5 Eylül 2017 Salı

Evet, Bir Ubisoft Oyununu Heyecanla Bekliyorum

     Blogumdaki en çok adını geçirdiğim, CD Projekt'ten bile çok bahsettiğim firma olan Ubisoft'a çoğu zaman, hatta neredeyse her zaman kötü şeyler söyledim. Gerek taklitçiliği, gerek yenilikçi hiçbir şey üretmeyişi ve sürekli para basan bir IP bulma çabaları gerçekten de sinir bozucu. Ubisoft'u Ubisoft yapan oyunlara, geçmişine baktığımızda tam tersi durumu görmemiz, aslında Ubisoft'un eskiden ne kadar da üretici, insanları sevdiren ve onlarla bağ kurmasını sağlayan ürünlerin ortaya çıkardığını ispatlar nitelikte. Geçmişine baktığımızda Ubisoft şimdiki adından çok daha iyi anılıyordu.
      Assassin's Creed serisi, beklenilenden çok daha büyüyünce Ubisoft, belirli bir noktadan sonra kolaya kaçtı ve Assassin's Creed'den görmüş olduğu "markalaştırmak kolay para demek" formülünü diğer oyunlara da uygulamaya çalıştı ve sürekli eski markaların yeni oyunlarını piyasaya sürdü. Bu oyunlar kimi zaman başarılı, kimi zaman başarısız oluyordu da hiçbiri oyun sektörüne ve oyunculara bir şey katmıyordu.
     Ancak Ubisoft sadece bu markalarla "geçinip gidiyoruz yea" diyen bir firma olmadı ve az önce dediğim gibi Assassin's Creed'in yanına bir isim daha eklemeye çalıştı, böylece bir sene onu bir sene bunu yayınlayarak hem oyunların geliştirme sürecini arttırmış olacaktı, hem de insanların aynı oyun konseptinden sıkılmaması sağlamış olacaktı. Bu sebeple çıkarılan oyunların tanıtımları da hep "bakınız, ne kadar da devrim niteliğinde oynanış ve grafik var" tarzında oldu. Watch Dogs'un tanıtım videolarını düşünürsek, insanlara gösterilen şeyin başka hiçbir oyunda olmayan, sınırsız özgürlük sağlayabilen bir oyun olarak tanıtıldığını hatırlarız. (Ben oyunu büyük merakla beklemiştim, çünkü derdim Chicago'da zaman geçirmekti.) Hatta GTA V çıktığında sosyal medyadan "GTA'da 3 ay vakit geçirmek yeter" diye durumlar bile paylaşmışlardı. Sonuç tabi ki fiyaskoydu.
    Ubisoft, sadece Watch Dogs ile girişimini sonuçlandırmadı. The Division, For Honor, Ghost Recon: Wildlands olsun özellikle multiplayer tarafında pay alma derdinde. Nitekim Rainbow: Six Siege ile bunu bir nebze olsun başardılar. Ama Rainbow ismi de Ubisoft'un altın yıllarında kazandığı bir isimdi.
    Sürekli bir şeyler deneyen Ubisoft'un aslında Ubiart Framework ile yapılmış çok güzel oyunları var. Valiant Hearts: The Great War (ki benim çok sevdiğim bir oyundur), Child of Light, Rayman: Origins ve Rayman: Legends oyunlarının hepsi oyuncular tarafından sevilmiş oyunlar. Ama bu oyunlar getirisi az olduğu için Ubisoft, Ubiart Framework ile oyun geliştirmemeye karar verdi. Ubisoft, yaptığı tek güzel işi de sırf para getirmediği için bitirdi ve benim gözümde çok boş bir firma oldu.
     Derken son E3'te duyurulan bir oyun tanıtımı var ki, hem benim Ubisoft'a olan ön yargımı kırabilecek seviyede, hem de gerçekten yenilikçi olabilecek potansiyelde: Beyond: Good & Evil 2.
(Yazının buradan sonrası şu şarkıyla beraber daha anlamlı ve güzel gider.)

Tanıtım videosunda gözüken Monkey, daha ilk konuşmasında beni kendine çekmeyi başarmıştı.

     Beyond: Good & Evil 2'nin, kısaca BGE2'nin,  Ubisoft oyunu olmasına rağmen gerçekten heyecanlandıracak sebeplerinden en önemlisi oyunun başındaki isim olan Michel Ansel. İlk oyunun da başında olan Ansel, aynı zamanda bize göre çok başarılı, Ubisoft'a göre pek de başarılı olmayan Rayman: Origins ve Rayman: Legends'ın da başındaki isimdi. Bu iki oyunu eğer oynadıysanız demek istediğim çok daha anlaşılır olmuştur. Özellikle Rayman: Legends, oyuncular tarafından çok sevilen bir platform oyunu. Bu iki oyunun, gerek mekanikleri olsun, gerekse inanılmaz eğlenceli karakterleri olsun çok keyif verici bir atmosferi vardı. BGE2'de de kesinlikle güzel olacağını düşündüğüm özelliklerden biri karakterleri. Ansel bu konuda oldukça başarılı.
    Michel Ansel, ayrıca oldukça tutkulu bir isim. Oyunun gerçekten de güzel olmasını, bizimle bir bağ oluşmasını istiyor. Zira böyle bir duyguyu Rayman oyunlarında da hissetmeseydi onlar da bu kadar içimizi ısıtacak oyunlar olmazdı. Ansel'in ne kadar tutkulu olduğunu E3'te sahneye çıktığındaki gözyaşlarından anlayabiliriz.
    BGE2'nin bir başka "olay olabilecek" özelliği ise, Ansel'in yorumladığı oyunun teknik demo videosunda anlatılan, No Man's Sky'a benzeyen, galaksiler arası gezintiyi hiçbir yükleme ekranı olmadan gezebilmek. Bu özellik için üç yıldır çalışıldığını söylüyor Ansel videoda. Oyunun buradan da büyük olacağını görmek mümkün.
    Michel Ansel'in biraz önce de bahsettiğim gibi oyunlarının bizim beğenmemizi isteyen biri. Bu yüzden teknik demo videosunda, sürekli olarak bizim oyunda nelerin olmasını istediğimizi söylememizi istedi. Space Monkey Program ismini verdikleri bir sisteme üye olup, oyunda nelerin olmasını isteyorsak Ubisoft'a bildiriyoruz. Ansel'in bizim görüşlerimizi de çokça önemsemesi hiç de Ubisoft işi değil gibi demi. Bu oyun zaten klasik Ubisoft oyunlarından farklı olacak. 2019'dan önce çıkmayacağını düşündüğüm bu oyunun gerçekten büyük bir potansiyeli var ve ben gerçekten merak ediyorum.

   

20 Ağustos 2017 Pazar

Fiyatlandırma Çelişkisi

     Yakın tarihte PS4 ve PC için piyasaya çıkmış olan Hellblade: Senua's Sacrifice'ın Metacritic ortalamasının 82 olmasının en önemli sebeplerinden biri oyunun fiyatının yurt dışında 40 dolar (ülkemizde PC için 49 ₺) olmasından kaynaklıyor. Nitekim yapımcı firma Ninja Theory de oyunun ederinin 40 dolar olduğunu söylemişti. Ninja Theory, açgözlü davranmayarak, elindeki ürünün ne seviyede olduğunu bilerek hareket etti ve genel olarak olumlu yorumlar aldı.
    Öte yandan şu anda erken erişimde olan indie oyun We Happy Few, dağıtımcılık için Gearbox ile anlaştı ve oyunun fiyatının 60 dolara çıktığını açıkladı (ülkemizde PC için 177 ₺) ve üstüne Season Pass duyurdu. Season Pass'te üç tane DLC olacak. Bu oyun, dağıtımcı Gearbox'un acımasız politikası altında mahsur kaldığından mıdır bilinmez değerinin çok üstünde bir fiyat istiyor.
   Üstteki iki örnekle demek istediğimin oyun fiyatlandırmasındaki dengesizlik olduğu anlaşılabilir. Peki hangi oyun ne kadar fiyatla piyasaya çıkmalı? Firmalar oyun fiyatlarını neye göre belirlemeli? 2015 yılında piyasaya çıkan ve en fazla altı saatlik oynanış sunabilen The Order: 1886, 60 dolardan piyasaya çıkarken, tekrar oynanabilirliği sonsuza yakın olan The Binding of Isaac: Rebirth'ün 15 dolardan piyasaya çıkması ne derece doğru ve adil?
   Bu noktada AAA oyunlarının tanımına bakmak gerek: AAA oyunlar, yapımı uzun süren, yüksek bütçeli, dolayısıyla yüksek ekonomik risk içeren oyunlardır. Battlefield'ından Metro: Last Light'a kadar, adını sıkça duyduğumuz bu oyunlar, AAA oyunlar olarak geçiyor. AAA denmesinin sebebi, "A lot of time", "A lot of resources", "A lot of money" (çokça zaman, çokça kaynak, çokça para) cümle öbeklerinin baş harflerini kullanmasındandır. Adından da kolayca anlaşılacağı gibi bu oyunlar için ayrılan zaman, kaynak ve para, bu oyunların 60 dolardan piyasaya çıkmasını sağlıyor.
    60 dolar, bir standart haline gelse de para saymayı seven firmalar, ana oyunu 60 dolardan çıkarmasına rağmen, gerek DLC'lerle gerekse mikroödemelerle oyunu aslında tam çıkartmayarak oyunculardan daha fazla para alma peşine düşüyor. En bilinen örnek olan Battlefield serisi, 60 dolara ana oyun ve altı multiplayer harita, 60 dolara da 24 ek haritayla beraber yeni silah, gadget satıyor.
    Ayrıca, kendini AAA oyunuymuş gibi gösterip 60 dolardan piyasaya çıkan oyunlar da var. The Order: 1886, bu oyunlardan birisi işte. En ünlü örneğimiz ise geçen sene piyasaya çıkan No Man's Sky. No Man's Sky'ın fiyat politikasını geçen sene yazmıştım.

The Binding of Isaac: Rebirth için bir yorum


    Nasıl 60 dolar AAA oyunlar için bir standartsa(!), 15 dolar da indie oyunlar için bir standart oldu. Bazı oyunlar, oyunun boyutuna göre daha ucuz piyasaya çıkabiliyor. Indie oyunlar, minimalist ancak yeri geldiğinde AAA oyunlardan daha orijinal, yeri geldiğinde oyuncuya uzun saatler harcatabilen oyunlar oluyor. Hem 60 dolar verip hem de daha az zaman ve o zamanı kalitesiz geçirdiğinde insan, bu durumun adaletsiz olduğunu doğal olarak düşünüyor.
    Oyunları, insana verdiği keyfe göre ücretlendirmek imkansız. Ancak indie oyunların bile 60 dolar istediği günümüz fiyatlandırması da hiç adaletli değil. Ninja Theory gibi, CD Projekt RED gibi oyuna gerçek değeri, hatta fazlasını veren firma sayısı çok az. Her oyunu inceleyip, değerine göre fiyat belirleyen bir kuruluşun var olmasının pek mümkün olmadığı da düşünüldüğünde işlerin iyice kötüye gittiğini görmek üzücü oluyor.

3 Ağustos 2017 Perşembe

Yok O Senin Düşündüğün Gibi Değil

     Eminim diğerlerinin beğenmediği ama senin beğendiğin bir film/oyun var. Aslında senin beğendiğin şey gerçekten de kötü. Bu tür subjektif konulara net cevap vermek içime sinmese de yazının ana temasını vurgulamam açısından önemli.

     Dunkirk'ü izledikten birkaç gün sonra 3 Kasım'da piyasaya çıkacak olan Call of Duty: WWII oyunun Zombie moduyla ilgili bir video yayınlandı. Zombilerin Nazi olacağına vurgu yapan video aslında oldukça standart bir tanıtım videosu. Videoyu izledikten sonra bu oyunun başarılı olup olamayacağını düşünürken aklıma bir 'yaklaşım' geldi. Yaklaşım diyorum; çünkü bu yaklaşım oyunun teknik özellikleri incelenerek giden bir yol değil.  Evet, aslında genel puanları çok çok etkileyecek bir durum değil, ama oyun çıktıktan sonra sağda solda göreceğiniz "farklı" yorumlar şaşırtmasın.

    Dunkirk ile Call of Duty'nin tek bir ortak noktası var, o da ikisinin de II. Dünya Savaşı'nda geçiyor olması. Dunkirk'ü izleyip, çok beğenen bir kişi, güzel bir film izlemenin verdiği heyecanla yine o konsepten bir film izlemek veya oyun oynamak veya kitap okumak isteyebilir, ki bu hepimizin sıkça yaşadığı olay. Mesela, Mass Effect: Andromeda çıkmadan önce sürekli medyada olması, sürekli niyetlenip, bir türlü girişemediğim Mass Effect üçlemesine itici bir güç olmuştu ve seriye başlamıştım. Bize verilen heyecan bile o temadan bir şeyler tüketmemiz için yetebiliyor. Dunkirk'ün de aynı şekilde Call of Duty için itici bir güç olabileceği gerçeği var. Call of Duty WWII, kötü bir oyun olsa bile sırf II. Dünya Savaşı'nda geçtiği için, oynayana istediği en önemli şeyi verdiği için o kişiden olumlu puan alabilir.

    Bu olumlu puan verme içgüdüsü sadece ana temadan kaynaklı olmayabilir. Mesela, aksiyon-FPS oyunu oynamak istersin; ancak uzun bir süre piyasaya FPS oyunu bile çıkmaz, derken Call of Duty belirir ve oyundan alacağın zevk normalden çok daha fazla bir hale gelir.
    Dönemsel etmenler, bizim, oyun, film ve hatta kitapları beğenip beğenmememizi etkiliyor. Bu etmenlerin içerisindeki küçük durumlar bile o ürün hakkındaki yorumlarımızı etkileyebilir. Yine bir örnek üzerinden gidelim. Filmin (ya da başka şeyin) en kritik anında, belki de senin filmi çok sevmeni sağlayacak bir olay yaşanırken kedin miyavlamaya başlayabilir, ya da uzun telefon konuşması için birileri arayabilir, ya da ocakta yangın çıkabilir (Tamam, bu çok düşük ihtimal. Sadece yazıyı South Park bölümüne çevirmek istedim). Bu gibi olması küçük, ama olduğunda filmin zevkini azaltacak durumlar da verilecek puanı etkileyebilir.

    Demek istediğim, Call of Duty WWII çok kötü bir oyun olacak ama insanlar beğenecek ve yine 10+ milyon satacak.(Çok iddialı oldu ama risk aldım ulan!!)

22 Temmuz 2017 Cumartesi

Bi Garip Dunkirk Yorumu

     Çok sıkı bir Christopher Nolan fanıyımdır. İlk dedikoduları çıkmaya başladığından itibaren, filmle ilgili her yeni bir şey duyurulduğunda, filmi her hatırladığımda heyecandan yerimde duramamama sebebiyet verdi Dunkirk. (Gerçekten duramıyordum; bilgisayarın başından kalkıp iki tur atmam ya da başka şeylere odaklanmam gerekti hep) Nasıl heyecanlanmayayım? Yine senaristin Nolan, müziklerinin Hans Zimmer, sinematografinin Hoyte Van Hoytema'ya ait olduğunu öğrenince. Nasıl heyecanlanmayayım adamın her filminin çıkışında başka bir insan oluyorken. Interstellar sonrası uzayla ilgili her şeyi bilen bir adam olmuştum mesela.
     Filmleri tek bir noktaya odaklanmıyordu çünkü, birden fazla senaryoya ve fikre sahipti. En olağanüstü olayları en gerçekçilikte, en kaliteli müziklerle gösteriyordu bize. Dunkirk de öyle olacaktı tabi ki, diğer filmleri hep böyle hissettirdiğine göre..
    Ben içten içe çok heyecanlanıyordum; ama bir yandan da Nolan'ın inanılmaz basit bir senaryoyu seçmesinin sebebini anlayamıyordum. Başı ve sonu belli olan bir olay ne derece güzel hissettirebilirdi ki? 'Nolan Duygusu' adını koyduğum, sadece o adamın filmlerinin sonunda yaşadığım, içinde mutluluk, şaşkınlık, hüzün gibi duygular olan o duygu aşuresini nasıl alabilirdim ki? Bu sebepten bu filmin çıkışında Nolan Duygusu'nu almayacağımı kabullendim, bu beklentiyle filmi takip ettim.
   
    Filmin inceleme puanları yayınlandı ve bazı siteler Nolan'ın en iyi filmi olduğunu söylediler, çok yüksek puanlar verdiler. Puanları ve yorumları gördükçe, zaten güzel olacağından şüphe duymadığım filmle ilgili sebepsiz bir beklenti artışı yaşandı. Acaba Nolan 108 dakikaya, o arzuladığım Nolan Duygusu'nu koymayı yine başarmış mıydı? Bu kadar kısa sürede, bu kadar basit bir senaryoda yine film çıkışı başka bir insan olacak mıydım?
    Olamadım...Ama adına 'hayal kırıklığı' da diyemiyorum, nitekim hayal kırıklığı yaşamadım ben film çıkışında. Beklentim yükselmiş olsa da ben yine çok muhteşem duygularla ayrılacağımı düşünmüyordum. Emin olduğum şey bize sunulan atmosferin, en iyi savaş filmi dediğim Er Ryan'ı geçeceği ve savaşın ne kadar da insan psikolojisini alt üst eden bir olay olduğu idi. Bu film, o konularda Er Ryan'ı geçemedi.

     Filmin derdi başkaydı çünkü. Asıl sorun bizden geliyordu sanırım. Biz buna "savaş filmi" dedik, ama bu filmin tek etiketi olabilirdi: hayatta-kalmak. Evet, bu bir bilgisayar oyunu değil, ama bu filmin anlatmak istediği en büyük dert kesinlikle hayatta kalmanın nasıl bir duygu olduğuydu. Biz destansı hikaye(ler) beklerken Nolan, savaş filmlerini dramatize etmenin gereksizliğini ya da kahramanlar çıkarılmasının gereksiz olduğunu yüzümüze vurmaya çalışıyordu. Başından sonuna kadar gerilimi yüksek tutup, ölümün aslında her zaman yakın olduğunu anlatmaya çalıştı bize. İşte burada anlaşmazlık yaşadık Nolan'la. Nolan'ın derdi bambaşkaymış meğersem.O, Dunkirk tahliyesinde hayatta kalmanın, her insanın en büyük derdi olduğunu göstermek istemiş bize. Bizse tanıtımlarda sürekli söylenen "destansı" kurtuluşu en realistik şekilde görmek istiyorduk.

     Asıl sorun Nolan'ın niyetinin farklı olması da değil maalesef. Filmin derdinin, bir "film" olabilmesi için gerçekten de yetersiz materyale sahip olması. Nolan döktürmüş zaten tekniksel olarak. Muhtemelen izlediğim en iyi çekimlere sahip filmdi Dunkirk, olağanüstüydü. Ama bu daha çok belgesel tadında olmuş. Evet, realistiklik istiyordu herkes (Nolan da öyle), ama bunu destekleyecek bir sunum da. Beni asıl hayal kırıklığına uğratan burası oldu işte. Bu film çok iyi sunamadı derdini. Oyunculukların yetersiz derecede rol yapamaması değil asıl mesele, bir şeyler oturamıyor beynimde film boyunca.

    Tamam, hayatta kalmayı metinsel değil de mimiksel olarak anlatmaya çalış, kabulüm. Nitekim çok da severim ben insanların yüz ifadelerinden derdini anlama durumunu. Ama, yakışıklı yakışıklı adamların saçları başları bile çok dağılmadan görürsem nasıl alayım o hissiyatı? Ya da o kadar patlama olmasına rağmen bir damla kan olmadan, bir gram parçalanmış ceset olmadan nasıl hissedeyim ben 'oradan kaçma' hissiyatını?

    Nolan'ın vermek istediğini de tam olarak hissedemeyince ben film çıkışı 'bir garip' ayrıldım. Evet garip, nasıl hissettiğimi bilmiyordum çünkü, hala da öyle. Hangi kategoride, neyi ön plana çıkarak değerlendireceğimi bilemiyorum çünkü. İnsanların beğenmesini de anlıyorum, beğenmemesini de. Çünkü ben de hem beğendim, hem beğenmedim.

NOT: Yazının ana derdi filmi incelemek değil, bu yüzden filmle ilgili her şeyi yazmadım.

14 Haziran 2017 Çarşamba

UBISOFT FOR THE WIN (WAIT, WHAT?) (E3 2017)

        EA
    Aslında bir sürpriz hariç tamamen beklediğim gibi vasat bir sunum olmasına rağmen E3 içerisindeki ilk sunumun gazı olduğundan olsa gerek EA konferansını fena bulmadım.
Battlefield 1 DLC: EA başlangıçta Battlefield 1'i haklı olarak öve öve başladı konferansa. 20 milyon oyuncuya ulaştıklarını söyledikten sonra 8 tane yeni haritanın tanıtımını yaptı.
EA Sports: EA Sports'un Madden NFL, FIFA ve NBA Live tanıtımları oldu. Özellikle FIFA ve Madden'ı e-Spor tarafında ne kadar çok geliştiklerini uzun uzun anlattılar. Zaten EA sunumlarında oyuncuları fazla fazla konuşturdu, ki oyun sektörünün gidişatını da yansıtıyor bize bu. İlginçtir bu üç spor oyunuyla ilgili hiçbir gameplay videosu görmedik, sadece tanıtımlar mevcuttu. Madden'a da hikaye modu geliyor. FIFA'da da Alex Hunter'ın ikinci sezon maceraları devam edecek. NBA Live tarafında ise EA Sports, hala bir şeyleri ispat etme evresinde oldukları için oynanışın ne kadar değiştiği anlattı. Ben NBA Live'dan bu sene ümitliyim, 2K'in tahtının sallanmasını gerçekten istiyorum. EA, elbet böyle giderse 2K'i yakalayacaktır.
Need For Speed: Payback: Bu seneki NFS'nin en ilgi çekici tarafı araba çeşitliliği oldu benim için. Modifiye konusunda da ciddi vaatler verdi NFS yetkilisi, ne kadar iyi olur bilinmez şimdilik. Daha sonrasında Fast & Furious'dan özenilmiş, tırdan araba çalma odaklı bir oynanış videosu yayınlandı. Açıkçası çok heyecanlanmadım; fakat yarış oyunlarının genel oynanış tarzını tek bir videodan çıkarmanın güç olduğunu düşündüğümden açık kapı birakıyorum NFS: Payback'e. Senaryo tarafının da hiç iç açıcı durduğunu söyleyemeyeceğim.
A Way Out:İşte o sürpriz: EA, 'EA Originals' adında, indie geliştiricilere reklam, altyapı ve parasal destek sağlayan bir sistem duyurmuştu geçen sene. Birkaç tane oyunu çok beğendiklerini ve piyasaya çıkaracaklarını söyledikten sonra Brothers: A Tale of Two Sons'ın yapımcılarıyla beraber ortak çalıştıkları, sadece coop oynanabilen, A Way Out isimli oyunu tanıttı. Oyun, gerçekten çok güzel duruyordu. İki mahkumun hikayesini anlatan oyunda bazen bir kişi cutscene izlerken, diğeri oynanışa devam edecek; bazen ikisi de aynı eylemi yapacak. Oyunun bu ilginç dinamiği, çok ümit vadeden iki karakter ve onun hikayesiyle birleşince A Way Out, EA'nin en ilgi çekici oyunu oldu benim için. The Last of Us'ı andıran tarzı ve önceki oyunlarının kalitesini de göz önünde bulundurduğumdan çok büyük bir merakla 'Beklenilen Oyunlar' listesine adını yazdım.
Anthem: Bioware'in yeni action-adventure oyunun sadece ismi duyuruldu, asıl detaylar Microsoft konferansında tanıtıldı.
Star Wars: Battlefront 2: EA'nin yeni filmle beraber piyasaya çıkaracağı Star Wars'la ilgili uzun bir sunum gerçekleşti. Niyeyse kamera birden alttan görüntü çekmeye başladı(Ulan EA, ne fenasın ha. Gizliden gizliden iş çeviriyorsun da anlıyoruz biz abicim). Oyunda da ses aktörlüğünü yapan bir ablamız, Battlefront 2'deki oynanabilir karakterleri falan tanıttıktan sonra aynı geçen sene BF1'de yaptıkları gibi canlı olarak multiplayer bir maç oynattırdı oyunculara. Ama bu sefer konferansın içine dahil ettiler ve tek bir maç oynandı. Ayrıca geçen seneki sıkıcılığı azaltmak amaçlı sadece yeni şeylere odaklandılar. Ama yine de sıkıcıydı :) Eski usül beş dakikalık video herkesi mutlu ederdi.

         MICROSOFT
    Tam 22 tane oyun tanıtımı gerçekleştiren Microsoft, beklediğimden biraz daha iyi bir konferans gerçekleştirdi. Ancak birkaç oyun hariç çoğu oyunda saf oynanış videosu gösterilmedi.
Xbox One X: Gerçek 4K desteği sunacak olan Project Scorpio'nun ismi Xbox One X olarak tanıtıldı. Konferans boyunca da 4K desteğinin çok kez üstünde durdu Microsoft. Ama oyun tarafında o kadar başarılı değillerdi. Konsolun yurt dışı fiyatı da 500 dolar olarak açıklandı.
Forza Horizon 7: Tam tahmin ettiğim gibi Microsoft, ellerindeki nadir exclusive markalardan biri olan Forza serisine yeni bir oyun tanıttı. Diğer forzalardan çok bir fark gözükmedi bana.
Metro Exodus: Çok sevdiğim Metro serisinin yeni oyunu tanıtıldı. Grafikler oldukça hoştu. Saf oynanış gösterilmediğinden net bir yorum yapamıyorum ama atmosfer yine başarılıydı. Artık tamamen yüzeyde geçecek olan Metro Exodus'un ilham aldığı kitaplar arasında Metro: 2033 ve Metro:2035 var.
Assassin's Creed: Origins: Bir sürpriz oldu ve Ubisoft oyununu kendi konferansında tanıtmadı. Beş dakikalık oynanış videosu ise gerçekten çok kötü duruyordu. Geliştiren ekibin bir sene daha süresi olmasına rağmen her şeyiyle bu kadar kötü oyun çıkarmasına şaşırdım açıkçası.
State of Decay 2: Aslında üzerinde durmayacaktım ama Microsoft çok durunca bir şeyler yazayım istedim. Zombi temalı post apokaliptik bir yerde Walking Dead tarzı hayatta kalma oyunu.(Yazarken oyundan soğudum be).
The Last Night: En iyi ,en heyecan verici oyun tabii ki yine indie yapımcılardan geliyor. Muazzam sanatsallığı ve harika bir tanıtım fragmanıyla The Last Night'ı direk listeme ekledim. Detaylıca Indie bölümüne yazdım.
Sea of Thieves: Daha ilk tanıtıldığından beridir hiç içime sinmeyen Sea of Thieves'e Microsoft niyeyse sürekli uzun uzun tanıtımlar yaptı. Ancak bu seferki sunum gayet keyifliydi. Keyifliydi ama oyun yine de çok aham durmuyordu. Akıbetini gerçekten merak ediyorum.
Life is Strange: Before The Storm: Ekranda Square Enix yazısını görünce heyacanlanmamla fragmandaki ilk kareyle tanıtılacak oyunun Life is Strange olduğunu anlamam arasında çok küçük bir süre vardı. Yine de seveninin çok olduğu oyunun tanıtımı Microsoft için bir artı.
Shadow of War: Sürekli ama sürekli videoları çıkan oyunun yine bir videosu yayınlandı konferansta. Fena gözükmüyor, ama patlarsa da şaşırmam.
Ori and The Will of Wisps: İlk oyunun çok sevmiştim Ori'nin. Bu sebeple bu haberi de büyük mutlulukla karşıladım. Yine muazzam müzikleri, tarif edemeyeceğim seviyede başarılı görselleriyle Ori'nin yeni macerası bizlerle olacak.
Anthem: Bioware'in yeni oyunuyla ilgili bir video yayınlandı. Bu da saf oynanışa sahip değildi ama bir şeyleri gösteriyordu en azından. Mass Effect üçlemesini yapan ekibin oyunu olacak olan Anthem coop oynanışa da sahip. Destiny'i andıran level sistemi gibi gözükse de bu ekibin başarılı bir senaryo çıkaracağını düşünüyorum. Karakterimizin Fallout'daki power armor tarzı bir exo suite binip Iron Man gibi uçabilmesi gayet hoş olmuş. Özellikle atmosferi ve sualtı/suüstü her yeri gezebilmemiz çok başarılı. Gerçekten merakla bekliyorum.

        BETHESDA
     Bethesda bu sene oldukça kısa bir konferans yaptı ve yine de bir şekilde tahmin ettiğim 'fena değildi' seviyesine ulaştı. Ancak çoğu kişi oldukça kötü buldu.
Ivız Zıvır: 45 dakika süren konferansın yarım saati ıvır zıvırdı. Bethesda'nın konferans vermesine bile gerek yokmuş aslında. Ama onlar kolay yoldan reklam yapmanın bir yolu olduğunu düşündükleri için gereksiz şeylerle vakti doldurmaya çalıştılar. Gereksiz şeylerin içinde DOOM VFR, Fallout 4 VR, Elder Scrolls Online ve Legends falan vardı. Tek olumlu şey ise Dishonored 2'ye duyurulan DLC'ydi.
The Evil Within 2: Bethesda konferansını vasata çeken ilk oyun olan The Evil Within'e oldukça başarılı bir tanıtım videosu yayınlandı. Videoda ilk oyundaki karakterleri de gördük, ama herhangi bir oynanış göremedik. Korku öğesinin daha fazla olduğunu sezdim ben. Yine de başarılı bir tanıtım oldu. Yakın zamanda oynanışı da gösterirler çünkü 13 Ekim'de piyasaya çıkıyor. (Kesin ertelenecek)
Wolfenstein II: The New Colossus: Zaten geçen sene adını duyurmuşlardı. Beklediğimiz bir tanıtım oldu. Uzun bir video yayınlandı. Bu da saf oynanışa sahip değildi ama oldukça başarılı gözüküyordu. İlk başta ilk oyuna da gönderme yapan, Liesel diye yangın saçan binek bir makinenin(?) 1980'lerde çekilmiş gibi gözüken bir fragmanı yayınlandı. Sonrasında Nazilerin her yerde olduğunu televizyondaki kanal geçişlerinden anladıktan sonra oyunun Amerika'da geçtiğini öğrendik. Çok beğendim ben, merakla bekliyorum.
NOT: Bu iki oyunun fiyatının Steam'de 266 ₺ olması tek kelimeyle soygunluk !!

       UBISOFT
     Blogumdaki neredeyse her yazıda bir şekilde lafın kendisini bulduğu ve o lafın çok da olumlu olmadığı bir firma olan Ubisoft, bu sene E3'ün en başarılı sunumlarından birini yaptı. Bir sürü oyun tanıtan Ubisoft beni fazlasıyla şaşırttı. Aslında en başarılısı derdim de Devolver Digital n'aaaptı öle yav?
Rabbit & Mario: Kingdom Battle : E3'ün en beğendiğim oyunu oldu Nintendo Switch exclusive'i olacak olan oyun. Aşırı sevimli duran karakterler, çok başarılı gözüken sıra tabanlı oynanış ve görseller beni benden aldı. Hem de 29 Ağustos'ta piyasaya çıkacak.
Mario & Rabbids: Kingdom Battle

Assassin's Creed: Origins: Sadece bir trailer yayınlandı ve konferans sonrası 30 dakikalık oynanış videosunun olacağını söylediler. Çok da mantıklı bir iş yaptılar, nasıl olsa AC markasının çok da reklama ihtiyacı yok, insanlar da dün gördükleri şeyi tekrar görmek istemezlerdi.
The Crew 2: Euro Truck Simulator'un Amerika'da geçen arabalı versiyonu olan The Crew'in ilk oyunu çok da beğenilmemişti. Geliştirici ekip Ivory Towers pes etmedi ve gerek Wildlands DLC'si olsun, gerekse ikinci oyun olsun The Crew markasını yaşatmaya çalışıyor. Tanıtımda uçak, deniz arabası ve motorsiklet de sürebileceğimizi gördükten sonra gayet havalı bir trailer ile geleceğinin ne olacağını büyük merakla bekleten Crew 2 sunumu bitiyor.
South Park: Ana oyunla ilgili sadece trailer yayınlandı. Ayrıca mobile gelecek olan farklı bir oyun fragmanı da yayınlandı. Sırf South Park olduğundan denenir.
Transference: Ubisoft VR'dan ümidini kesmemiş olacak ki yeni bir korku oyunu tanıttılar konferansta. Elijah Wood'un yönetmenliğini yaptığı (What??) oyun hiç ilgi çekici durmuyor :)
Skull & Bones: Ubisoft'un klasik yeni bir IP duyurusu bu kez konferansın sonunda olmadı. Ama geleneği bozmadı taraf ise oyunun yine multiplayer oyunu olmasıydı. Sanırım Ubisoft, bir tane e-Spor oyunu tutturana kadar çeşitli formüller deneyecek. Bu seneki deney ise korsan temalı PvP maçlara sahip olacak olan, oldukça AC Black Flag'e benzeyen bir oyun olan Skull & Bones. 2018'de çıkacak olan oyunun geleceği hiç parlak gözükmedi bana.
Far Cry 5: Just Dance 2018 ve Starlink: Battle For Atlas gibi hiiç ilgimi çekmeyen iki oyunun ardından Far Cry 5'le ilgili yine saf olmayan bir oynanış videosu yayınlanmadı. Yav niye? Neyse, tanıtımını oldukça başarılı yaptılar Far Cry 5'in. Ama bildiğimiz Far Cry mantığının farklı bir versiyonu olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Yine de az da olsa bir ümit var içimde.
Beyond Good And Evil 2: Ubisoft asıl beklenmeyen bombayı en sonda, daha önce tanıtmayacağız dediği Beyond'da yaptı. Sadece CGI fragman yayınlanmış olsa da hem fragman çok başarılıydı, hem de uzun bir aradan sonra Beyond'dan bir haber alınabildi.

         SONY
    Sony, tam da tahmin ettiğim gibi aktif dinlenmeyle geçirdi bu seneyi. Ancak yine de biraz daha fazlasını koymuşlar, özellikle VR tarafına.
Uncharted: The Lost Legacy: Ağustos'ta piyasaya çıkacak olan Uncharted için Sony, geçen sene God of War'a yaptığı orkestra kıyağını bu sene Uncharted'a yaptı. Sadece bir fragman yayınlandı ve de güzeldi.
Days Gone: Days Gone geçen sene tanıtıldığında çok beğenmiştim ama oyunun patlayacağını da sürekli aklımdan geçiriyordum. Tanıtım videosu çok script'ti sanki. Nitekim bu sene de öyle oldu. Yine çok başarılı ama bunları sanki gerçek oyunda çok az görecekmişiz gibi geldi bana. Nihayetinde ben de oyunu çok beğendim ve çıkışını çok merakla beklemeye başladım.
Remake: Monster Hunter World ve Shadow of The Colossus gibi zamanının büyük ve sevilen oyunlarının remake videoları yayınlandı. Kesinlikle oynanır.
Call of Duty WWII: COD bile saf oynanış videosu yayınlamadı bu sene. Sanırım bütün firmalar Gamescom'u falan bekliyorlar. Tanıtım videosu iyiydi, başarılı olup olmayacağını merakla bekliyorum.
Playstation VR: Bir sürü VR oyunu tanıtıldı. Sony, bu tarafta çok iyi çalışmış ama VR sektörünün geleceği çok belirsiz bence. Yine de bir geleceği varsa Sony açık ara en önde şu anda.
God of War: Bu arkadaşa da saf oynanış videosu yayınlamadı. Ama yayınlanana videoda combatı az da olsa görebildik ve oldukça başarılı duruyor oyun. Çok beğendim ben God of War'u. Senaryo odaklı olarak gidecek olması da cabası.
Detroit: Become Human: Heavy Rain'in de geliştricisi olan Quantic Dream'in adventure oyununa yayınlanan trailer çok güzel duruyordu. Seçimlerin şehirdeki isyan seviyesini bile değişeceğini görmek benim gibi bu türü hiç sevmeyen bir adamın dahi ilgisini çeki. Bu oyunu da merakla bekliyorum.
Spider-Man: Insomniac Games'in yaptığı Spider-Man'i özel olarak, en sonda, saf oynanış videosuyla tanıttı Sony. Oyun gerek görselliği olsun, gerek combatı olsun çok ama çok güzel gözüküyor. Belki de olabilecek tek sıkıntısı fazla Quick Time Event'lerin olmasıydı. Ama bunun çok etki edeceğini düşünmüyorum ben.

       DİĞER & INDIE
    Bu sene indie tarafı da fena değildi. EA tarafında A Way Out çok güzeldi(Aslında A Way Out, dağıtımcıya sahip olduğu için indie olarak sayılmıyor). Microsoft tarafında The Last Night, Ashen ve The Artful Escape oldukça başarılıydı. The Artful Escape, gelecekte geçen, yapay zekanın her konuda insandan üstün geldiği bir dünyada geçen puzzle adventure oyunu. Senaryo odaklı olarak gidecek olan The Last Night, E3'teki en favorilerimden biri oldu. The Artful Escape ise sene başında keşfedip takibe aldığım bir oyundu. (Nasıl gururlandım anlatamam :) ) Francis Vendetti isimli bir müzisyeni kontrol edeceğimiz oyun David Bowie kafasında, oldukça renkli ve eğlenceli gözüküyor. Ayrıca sevdiceğim Klei de Griftlands isimli RPG oyunun fragmanını yaptı, Klei'den ne çıksa oynanır aga! Klei'nin böylece Oxygen Not Included, Hot Lava ile birlikte henüz tam sürümü çıkmamış üçüncü oyunu olacak. Bir indie firma için gerçekten büyük istek.
     Gururumuz Mount &Blade de hem oynanış hem de fragman yayınladı. Genel olarak olumlu yorumlar alsa da artık insanların sabrı azalmış gibi, haklı olarak, sürekli çıkış tarihini bekliyorlar. Benim temennnim tabi ki sorunsuz çıkması.

     Evet... Bir E3'ün daha sonu. Ben tatmin olmuş şekilde ayrılıyorum konferanstan. Ama her yıl, Max Payne 4 ve Valiant Hearts 2 duyurusu olmayacağından içim buruk ayrılıyorum.
FAVORİLERİM: A Way Out, Anthem, Metro Exodus, The Last Night, Wolfenstein 2, Mario & Rabbids, God of War, Spider-Man

1 Haziran 2017 Perşembe

2. Geleneksel E3 Tahminleri

    Tam 2 yıldır geleneği bozmadım(!) ve bu yıl da E3 tahminlerimi yazıp ne kadar da boş tahmin yaptığımı göreyim istedim. Ama her şeyden önce küçük bir parantez açmak istiyorum. (Bu arada bu yazıda yazı akışı, paragraf uyumu gibi şeylere dikkat etmeyeceğim.)

KÜÇÜK BİR PARANTEZ AÇ
    Artık kendilerini arkadaşım gibi yakın gördüğüm CD Projekt RED ekibi, bana, bedava olarak piyasaya çıkacak olan Gwent'in kapalı betasına katıldığım için The Witcher 2'yi ücretsiz olarak hediye etmiş. Buradan da kendilerine sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Sadece annemden gördüğüm ilgiyi hissettirdikleri için bu yaptıklarını abartılı bulmaya başladığımı eklemek istiyorum. Kendinize gelin oğlum, EA gibi, Ubisoft gibi sağmaya çalışsanıza bizi. Töbe töbe...
KÜÇÜK BİR PARANTEZ KAPA

     EA
  Yine geleneksel olarak firma sıralamasını konferansların gerçekleşme tarihine göre düzenledim. İlk olarak EA 10 Haziran saat 22:00'de, geçen sene olduğu gibi EA Play etkinliği adı altında gerçekleştirecek sunumunu. Bu sebepten ötürü diğer konferanslardan bir gün öncesinde konferansını gerçekleştiriyor. EA tarafına baktığımda heyecan verici hiçbir şey göremiyorum. EA'yi her ne kadar zamanında oyuncu dostu(!) olma yolunda olduğunu söylesem de EA işlere hala ticari olarak bakıyor ve bize ürün satmak için gereken sunum teknikleriyle anlatıyorlar konferansı. Hele geçen seneki neydi öyle yav? Andrew Wilson sahneye çıkıp önce şunu göstereceğiz, sonra bunu, en son Battlefield 1'i göstereceğiz deyip Battlefield 1'i konferanstan sonra göstermeleri gerçekten ticari amaçla yapılan bir hareket. O yüzden bu sene de aynı tas aynı hamam olacak, yine bir iki ünlü getirip FIFA Online'ın yeni özelliklerini 15 dakika boyunca dinleyeceğiz. 

    Aşırı gereksiz bir girişten sonra oyun bazlı ilerleyeyim madem: EA'nin kesin olarak tanıtılacağı oyunlar şu anda FIFA 18, NBA Live 18, Star Wars: Battlefront 2, yeni NFS, Madden NFL 18, Battlefield 1'in genişleme paketi şeklinde. Aslında en çok dikkatimi çeken durum EA'nin hala NBA Live serisini hayata tutundurmaya çalışması oldu. En son çıkan iki oyunun felaket derecede kötü olmasına rağmen EA, her sene çıkacak oyun konseptinden olsa gerek yine bir şans daha verdi. Bu açıdan düşünüldüğünde çok da mantıklı aslında. 5 sene zarar etse bile belirli bir kaliteyi yakaladığın zaman elbette karşılığını çıkarırsın, sonuçta NBA her sene çıkacak bir oyun serisi olacak. 2K'nın tekel olması beni de rahatsız ediyordu zaten, bu yüzden ben NBA Live 18'in başarılı olmasını istiyorum. Aa, heyecanlandığım bir nokta buldum EA için..
    Açıklanan diğer oyunlar için gerçekten hiçbir heyecanım yok, bir şey yazmaya da gerek yok kanımca..
    Resmi olarak duyurulmamış ama açıklanma ihtimali olan oyunlar da gerçekten az EA tarafında. Geçen sene tanıttıkları Star Wars'lardan birine veya birkaçına trailer, çok düşük ihtimalle oynanış videosu gelebilir. Onun haricinde hiç ilgimi çekmeyen Plant vs Zombies'e falan yeni oyun tanıtımı yapılabilir. Ama bu sene Unravel gibi minimalist oyunların gelmeyeceğini düşünüyorum, ah gelse de oynasak be, Unravel ne güzeldi öyle. 
    Acaba VR oyunu falan duyurur mu EA? Umarım yapmaz öyle bir şey, zaten kendisi iyice singleplayer oyunlardan uzaklaşmaya başladı. Bakalım, umarım çok zevkli olur.


     MICROSOFT
    Microsoft tarafında ana odak nokta tabi ki de XBOX: Scorpio üzerinde olacak. Microsoft konferansları bir buçuk saati bulduğudan Scorpio tanıtımı da yarım saati bulacaktır. Ayrıca Microsoft, Scorpio'nun oyunsuz çıkmasına da izin vermeyeceğinden muhtemelen en az bir tane yeni IP ile çıkabilirler. Eski serilerinden yeni bir oyun duyurusunun gelmesi de muhtemel. Ayrıca bir sürü indie oyunun tanıtımı da yapılacaktır. İşte her seneki Microsoft konferansının taslağı bu şekilde. Ha bir de "şöyle yenilikler yaptık, böyle özellikler getirdik" köşesini unutmayalım. Çok kısa oldu ama Microsoft da bir türlü derdimizi anlayamayan bir firma olduğundan çok da uzun yazmalık bir olayı yok. Umarım sürpriz yaparlar da diğer yazıya döşerim.

     BETHESDA
     Bethesda'nın üst üste 3. konferansı olacak bu. Bilmiyorum sadece ben mi öyle seziyorum ama Bethesda iyice paragöz, EA gibi ticari kafayla bakan bir firma oldu. Fallout 4 sırf hitap ettiği insan sayısı artsın diye özünden bir şeyler kaybetti mesela. Skyrim kart oyunu olsun, Quake Championship olsun hep piyasada devasa gelir getirmiş oyunların kopyası. Ama Bethesda hala çok kaliteli oyunlar çıkartıyor, hala singleplayer oyunları başarılı. Bu yüzden benim varsayımım bende kalsın şimdilik :) 
     Yeni bir Wolfenstein'in geleceğini kesin gözüyle bakıyorum. Zaten geçen sene teaser mahiyetinde oyunun çıkacağını görmüştük. Bu sene çok ama çok yüksek bir ihtimalle yeni Wolfenstein'i göreceğiz. Onun haricinde yeni oyunlar üzerinde çalıştıklarını söylemişti Pete Hines. Bu yeni IP'lerden en az birini tanıtmaları da muhtemel. En azından reveal videoları gelir. 
     Ayrıca Bethesda VR oyunlarıyla çok haşır neşir. Kesinlikle VR oyunlarıyla ilgili sunum gelecektir. Yeni çıkan oyunların trailerları ve yeni çıkacak DLC'lerin de trailer videolarını izlettikten sonra Bethesda sunumu fena olmayan bir şekilde bitmiş olur. Yine de Bethesda kanadında benim heyecanım sürüyor her ne kadar VR oyunlarını istemesem de.
     Geçen seneki her şeye bağıran kızı istemiyorum bir de. Lütfen. Teşekkür ederim.

     UBISOFT
     Tek beklediğim oyunu: South Park: The Fractured but Whole. E3'te en çok merak ettiğim oyunu içinde barındıran Ubisoft'un kalan kısmı oyunlar açısından hiç heyecanlandırmıyor. Ama Ubisoft göz boyama konusunda işi iyi bildikleri için sunumu da güzel yapmayı başarabiliyorlar. Zaten tanıtacakları oyunların neredeyse hepsi belli oldu: Far Cry 5, The Crew 2, Assassin's Creed. Bu üçlü bir yarım saati net götürürler. Geriye kalan kısımlarda trailer + konuşma eşliğinde geçip klasik Ubisoft hareketi olan yeni bir oyunla kapanış yapılır. 
     İşin ilginç tanıtacağı oyunların hepsinin klasik olmayacağını bilmeme rağmen tanıtım videoları gerçekten merak etmem. Özellikle Assassin's Creed'le ilgili yeni neler yapmayı başarabilmişler çok merak ediyorum. Ama oyun hiç umrumda değil :) 
     Ubisoft'la aram kötü bir örnek olacak ama tek gecelik ilişki yaşanılan kız gibi. Sadece E3'te iken zevkli anlar, ondan sonra sen sağ ben selamet. 

     SONY
    İşte E3'ün en çok merak ettiğim konferansı. Geçen sene yaptığı muazzam sunumdan sonra bizlere bıraktığı miraslarla bir sunum daha yapabilir Sony. Neler mi var listede? (Derin nefes) God of War, Detroit: Become Human, Days Gone, Death Stranding, The Last of Us 2, Uncharted: The Lost Legacy, FF7 Remake, Spider Man. Sadece bunlarla bile EA yahut Bethesda usülü gidersek 2 saati çok rahat doldurabilir Sony. Muhtelemelen bunların hepsini göstermeyecek. Birçoğunun çıkış tarihi çok ileri zamanda ve geçen sene gayet doyurucu oynanış videoları yayınlandı. 
    Sony bu oyunların arkasına bir de From Software oyunu ekleyecek. Sürekli dedikodular dönen Bloodborne 2 ya da yeni dedikoduları başlayan Phantom Vail bizlere tanıtılacak. Aralara PS4'le ilgili istatistikler ve yeni özellikler sıkıştırabilir. Şu anda hiç düşünemediğimiz yeni bir oyunla da çıkabilir, ki ben pek muhtemel görmüyorum. Çünkü Microsoft'la arayı gerçekten çok açtı. Bu sene aktif dinlenme yapabilirler. Gerçekten her şeyiyle beraber çok merak ediyorum Sony'i.

    DİĞER
    Bir de bunlara göz atalım. Hayır, Red Dead Redemption 2 ile ilgili hiçbir şey yayınlanmayacak, Rockstar E3 gibi ezik, boş beleş konferanslara(!) ne para ayırır, ne de vakit. Adamlar tek bir trailer ile dünyanın reklamını yapabilme yeteneğine sahip, E3'le mi uğraşsın. Onun haricinde hayır, Cyberpunk 2077 için her şey çok erken, adamların reklamını yapmak istedikleri oyun şu anda Gwent iken trailer videosu bile çoook düşük ihtimal. 
    Borderlands 3, Vampyr gibi oyunları da takip ediyor olacağım. Indie oyunlardan bir sürü video izlerim ben yine. Keşfedilecek güzel oyunların listesini bir sonraki yazıda paylaşırım. Indie dünyasını seviyorum ya..
    Mount & Blade: Bannerlord da sağ sağlim çıksaydı keşke...

26 Nisan 2017 Çarşamba

E-Spor'un Başarısı

    Okulumda çıkan gazetede e-Spor'un büyümesiyle ilgili bir yazı yazmıştım. Blogumun konseptine de tam uyduğu için yazıyı hiçbir değişiklik olmadan aşağıya bırakıyorum..(Gazetenin hepsi için tıklayabilirsin)
NOT: e-Spor istatistikleri bir haftada bile çok kez değiştiği için yazımdaki bazı sayılar günümüzün sayılarıyla tutarsız olabilir. Bu yazıyı ben Ocak 2017'de yazmıştım. 

    E-Spor sektörü, 2016 yılında toplam 493 milyon dolar gelir elde etti ve 2019 sonu ile bu sayının 1.1 milyar dolara kadar yükselmesi bekleniliyor. 2016 sonu itibariyle 300 milyona yakın izleyicisi var e-Spor oyunlarının. Sektör o kadar büyüdü ki maçlar sadece internetten değil, artık çeşitli televizyon kanallarında bile yayınlanıyor.  
    E-Spor, Vikipedi’nin tanımıyla söylemek gerekirse organize bilgisayar oyunu yarışmalarına verilen isimdir. Bu oyunların ‘spor’ olarak adlandırılması ise halen tartışma konusu. Kimileri sporu ‘spor’ yapan unsurun vücudun hareket etmesi olduğunu söylüyor, kimileri ise bu oyunların ‘spor’ olarak adlandırılması için gereken takım direktörü, seyirciler, sponsorlar, turnuvalar gibi ihtiyaçların var olduğunu söylüyor. 

    E-Spor oyunları sadece bir türden oluşmuyor. Shooter, strateji, MOBA, yarış, dövüş gibi birçok türü mevcut. Bu türlerden en çok oynananı MOBA (Multiplayer Online Battle Arena), en çok oynanan oyun ise aylık 100 milyon oyuncusu olan League of Legends. Hemen arkasından gelen iki oyun Dota 2 ve Counter-Strike: Global Offensive, aynı zamanda Steam oyun platformunun da sahibi olan Valve firmasına ait.


    Bu oyunların e-Spor olabilmelerindeki etmenlerden biri, izleyiciler tarafından tek bir ekrandan bütün oyunun kolayca takip edilmesidir. Aynı zamanda bu oyunlar, aynı diğer spor dalları gibi, oynayan her insanın uzun vakitler harcasa dahi uzmanlaşabileceği türden oyunlar olmadığı için insanlar bu oyunların en üst seviyesindeki rekabeti görmek istiyor, ki bu da izleyici sayısını yükseltiyor. Bu oyunların birçoğunun ayrıca ‘öğrenmesi kolay, uzmanlaşması zor’ mantalitesini kullanması ve sürekli yeni içeriklerin eklenmesi oyunlarının güncel kalmasını sağlıyor.

    E-Spor’un bu kadar çabuk ve hızlı büyümesi aslında bu sporu seven insanların çoktandır böyle bir gereksinimi olduğunu gösteriyor. Teknolojinin kullanımının ve oyunların popülaritesinin artması, bu sporu yapmak için herhangi bir çevreye ihtiyaç duyulmaması e-Spor’un yükselişini inanılmaz seviyelere getiriyor. Bu kadar hızlı büyüdükçe sponsorların sayısı da artıyor, turnuvalar ve verdikleri ödül miktarları da. Sadece internette yayınlanan bu sporu artık ESPN gibi dev kuruluşlar bile yayınlıyor, üstelik ayrı bir başlık altına alıp güncel haberleri ve maç takvimini de duyuruyorlar. Ülkemizde ise League of Legends finallerini Lig TV veriyor.


    Oyuncular ise gerçekten de bir sporcu gibi her gün bireysel veya takımla beraber antrenman yapıyor, lig maçlarına çıkıyor ve röportaj veriyor. Takımların ise takım direktörü antrenmanlar ve maç için taktikler belirliyor. Bazı turnuvalar on binleri geçen seyircilerin önünde oynanıyor, maçları bir spiker anlatıp; bir yorumcu ise maç esnasındaki olayları yorumluyor. İleride kim bilir ailenin her bireyi televizyon maçında e-Spor müsabakalarını izler..

15 Mart 2017 Çarşamba

Seçsem Olmuyor, Seçmesem Olmaz

    Uzun süredir aklımda olan, ancak bir türlü oynamayı tetikleyecek sebep bulamadığım Mass Effect üçlemesine Mass Effect: Andromeda'nın gündemde sıkça olmasından ve oyunun gerçekten sağlam gözükmesinden ötürü aldığım gazla giriştim. Şu anda ilk oyunun sonuna yaklaştım, ve de çok keyif alıyorum. Ancak asıl derdim Mass Effect değil, Mass Effect ile beraber iyiden iyiye dertlendiğim ve beni yazı yazmaya iten oyunlardaki 'seçenek'lerimiz.

    Genellikle RPG'lerde olan, Steam'de de 'Choises Matter' etiketine sahip olan ve oyuncuya diyalog değiştirme seçeneğini sağlayan özellik, Telltale Games'in oyunları sayesinde oldukça popüler oldu. Uncharted 4'te bile diyalog opsiyonları olması artık bu özelliğin birçok türe enjekte olduğu anlamına geliyor. Peki oyun firmaları bunu neden yapıyor? Birincisi, oynanış süresini uzatıyor ve oyuna tekrar oynanabilirlik katıyor. İkincisi, oyuncular arasında oyun hakkında daha uzun süre sohbet yaptırtıyor. Bu da sohbeti dinleyen üçüncü kişinin iştahlanmasına sebebiyet veriyor.



   Oyuncular da çok seviyor multidiyalog olayını. Özellikle çok sevdiği bir oyuna tekrar başlamak için güçlü bir sebep ararken aklına 'diğer seçeneği seçseydim ne olurdu?' sorusu geliyor ve tekrardan heveslenip başlayabiliyor. Aslında ben bu duruma hak da veriyorum. Ancak ben bir oyuna -istisnalar hariç- tekrardan şans veren bir insan değilim. Ayrıca oyundaki ana karakterin bir kişiliğe sahip olmasını da çok önemsiyorum. Multidiyalog özelliği olan oyunlarda ise karakterlere kişiliği biz kendimiz verdiğimiz kararlarla veriyoruz. Ve neredeyse her zaman (hatta her zaman da, unuttuğum örnekler vardır) karakterimiz oyundaki diyalog seçeneklerinin azlığından yahut yanlış seçeneklerin eklenmesinden ötürü tutarsız kararlar vermiş oluyor, ve bu durum beni hiç tatmin edemiyor. Karakterime bir türlü kafamda oluşturduğum cevaplar verdirtemiyorum ve bunun derdini düşüneceğim diye oyuna da konsantre olamıyorum.

   İkinci büyük derdim ise tercihlerin ikisinin de beni memnun etmemesi. Neredeyse her multidiyaloglu oyunlarda bir büyük karar vermeniz gerekir. Bu kararla oyundaki müttefikinizi, kimin öleceğine falan karar verirsiniz. Bu kararlar oyunun geri kalanını da güçlü bir şekilde etkileyeceği için seçimi doğru yapmak kritik. The Witcher 2'de ben bu kararı yanlış yaptım ve oyun boyunca aklıma sürekli verdiğim o yanlış seçenek geldi. İşin ilginç yanı, oyunu bitirdikten sonra fark ettim ki, ben diğer seçeneği de seçseydim pişman olacaktım. Oyun firmaları bu ana seçeneği oyuncuların 50-50 seçtiği bir karar olarak yapmak istedikleri için her iki seçeneğin de artıları ve eksileri mevcut oluyor. Bu sebepten ötürü ben hangi seçeneği seçersem seçeyim mutlu olamıyorum.



   Son derdimi ise Mass Effect üzerinden anlatayım. NPC ile ilk konuşmadan sonra diyalog seçeneği geliyor ve oyundaki birçok diyalogda olan o kalıplaşmış seçenekler geliyor. 1) NPC'nin yaşadığı çevre ya da kendisi ya da arkadaşı hakkında bilgi sorusu. 2) İyi karakter seçeneği 3) Normal karakter seçeneği 4) Kötü karakter seçeneği. Oyunda bazı skilleri açarak ekstra diyalog opsiyonlarına sahip olabiliyorsunuz ama koca oyunun diyalog mantığının bu olması gerçekten üzüyor. Madem aynı şeyleri sorup duracağız, neden o soruları sormak yerine lineer, ama çok daha derin yazılmış bir diyalog sahnesini izlemiyoruz?

    "Oynama o zaman". Böyle konuşan insana söylenilecek ilk cümle bu olsa gerek, gayet mantıklı da. Sadece diyalogu ana odak haline getiren oyunları oynamıyorum ben de. (Evet, Life is Strange. Hala istek listemde varsın ama olmuyor yarim, heveslenemiyorum işte). Diğer oyunlarda ise, ki sadece RPG'lerde oldu bende, ana senaryonun çok da fazla değişmemesinden, oynanış mekaniklerinin ve oyunun dünyasının güzel olmasından ötürü oynayabiliyorum. Ama sırf türü "rol yapma" diye diyalog seçeneği koymak çok mantıklı gelmiyor bana.

    Eskiden seçeneklerin fazla olmasından dolayı insanların mutsuzlaştığına dair bir TED konuşması izlemiştim; yeri gelmişken onu da buraya iliştireyim.