Her zamanki artist anlatım tarzımdan farklı bir şekilde ilerleyerek örnek bir şarkı belirledim bu yazı için: Eventually
Şarkı ultra distortion ses ile başlıyor ve hemen introya geçiyor. Bu ilk distorted ses oldukça melodik ve sizi şarkıya hazırlayıcı bir şekilde. Kevin Parker'ın girmesine kadar olan kısım da yine melodik ve şarkının nasıl bir şey olacağını belirler durumda. Basın sesinin yüksek olması riff'i çok tamamlar nitelikte olmuş. İlk distortiondan sonra başka bir müzik aleti ve ses duyduk böylece.
Sonra vokalimiz (ve Tame Impala'nın her şeyi olan) Kevin Parker ön plana çıkıyor ve dinleyicinin odak noktasının büyük çoğunluğunu kendisine çekmeyi sağlıyor. Büyük çoğunluğunu diyorum çünkü pastadan birazcık koparabilen titrek sesli bir klavye var orada. O ses tonu da şarkı boyunca duyduklarımızdan tamamen farklı ve yenilikçi. Yani daha bir dakika dolmamışken oldukça fazla özgün içeriğe sahip olduk bile.
Birinci dakikadan sonra da bateri pastadan pay alıp gidiyor. Demek istediğim sürekli farklı müzik aletleri ve farklı ses tonları şarkı boyunca devam ediyor. Ve bunların hiçbiri başka dünyanın insanıymışı gibi davranmıyor. Hepsi birbiriyle entegre ve güzel bir pasta oluşturuyor.
İşin güzel tarafı bu yenlikçi değişiklik şarkı boyunca devam ediyor. Mesela ikinci dakikada bambaşka bir kısım yer alıyor. Ama bütün bu olanlar şarkının ana duygusu olan gizemlilik, hiçlik ve melankoli havasını bozmuyor, aksine destekliyor.
Şarkıda biraz da olsa bi progress'lik de var bence. Sonlara doğru duygu yoğunluğunu iyice arttırdığı gibi melankoliyi daha fazla öne çıkarıyor. Bu durumu sevip sevmemek görece ama ben özellikle bu şarkı için çok olumlu buldum.
Tame Impala şarkılarının yapısı çoğunlukla Eventually gibi. Keşfettikçe özgün şeylerin çıktığı güzel bir dünya oluşturuyorlar bence. Ha ben hala aşırı bir sevgi beslemiyorum kendilerine ama bir şekilde kendilerini sürekli dinlettirmeyi başarıyorlar. Gerçek başarı da bu değil mi? Neyse ben gideyim de biraz da Let It Happen çalayım.