İlk Hellblade'i ikinci oyun çıktıktan sonra oynayayım, hikaye aklımda kalsın diye yıllarca rafta beklettim. İşe bak ki, rafta beklettiğim o zamanda yaşadıklarım Hellblade'i bende kişisel bir deneyim haline getirdi. Senua'nın mental rahatsızlıkları, kendi içindeki mücadeleler farklı şekilde olsa da bende de olan şeyler ve bu bir anda oyunu farklı bir şey yapıyor.
Hellblade oynaması zor bir oyun, ikincisi de öyle hatta. Çoğunlukla yürüdüğün, temponun çok ağır ve içine girmesi zor bir anlatısı var. Ana karakter çok az konuşsa da Senua'nın kafasının içindeki sesler iki oyun boyunca hiç susmuyor. Senua sadece bu seslere maruz kalmıyor. Geçmişte yaşadığı travmalar kafasının içinde yine oynuyor; annesi, babası hep onun içinde. Bu hayatta en çok sevdiği kişi Dillion'ı kaybetmesi böyle bir kişi için intihar seviyesinde bir olaydır ama Senua mücadele ediyor, Dillion'ı kurtaracağını düşünüyor çünkü. İşte yine kafasında bir şeyler oynuyor, büyük mücadeleler edip Karanlık'ı alt ettiğini düşündüğü vakit böyle bir şeyin olmadığını anladığında ise kendiyle, seslerle beraber yaşamayı öğreniyor.
Tüm hikaye tek bir paragrafta ama bu oyun sadece deneyimlenerek anlaşılabilecek bir yapıda. Mental hastalıklar, empati yapmanın çok zor olduğu deneyimler ve oyunlar bu empatiyi kurabilecek en güçlü medyum. Nereden mi biliyorum? Kendimden.
Evet, bende işitsel halüsinasyon yok ama farklı sanrılar var. Bunlar o kadar provokatif ki sanki kafanın içinden oluşan bir şey değil de bir dış güç tarafından sana "bahşediliyor". Senua'da da görüyoruz ki onun içindeki sesler sadece olumsuz, onu yıkmaya çalışan şeyler söylemiyor. Bazen onlara güvenmek doğru sonuca bile çıkabiliyor hatta. Ama işte güvenmek onları daha güçlü yapıyor ve olumsuz bir anında üzerine saldıracak hale geliyorlar, bunu hem kendimde Senua'da gördüm. Bu yüzden çok net olunmalı. Onlar özellikle senin zayıf halini anlıyor. Bilinçaltı işte seni senden daha iyi biliyor.
İşte bu büyük bir mücadele, hem de her gün yapılan bir mücadele. Benim sanrılarım artık benim hayatımı olumsuz etkileyecek seviyede değil ama duygusal dalgalanmalarım bazen hayatımı engelliyor. Bu "hafif" halimle bile kendimle olan savaşımı düşündüğümde diğer insanların yaşadıklarını gerçekten hayal edemiyorum.
Yaşananlar elbet dış dünyada olanların bir yansıması olsa da bunun sadece kafada yaşandığını kabullenmek çok zor bir şey. Beyin senin bile akıl edemeyeceğin şeyleri yapıp seni kandırabiliyor, ve sen her Allah'ın günü ona öyle olmadığını ispatlamaya çalışıyorsun. İşte Senua bunu yaptı. İç seslerle yaşamayı öğrendi ve çevresine faydalı olacak şeyler yapmaya odaklandı. Hedef koyma ve kararlı olma onun için anahtar kelimeler oldu.
Çevremizde o kadar farklı sorunlar yaşayan insanlar var ki ciddi anlamda "Nasılsın" diye sormadığımızdan sanki herkes normal bir hayat yaşıyormuş gibi görünüyor. Hayır. Bu konu insanların ulu orta bağıracağı bir şey değil, onlara sorulduklarında dahi cevap verebileceği bir şey olmayabilir. Ama iç dünyada yalvarıyorlar yardım için, inanın. Ve sen tüm içtenliğinle orada olduğunu ona ispatlarsan açıyorlar kalbi. Keşke bir gücüm olsa da birçok insana bu duyarlılığı aşılayabilsem.