uygulama içi verilere göre günde sadece 8 dakika kullanıyor olsam da benim için iki güzel tarafı var: Diğer medyalarda olmayan, özellikle bireysel çekimlerini paylaşan sanatçıları takip edebilmek ve normal zamanda (hayat koşturmaşasından) konuşmadığım kişilerle özellikle hikayeler aracığıyla konuşmak. Özellikle ikincisi benim için çok iyi oldu. Mesela geçenlerde birbirimizi unuttuğumuz bir arkadaşla buluştuk.

   Ama madalyonun bir de diğer tarafı var (Sürekli shitpost paylaşan dostlarım hariç, salın artık beni yav sevmiyorum işte): Kişinin, görmediğin yüzünü görmek. Şimdi bu, kişinin uygulamayı nasıl kullandığıyla çok alakalı. Burası, birçokların "olmasını istediği karakter"i gösterdiği bir persona yuvası. Reeldeki kendisi ile dijital dünyadaki kendisi arasında büyük farklılıklar ve hatta tutarsızlıklar var. Çünkü herkes, bir topluluğun karşısına çıkıyormuş gibi bir bilinçaltına sahip oluyor. Haliyle en iyi, en güzel halini göstermek istiyor. Bir noktada anlaşılabilir bir durum. Olağan hallerimizi göstermenin ne gibi bir cazibesi olabilir, değil mi? Etkileşim almak için bir "selling point" olması lazım neticede. Ama bu, internete erişimi olan herkese her şeyi paylaşma hakkı verdiğinizde amacından çok hızlı bir şekilde sapar oluyor. Ortam bir anda sidik yarışına dönüyor. Beğenilme arzusu her şeyin önüne geçiyor.

  Aslında bunun çok basit bir açıklaması var: Binlerce yıllık evrimimizde doğal seleksiyonun rolü o kadar önemli oldu ki, bu vahşi ortamda hayatta kalabilmek için üremek, dolayısıyla toplumun diğer bireylerinden daha çok beğenilme arzusu içimizde peydah oldu. Bu içgüdü, ortamını buldukça ortaya çıkmaya devam ediyor. Hatta bazen saplantı haline gelip bireyin olmasını istediği karakteri değiştirir hale geliyor. İşte bu yüzden Bahamalar'daki tatil postu ya da arkadaşla gidilen konser post sayısı evde TV izleme postundan daha fazla. "İşte bakın sosyalleşiyorum, bir topluluğun içerisindeyim. Yani onlar beni kabul etmiş kendilerine. Yani fiziksel/mental olarak sağlıklıyım, dolayısıyla doğal seleksiyon olasılığımı arttırıyorum" mesajı verebilmek için.

  İşte bu çok ince bir çizgi. Sevdiklerinle sohbet etmek istediğin için paylaştığın şeyler, sen farkında olmadan superior'lık taslamaya dönüşebiliyor. Neticede insan duygusal anlamda çok kırılgan ve her daim elinin altında bulunan bu "topluma kendini gösterme" imkanı elbette tahrik edici. Ve dünyadaki okuma oranı düşünüldüğünde içgüdülere itaat etme daha yaygın.

  Bu yazının, sadece Instagram'daki bireysel hesaplar üzerine bir anektod olmasını istiyorum. Yoksa konuşmak istesek, sosyal medyanın toplum üzerindeki devasa olumsuz/ayrıştırıcı etkisini, 5 saniyelik hikayeler yüzünden odaklanma sürelerinin ne derece azaldığını, yanlış bilgi yayma ve ona inanma durumunun vahametini, algoritmaların dünya üzerindeki inanılmaz etkisini vs. konuşurduk. Sonra tabii yazı 20 bin karakter olur, gizli gizli "Ben ne yaptım" derdim kendime. Ama tuttum işte kendimi ehehe.

8 Aralık 2024 Pazar

Warhammer 40,000: Space Marine 2 - Kararlılık, Amaç ve Adanmışlık

     Ne yaparsak yapalım, neyle uğraşırsak uğraşalım, üzerine düşündüğümüz vakit aslında öğrenebileceğimiz şeyler içerdiğini fark ediyoruz. Bugün Space Marine 2 denilince akla gelecek şeyler testosteron, beyinsiz aksiyon ve tatminlik olacaktır ama bu lineer, derinliksiz gözüken oyunda bile özellikle erkek iç güdülerinin ve insanoğlunun yapabileceklerini görüp üzerine tahayyül etmek fazlasıyla mümkün.

    Hikâye, Ultra Marines adlı, biyolojik olarak mutantlaştırılmış asker birlikleri üzerine. Tamamen emir kulları olan bu birlikler sayamayacağımız kadar "düşman" öldürmüş. Yüzyıllarca yaşayabiliyorlar ve zırhları da sayesinde İmparator'un en kritik gördüğü savaş alanlarında görevlendiriliyorlar.
   Şimdi olaya sadece bu şekilde bakıp oyununuzu oynayıp bitirebilirsiniz, ki kimse de bir şey demez. Zaten görsel anlamda, oynanış anlamında oldukça başarılı bir oyun. Ancak hikâyenin kişisel bir tarafı var. Önceki oyunun da ana karakteri olan Captain Titus, ruhsuz ölüm makinası olmasına rağmen yanlış bir hareket yaptığı kararına varıldığı için Ultra Marine statüsünden Death Watch statüsüne düşürülüyor ve tam 200 sene boyunca gıkını çıkarmadan hizmet ediyor. Onca sene hiç kimse onun bir yamuğunu da görmüyor, adam tam bir İmparator hizmetkârı. Tüm ömür buna adanmış ve arzuladığı tek ölüm şekli İmparator'a hizmet ederken yaşayacağı türden. Başka şeklini düşünmüyor, ihtimal dahilinde bile değil.

   İşte bu, suratında bir gram ifade görmediğimiz, istemese bile asla tartışmadan kararları uygulayan Titus ile onun geçmişini deşen ekip arkadaşı, ya da "kardeşi", Gadriel arasında gerginlikler oluşuyor. Bu kısımlar klişe ilerlese de biyolojik evrim yaşayan Ultra Marine'lerin hala içinde insani duygular kaldığını görmemiz açısından önemli. 

    Neticede Titus, şeffaf olması gerektiğini, Gadriel de şüphe etmemesi gerektiğini anlıyor ve tekrar "brutha!!" seviyesine geliyor ilişki. Ve her şey her zaman olduğu gibi İmparator için yapılıyor. Artık bu evrenin tanrısı olmuş İmparator'a gösterilen bir ömür adama, can verme aslında İslam'la da paralellik gösteriyor. İnsan ırkının istenilen seviyeye gelmesi için yapılan her şey mübah, can verme buna zaten dahil. Eğer bir kişinin ters bir hareket yaptığını görsünler, hemen ölümle cezalandırıyorlar. Çünkü bir anlık şüphe dahi duymaman gerekiyor. Emirleri bu yüzden sorgulamaman gerekiyor. Mesela Titus, gezegen kurtaracak hareket yapıyor, kendine gelememiş. Lordlardan biri gelip "Ayağa kalk, yapacak işlerin var" diyor, o da ayağa kalkıp "For the Emperor!" diye bağırıyor. İlk bakışta "İnsan bi teşekkür eder" diyorsun ama işin ilginci Titus ödüllendirilmeye ihtiyaç bile duymuyor, zaten yapılması gerekeni yaptık kafasında. Neyse ki üsse dönünce iki dakika ödül neyin veriyorlar ama saniyesinde yeni göreve atanıyor kaptan. Tabii ki de gık çıkarmıyor, çünkü her şey İmparator için!

    İşte bu sorgulamadan, var olan tüm imkanlarınla amacına odaklanma hali, aslında kendi hayatımızda da başarının anahtarı. Çok istediğimiz, zorlu bir durum karşısında belki de hiç duygularımızı hesaba bile katmadan, sadece rasyonel kararlar üzerinden adayacağımız bir süreç bizi mutlaka bir seviyeye getirir. İstikrar, pes etmemek, bu düşünceyi akla dahil getirmemek illaki bize bir şeyler kazandırır günün sonunda. İnsan gerçekten gözüktüğünden fazlası ve bunun örneğini zaten birçok yerde görüyoruz.

   Kendimi Ultra Marine seviyesinde gördüğüm bir dönem aklıma geldi. Üniversite sınavına hazırlandığım sene, sabah 7:30'da kalkar ve gece kafam soru bankasının üzerine düşene kadar çalışırdım. Bu zamanda okula ve dershaneye de gidiyordum bir de. Ve bunu tam 9 ay boyunca yaptım. Çok az günde başarısız olmuşumdur ama zaten bir daha hiçbir zaman o seviyeye gelemedim. Neticede Ultra Marine seviyesinde geçirdiğim 9 ay, benim hayatımı tamamen değiştirdi ve halen ekmeğini (literally) yiyorum. 
   Belki de yeni hedeflerim için Ultra Marine seviyesine gelmem gerekiyordur, ha? Tek sorun "İmparator için" dedirtecek bir algı yaratmak kafada. Beyine bu sıvıyı enjekte etmek Ultra Marine olmaktan da zor sanki....



24 Kasım 2024 Pazar

Jinx



Seni hiçbir zaman unutmayacağım Jinx.