16 Aralık 2022 Cuma

İç Mihraklar

  Çok düşünüyorum. Birçok konuyu uzunca (ve çoğu zaman istemsizce) düşünüyorum. Uzun süre bundan kurtulmak istedim ama yeni yeni fark ediyorum ki aslında bu uzun düşünmelerden faydalanıyorum. 

    Ama bazen kopuyorum ve her şeye uzaktan bakarken buluyorum kendimi. Ne kadar aciz olduğumuzu ve ufacık dünyamızda, dünya için hiç de önemli olmayan dertleri büyütürken görüyorum. Ve bir sürü "gerçek" dertleri düşünüyorum. O an işte o an diyorum ki inanılmaz anlamsız bu hayat. Kendimi kandırıp durmaktan başka bir şey yapmıyorum ve açıkçası başka da bir çarem yok. Bu kadar çok "gerçek" derdi düşünmek/yüklenmek bünyemin kaldıracağı bir şey değil. 

   Ama bir şey yapmalı. 3 kişi 5 kişi de olsa birilerinin gerçek dertlerini görmeli/bulmalı. Çünkü ben şanslı kesimdenim ve imkanım var. Adına "sorumluluk" mu denir "iyilik" mi bilmiyorum ve umursamıyorum da. Bu bir amaç ve her şeye uzaktan bakma sendromlarından ve bencilce yaşama tiksinçliğinden uzak tutacak.

   Bunun için araştırmalı, okumalı tabii. Daha da fazla daha da fazla. Sonu olmayan bir şey bu. Ama paylaşılmalı da bu bilgiler. Sadece senin bildiğin ve uygulamadığın bilgi/his bir işe yaramıyor. Bir nevi "seviyorsan git konuş abi" durumu var yani. Paylaşmalı, ulaştırmaya çalışmalı.

   Bunları yaparken ihtiyaçların ha bire dürtecek. Sevgi, sosyalleşme gibi beceremediğim, evrimin bize attığı kazıklar ana nokta olmamalı işte. Denge kurmak çok zor bu kadar parametre varken. Ve belirsizlik. En çok da belirsizlik mahvediyor. 

14 Eylül 2022 Çarşamba

Çıkarta Çıkarta Bokunu Çıkarttınız

    Bugünkü beyaz yaka maceram psikolojik buhranlara maruz bıraktığı için "terapi" niyetinde bir konuyu yazmadığımı fark edip hemen geldim buraya. O da tabii ki bu hafta gerçekleşen Disney, CD Projekt RED, Ubisoft, Nintendo ve Sony konferansları. Hepsi birbirinden keyifdfgdfg tabii ki de hayır. Hangisi daha beter bilemedim açıkçası. Ama yine de göz atalım bakalım.

    Sırayla gidip önce Disney'i gömelim. Disney'in zaten uzun süredir ultra açgözlü ve agresif bir yaklaşım sergilediği ortada. Kusana kadar Marvel film/dizileri, Star Wars film/dizileri Pixar film/dizilerini kürekle dayamaya devam ediyorlar. E haliyle sunumda da daha fazla kürek dayadılar. Hani zaten sunumu izlemedim de işlerin kalitesizliğini uzaktan görmek bile rahatsız ediyor artık. Sadece 4. seviye nerd bir Star Wars hayranının bilebileceği karakterlere falan dizi çekmek komik xd. Neden? Sırf Disney Plus katalogu genişlesin.
     Bir de şimdi bunlar oyun tarafına da el attılar. Asıl sıkıntı da buradan geliyor zaten. Hani Insomniac seviyesinde bir şeyler olsa asla laf etmem de XCOM'u Civilization'ı yapan adama büyük ihtimal lootbox'ları dayayacağın bir oyun yaptırırsan, yav onu geçtim Thomas was Alone gibi bir oyun yapan adama Tron oyunu yaptırırsan dfgdfgdf ay bana bi gülme geldi dsfgdf. İyi iyi keyifli oluyor yazmak.

  Buradan CDPR'a geçelim. Artık zaten prime dönemlerinden uzaklaşmış bir firma da bunu açık açık söylüyorlar artık "Tek derdimiz para oldu lol" diye.Neymiş Witcher oyunları (Allah arttırsın), Cyberpunk içerikleri (Allah hayırlısını versin) gelecekmiş. Başka? Başka yok neden e zaten bilinen şeyler bunlar risk mi alacaklar Mert sen de? Safe giden, bokunu çıkartacak kadar içerik yapmaya niyetli "bir başka" sıradan firma.

   Derken Ubisoft konferansı. Bu konferans var yaa dostlar, çook sıkıcıydı. Bak bunu ogz olmasa izlemezdim ama ogz Assassin's Creed seviyor diye katlandık ve pişman olduk. Zaten ilk bir saati AC yok, saçma sapan oyunların yok mobili yok f2p'si falan gösterdiler. Daha sonra gelen "özel AC session" ise bir sürü, ama bir sürü AC oyunu gösterdi. Yani oyunun adı bile belli değil, temasını bile söylemiyorlar ama duyurdular. E zaten biliyoruz ki 23625 adet daha AC yapacaksınız xd Olmaaz, diye buyurdu İv Gimö abim ve küreği çıkarıp dayadı bize AC'leri. Nöooo diye haykırmaya bile fırsat olmadan "Kes lan 15. Yıl özel sunum bu" dediler bize. Hem de birkaç kere. Hatta birçok kere. Çok çok daha fazla kere. Ve bitti sunum. Biz de uyuduk.

    Sonra Sony bir anda State of Play var beyler dedi, biz de ok dedik ama belliydi ki bu büyük bir şey değil. Öyle de oldu zaten. Çoğu Japon oyunlarının yok ikincisi, sekizincisi, üçüncüsü falan gösterildi. En sonda da GoW: Ragnarök fragmanı gösterildi ve bitti 20 dakikada. 

   Şimdi burada mesele yine "zaten bilinen" bir markanın bilmem kaçıncı oyununu görmemiz. He sadece oyunla da yetinilmiyor artık. Film adaptasyonu, dizi adaptasyonu, anime adaptasyonu, kitap adaptasyonu, manga adaptasyonu, adını dahi duymadığım bir medyumun adaptasyonu (Cidden oldu bu). Yetmez mi sizce de dostlar ha? Hani çok fazla içerik olmadı mı sanki? Hani nitelikli olsa yine eyvallah, al paramızı, biz de zaten güzel şeyler tüketmek istiyoruz ama değiller de. Ne olacak bu böyle? Ne kadar sürdürebilir bir şey ki bu? Selena spin-off'una dönecek nihayetinde iş. Ve elimizde orijinallikten yoksun bir dünya içerik kalacak, sanki hepsini tüketebilecekmişiz gibi. 

9 Temmuz 2022 Cumartesi

Sana Puanım 9 Kanka

     Oyungezer yakın zamanda Metacritic'teki yerini alarak Opencritic ve The Game Awards etiketleriyle birlikte global anlamdaki yerini tamamen almış oldu. Ben Metacritic'i ayrı bir şekilde önemsiyorum çünkü tüm sektör buraya bakarak bir değerlendirme yapıyor. Yani fazla inceleme girmemiş bir oyuna puan girip ortalamasını olumlu/olumsuz değiştirmek satışları bile etkileyecek. Bu vesileyle de puanların varlığını tekrar sorgulamak istedim çünkü olsa bir dert olmasa bir dert bir şey bu meret (Edit: Farkında olmadan kafiye yapmışım xd).

    İncelemelerine puan katan tüm medyanın yaşadığı bir "puan tutarsızlığı" eleştirisi var. Yani bazen haksız da değiller, özellikle Cuphead tutorial'ını geçemeyen editörler oyunları incelediğinde... Ama çoğunlukla bu yaşanmıyor ve ben büyük oranda Metacritic ortalamasını tutarlı buluyorum. İnsanların tutarlı bulamadığı nokta ise bir basın kuruluşunun nasıl olur da GTA V ile Rogue Legacy 2'ye aynı puan vermesi? KOSKOCA GTA V ulan bu? Nasıl olur da birkaç herifin ter kokulu bir odada(ıyk) yaptığı oyunla aynı seviyede olur? 

    Bu durumda iki noktaya bakmamız gerekiyor:
    1) Her ne kadar bir basın kuruluşu altında çıksa da o incelemeler, bir oyun sadece bir kişi tarafından inceleniyor ve o inceleyecek kişi sayısı birden çok fazla haliyle. Yani tüm IGN editörleri oturup Rogue Legacy 2'yi inceleyecek seviyede oynayıp, ardından aralarında konuşup ortak bir puan almıyorlar. Rogue Legacy 2'yi oynamak isteyen var istemeyen var. Rogue-lite seven var sevmeyen var. Seven adama bu inceleme paslanıyor ve IGN'i o adamın incelemesi temsil etmiş oluyor. Bu yüzden kuruluş isimleri yerine yazar isimlerine odaklanmak çok daha tutarlı bir eleştiri hakkı yaratıyor.
    2) Oyunları bütçeye göre değil de scope'un tavanına göre inceleme daha çok tercih edilen bir tercih. Yani bir beat-up-em oyunu olan TMNT: Shredder's Revenge bu sayede 86 ortalamayı yakalayabiliyor. Aksi takdirde benim gözümde bir beat-em-up oyunu dünyaları yapması lazım ona 86 verebilmem için. Açıkçası bu daha sürdürebilir ve adil bir yaklaşım bence. Öbür türlü indie oyunlar asla yüksek bütçeli kodamanlarla yarışamazdı. Ve dediğim gibi puanlar satışlar için çok önemli bir parametre.

   Bu iki nokta da başka bir soruyu doğuruyor: Tüm bu durumları son kullanıcı bilmek zorunda mı? Ben Oyungezer'e tıklıyorum ve Red Dead Redemption 2 ile Neon White'ın aynı puanda olduğunu görüyorum (Aynı değil bu arada lol). Bana ne kim incelemiş, neye göre incelemiş? Neon White kart oyunu aq. İşte bu tarz durumlar için istediğin kadar durumu açıkla, sonuç hep aynı olacak. Tüm medya "Hıı bu adamlar su fizikleri iyi diye 8 puan verdiler" diye yorumlara maruz kalacak. Çünkü tüm inceleme okunmamış, empati yapılmamış ve tamamen subjektif yaklaşılıyor. Ben de aşağıdaki diğer sebeple birlikte bazen puanların tamamen kalkmasını istiyorum açıkçası. İstese de tamamen anlamsız Neon White vs Red Dead Redemption 2 yapamayacak, çok zorlayıp yapmak istese bile mecburen incelemeyi okumak zorunda. Okumadığında da kabak gibi belli olacak. Eurgoamer bunu hali hazırda yapıyor ve bence en sağlıklısı da bu.
   Ama... büyük bir ama hem de, puanları ortadan kaldırmak demek bir oyunun nasıl olduğunu anlamak için ciddi bir okuma yapma anlamına da geliyor (Bu tabii biraz ütopik bir dünyada). Yani artık 1999 senesinde değiliz ki ayda bir oyun çıksın, onu detaylıca araştıralım. Her ay neymiş diye baktığım en az bir düzine oyun var, ki bir düzine gerçekten de iyimser bir sayı. Hal böyle olunca mecburen de puanlara bel bağlıyorum. Sonra da kendimi "Lan salaklar nasıl The Witcher 3'le aynı puanı verdiniz" derken buluyorum... (Şaka bu ha). Bu yüzden puanların var olması da olmaması da bir dert. Maalesef bu bir trade-off ve eksisine de katlanacaksın. Büyük çoğunluk puan veren tarafta.

Aşağıdaki Diğer Sebep: Puanlarla ilgili bir diğer açmaz da son yıllarda skalanın 70-100 arasında sıkışmış kalması. Yani 100 üzerinden 70 almış bir oyun vasat hatta bazılarınca kötü olarak kabul ediliyor. Liseden hatırlarsak 70 demek karnede 4/5 gözükmesi demek ki, gayet iyi bir derece. Ama Metacritic/Opencritic'te bu çok da iyi gözükmüyor. Ama puan 75 oldu mu elle tutulur, 80 oldu mu "oo eli yüzü düzgün işte" oluyor. Sadece 5 puanla bir oyun değerlendirmek de hakikaten hem editör için hem de okur için zor bir durum. Ki bizim gibi 5'lik sistemi kullanıyorsan, yani 77 gibi 5'e bölünemeyen bir puan veremiyorsan çok daha zor. Elin kolun bağlanıyor işte. Oysaki 70'i 50'ye çeksek pek bir rahatlayacağız, asıl 50 demek vasat/kötü demek olmalı zaten. Ama yok işte, tıkıldık kaldık ve pek de değişecek gibi gözükmüyor.

29 Mayıs 2022 Pazar

7. Geleneksel E3 :( Tahminleri

     Üzgünüm. Bu sene E3 yok. Ve bir daha da olmayabilir. ESA'nın gösterdiği covid mazereti birçokları için "mazeret bulmak için bulmak" olarak adlandırıldı ve bu seneyle beraber son üç senede ikinci E3'ün iptal olmasıyla show'un geri gelse bile ne kadar gücünde olacağı belirsiz. Ben yine de seneye gelir gözüyle bakmak istediğim için geleneği devam ettiriyorum. Evet buruk ve "hayali" bir tahmin yazısı olacak ama olsundu. Belki geri döner ha eski gözümüzün çiçeği :( (Edit: E3, 20223'te yüz yüze bir etkinlik olarak geri dönecekmiş.)

   E3 olmamasına rağmen halen sunum yapacağını açıklayanlar var, bunlar Summer Fest, Microsoft ve THQ Nordic şimdilik. Microsoft ve Summer Fest aşina olduğumuz günlerde yayınlanacak, en azından bi heyecan oluşturuyorlar. Gerçi Summer Fest'in %80'i boş oluyor :) Ben Sony'nin ve bir ihtimal EA'nin de sunum ya da sunumcuklar yapacağını düşünüyorum. Ama tabii bu belki ağustosta, belki de ekimde olur. İşte E3 olsa da geleceğimiz nokta bu zaten. Dağınık ama bir şekilde bir şeyler öğrendiğimiz dönem. Neyse here we go again.

      EA

 Tabii ki geleneği bozmayıp EA'den başlıyoruz. Kendini bu aralar satmaya çalışmakla uğraşan, benim adını hatırladıkça dertlendiğim şirket (Ne kadar da ekşi entry'si oldu). İstikrarlı hayal kırıklığı yaşatmayı başarsa da istikrarlı da ümit bağlamayı başarıyor bu bir garip firma. Elimizde aynı geçen sene olduğu gibi oldukça iyi bir kadro var aslında: Dead Space Remake, Star Wars: Survivor, yeni Mass Effect, yeni Dragon Age, KOTOR remake, Criterion'dan NFS oyunu. Bayağı iyi gerçekten. Ama EA ne yapacak? Bir tanesini sunum öncesinden gösterecek, konferansa dört oyun saklayacak, uzun uzun onları anlatıp elimizi boş gönderecek. Geçen sene aynen böyle yaptılar çünkü.
   Allah bilir kaç senedir Bioware oyun geliştiriyor ama sadece konsept fotoğraflar görüyoruz (Edit: Annemin tabiriyle dayak istiyorlarmış sanırım, bu sene içerisinde daha fazla Dragon Age haberi görecekmişiz). Dead Space Remake için de zaten oynanış videosu ve hatta development videoları da yayınlandı, ki bu durumu fazlasıyla takdir ediyorum. Neyse işte bu yüzden göreceğimiz oyunları NFS, Codemasters'tan bir şeyler, Apex'e yeni ıvır zıvır ve belki sürpriz IP tanıtım videosu olarak görüyorum. Beklentiyi böyle tuttum EA. Sen zaten her türlü hayal kırıklığı yaşattığın için sorun yok :)

      Microsoft & Bethesda

  Dünyaları satın alan Microsoft, haliyle açık ara en iyi konferans olmaya aday. Neler yok ki içinde, üstelik bu konferans Activision & Blizzard oyunları dahil olmadan bile geçebilir. Ona rağmen oldukça dolu bir konferans göreceğiz. O zaman önce ertelenenlerden başlayalım. Tabii ki Starfield, Allahım görelim artık bunu, yıldım gayri konsept fotoğraflardan. Todd pls. Gerçekten de tell me lies, tell me sweet little lies. Onun dışında savaş kurbanı Stalker 2'den fragman görürüz. Zaten gameplay görmüştük, keşke bu sene oynayabilseydik. Aynı şekilde Replaced'i de sayabiliriz. Redfall ise biraz daha farklı. Ben gameplay göreceğimizi pek sanmıyorum Arkane daha yeni Deathloop'u çıkarmışken ama you never know.
  Buradan adını bildiğimiz yapımlara dönersek, Hellblade 2, Scorn, Forza Motorsport, Somerville büyük ihtimal içerik göreceğimiz oyunlar olacak. Ah bir de keşke Hellblade 2 çıkış tarihi bu sene olsa. Contraband, Fable, Indiana Jones, The Outer Worlds 2, Avowed ise pek görme ihtimali vermediğim oyunlar. Indiana Jones'u aşırı merak etsem de geçen sene daha çok vakit olduğu söylendiği için ümidimi daha büyük oynayarak Wolfi 3'e saklıyorum. 
   Bunların dışında Inexile uzun süredir sessiz, belki bir şeyler patlatırlar. Çok küçük bir ihtimal id Software bir şeyler duyurabilir. Ori'nin yapımcısı Moon Studios'un gizli kapaklı yaptığı açık dünya hack'n'slash'i de bekliyorum açıkçası.
   Tabii ki yine çok hoş yeni indie'ler de radarımıza girecektir. Bununla beraber Microsoft belki EA ya da Ubisoft'la anlaşıp onların bir oyununu da tanıtabilir ama keşke yapmasa. Artık yeterince katalogları var.

      Sony
 
  Sony, ara ara küçük State of Play'leri normalleştirdiyse de geçen sene eylülde büyük bir konferans patlatmıştı. Bu yüzden bu sene de neden olmasın diyerek sanki her şey orada duyurulacakmış gibi konuşmaya başlıyorum. Ha buna ben de inanmıyorum; sanki Final Fantasy XVI önden gösterilecek.
  Evet FF XVI'nın artık cilalama fazında olduğunu oyunun yönetmeninden duymuştuk. Bu yüzden oyunun kendisini görmemiz çok çok yakın artık. Hatta bu sene çıkış bile yaparsa şaşırmam. Bunun dışında tabii ki tüm gözler God of War Ragnarok'ta. Çıkış tarihine 2022 deseler de hala inanmıyorum açıkçası, ama bir fragman ve belki de oynanış göreceğimizden emin gibiyim.  
  Insomniac Games geçen sene iki oyun duyursa da bu sene pas geçeceğini düşünüyorum. Çünkü gösterecek materyal için erken sanki. Küçük bir ihtimal Spider Man 2 ama çok küçük. Last of Us Remake'den bir şeyler görme şansımız var ama. Keza Stray de öyle.
  Bildiğimiz isimlerin yanı sıra Sony defalarca kez çok fazla oyun geliştirdiklerini ve yarısının yeni IP olduğunu söylüyor. Belirli bir kısmı da live service oyunu. Bu yüzden bu taraftan da, özellikle live service tarafından da bir şeyler beklemek gerek. Tabii bunlar çok büyük ihtimal yeni isimler olacak. Ama (eğer yaparsa) Sony bizi üzecek bir sunum yapmaz.

      Summer Fest

  Bu sene geleneği bozuyorum ve Ubisoft'un yerine Summer Fest'i ekliyorum. Ubisoft her sene berbat bir şirket haline geliyorken, Cef Kiyli tırnaklarını kazıya kazıya buraya kadar gelmişken neden değiştirmeyeyim ki? Ama tabii Summer Fest'ten beklentiyi çok düşük tutmak gerekiyor. Her ne kadar bahsedeceğim firmalar Summer Fest partneri olsalar da.
  Deep Silver, haliyle Saints Row'a hazırlık yapıyor. Çıkışa bu kadar az kalmışken kesin bir fragman görürüz buradan. Warner Bros da haliyle Gotham Knights'a öncelik vermiş durumda. Oynanış falan da yayınlandı ama ben yine de bir şeyler göreceğimizi düşünüyorum. Justice League ve Hogwarts Legacy ise sanki pas geçilecek. Hadi bakalım kumar oynadım.
  Bunların dışında belki Elden Ring DLC'si duyurulur ama ben ihtimal vermiyorum. 2K'den bir şeyler görme olasılığımız var. Marvel's Midnights? Pek olası. Bioshock? Hiç olası değil :) Ama belki Bioshock RTX Remaster duyurusu gelebilir. Cef Kiyli yine şapkadan tavşan çıkararak bizi şaşırtacak gibi de hissediyorum. Artık saçma anime oyunlarıyla mı olur, yoksa AAA Square Enix oyunu falan mı olur bilemem.

      Diğer
 
  Geldik "others" sekmesine. Açıkçası bu tarafta Ubisoft tahminleri hariç ne yazacağım bilemedim. Yani yine hain Ubisoft bi başlık altında toplanmış gibi oldu dammit. Neyse, çok da bir şey yok zaten. Skull & Bones'un sızdırılan videosundan gördük ki gösterilecek bir şeyler var ortada. Onun dışında bir ihtimal Avatar ile ilgili "Bakın biz hala geliştiriyoruz ha" videosu görebiliriz, aynı şekilde Massive'in yaptığı Star Wars da olabilir. Bunun da dışında başka bir şey göremiyorum açıkçası (Ha Mario & Rabbids 2 de varr). Ama NİHAYET Far Cry ve Assassin's Creed demediğim bir tahmin yapabildim. ( Dedi ve küt diye Assassin's Creed Infinity gösterildi :( )
   

 Açıkçası bu yazıyı yazana kadar hiç heyecanlanmamıştım. Bu yazı biraz var olan oyunları hatırlattı da içimi azıcık kıpırdattı. Ancak yine de geçtiğimiz senelerdeki heyecanların yanında devde kulak kalır. Hayırlısı (A classical Turkish ending). 

30 Nisan 2022 Cumartesi

Keyif mi Keder mi

   Uzun bir süredir gameplay-wise olarak zorlayan oyunlarla bi alıp veremediğim var. Bu hem beceriksiz olmamdan hem de "Acı çekmek için mi para verdik?" kafasından çıkamadığım için. Beceriksiz olmamla ilgili hiçbir sıkıntı yok. Aksine bunun sayesinde hiçbir online oyuna bağlanmıyorum xd. Diğeri için de bir sıkıntı yok aslında, illaki bu yapımları deneyimleyeceğiz diye bir şey yok. Ama çıktıkça çıkıyor, çoğaldıkça çoğalıyor bu namussuzlar. Üstelik bazıları sektör değiştiren cinsten.

   Tabii kaliteli yapımların sayıları arttıkça ister istemez bazıları ilgimi çekiyor. Bunlardan en büyük örnekleri ilk Dark Souls, Cuphead ve Hollow Knight. Dark Souls'ların beni nasıl cezbettiğini ama uzaktan baktığımı zamanında cringe bir şekilde yazmıştım. Cuphead'i de KYK odalarında ogz ile ikinci bölüme kadar gelip bırakmıştık. Burada sebep daha çok ogz'nin pek oynama hevesinin olmamasıydı. Tabii bu benim sürekli ölmemden de kaynaklıyor olabilir... Hollow Knight'a ise 2019'un son aylarında girişmiştim. O kadar ilgimi çekiyordu ki nihayetinde "Yeter ulan" deyip girişmiştim ve %30'luk kısmını büyük bir keyifle oynamıştım. Sonra işte yine "Abi niye bu kadar çok acı çektiriyorsun'a" döndü iş ve Mantis Lord boss'unda oyunu hiç istemeyerek bıraktım. Ve uzun süre uzaktan üzülerek baktım (Erişebildiğin oyunu oynayamama garipliği). Buradaki en büyük sorun kabullenemediğim bazı design decision'lardan geliyordu. Haritada neden yerimi görmek için charm notch kullanıyorum, neden boss'a gidebilmek için defalarca kez aynı yolu geçiyorum gibi.

Mantis Lords'u yendiğinizde tüm köy ve lordlar artık sizle savaşmayıp sizi ayakta selamlıyor.

   Ve yıl 2022 oldu. Bu abilerin sayısı hala çoğalıyor. En büyük sebebi tabii ki Miyazaki ve Souls oyunları. Abim resmen tek başına, reklam yapmadan organik bir şekilde bir genre oluşturdu. En büyük hamlesini de bu sene Elden Ring ile yaptı. Zaten inanılmaz büyük bir beklenti vardı George R.R Martin'in adı vesilesiyle de. Ama Miyazaki bununla da yetinmedi ve değil genre oluşturmak, sektör değiştirecek bir işe imza attı. Nasıl Witcher 3 çıktıktan sonra RPG'lerde aksiyon olmazsa olmaz bir hale geldi ve klonları çıktı. Elden Ring de belli ki açık dünya kavramını değiştirecek (ama benim istemediğim yere :( ).

    E tabii Elden Ring çıkınca ister istemez o türdeki oyunları tekrardan hatırlıyorsun. İşte o günlerde Hollow Knight'ı nerede takıldığımı hatırlamak için tekrar indirdim. 2019'dan bu yana çok fazla oyun hayatıma girdi ve benim beceriksizliğime rağmen artık daha iyi oynar oldum (bkz. exposure effect). Ve bir de gördüm ki bana kan kusturan Mantis Lord inanılmaz kolay bir boss'muş. Çok kısa bir sürede kestikten sonra büyük bir heyecanla devam ettim Hollow Knight'a. Ancak bu sefer yoğurdu üfleyerek yemeye karar verdim. Hani o nefret ettiğim design decision'lar vardı ya, artık onlarla yaşamaya okeydim. Backtracking mi yapılacak, yapacağım, sakin mi oynanması gerekecek, sakin oynayacağım.  Wiki'nin de arkadan ittirmesiyle Hollow Knight bir hafta sonra en sevdiğim indie oyunlar arasına girdi.

   Ve artık hatalarımı da gördüm. Zor olmayan oyunların normlaştırdığı şeylerin burada çalışmadığını anlamak, ama anladıktan sonra oyunun bir anda çözülmesi çok güzel bir duygu. Tabii hala hoşuma gitmeyen noktalar var ama tahammül edebildim (en azından Hollow Knight için).

Ve Sonsuza Kadar Mut....Mutsuzlar İşte Yine Mutsuzlar

   E tabii bu gazla Elden Ring'tir Bloodborne'dur girilir yani. Elden Ring neyse de Bloodborne çok uzun zamandır ilgimi çeken bir oyundu. Ama öncesinde Cuphead'de halletmem gereken birkaç boss vardı. O da içimizde kaldı sonuçta. Bu vesileyle girdim Cuphead'e ama işler hiç Hollow Knight'taki gibi olmadı.  İlk bölüm kabul edilebilir olsa da ikinci ve üçüncü dünyadaki bazı boss'lar sabrımı ciddi şekilde zorladı. O kadar oynadım, çektiğim çilelere değmeli diyerek devam ettim ve üçüncü dünyayı da tamamladım ama son boss'u geçemedim. Evet, mutsuz son. Son boss'a harcadığım onca vakit sonrası pes ettim. Yine aynı "Acı çekmek için mi para verdik?" kafasına büründüm. Çünkü son boss (ve bazı boss'lar, özellikle Grim Matchstick, senin için cehennemde özel yer ayrıldı dostum) sadece iyi reflekslerle geçilmiyor, biraz da oyunun RNG'sinin iyi niyetine bakıyor. Hal böyle olunca pek de bir heves kalmıyor açıkçası.
    Zaten Cuphead'deki boss'ların istisnasız tümü belirli bir learning curve'e sahip. Tek seferde geçilmemek için tasarlanmış yani. Böyle müzik aleti öğrenir gibi, bir sporda belirli bir tekniği otomatize eder gibi sürekli pratik yapmanız gerekiyor. Nihayetinde de geçiyorsunuz. Kulağa hiç mi hiç keyifli gelmiyor ama Studio MDHR gerek eşi benzeri olmayan görsel tasarımı gerek akıcı kontrolleriyle harika bir iş çıkarınca dert etmiyorsunuz, en azından bu sinir bozucu boss'lara kadar.

Hayatımdan nefret duygusunu çıkardığımı zannederdim ama sen istisna kalacaksın Grim Matchstick

   Bu noktadan sonra zor oyunlara ara verdim tabii. Her zora pat küt girişilmemesi gerektiğini anladım. Özellikle bazı oyunların sinirleri gıdıklayan huylarını önceden bilmek önemli. Mesela Miyazaki oyunlarında da Cuphead'deki boss tarzlarından var. Ve ultra sinir bozucu mağaralar. Neyse ki Elden Ring açık dünya da geçemedik mi başka yere gideriz. Ha evet, Elden Ring oynamak kaçınılmaz artık. Ogz'nin bu ısrarı ve yerlere göklere sığdırılamamasının sebebini anlamak lazım. Ve tabii bi de Hollow Knight: Silksong var. Zor oyunlarla olan deneyimlerim devam edecek yani. Önemli olan çekilebilir ve keyifli olması.

P.S: Yazı sonrası aklıma geldi. Vakti zamanında (2015 belki?) Super Meat Boy'u klavyeyle (evet klavyeyle) bitirmeye çok yaklaşmıştım ama başaramamıştım. 

P.S-2: Yine yazı sonrası aklıma geldi. Zor oyunlar bana bu aralar kaybettiğim sabrımı geri kazandırmayı başardı. Duygusal davranmayıp her anlamda sakin ve rasyonel davranmak sadece zor oyunlarda değil, reel hayat modellerinde de işe yarıyor.  

31 Ocak 2022 Pazartesi

The Last Of Us Part II: Teknik Bir Başyapıtın Gözünün Önünde İstemediğin Bir Yola Gitmesi

   Çok karışık duygular içerisindeyim. The Last of Us Part II bitti ve bu kadar teknik bir başyapıtın bu kadar cesur olmak istenen ama kotarılamamış bir senaryoya sahip olmasını kabullenemiyorum. Bir daha ne zaman teknik anlamda böyle detaylı, her yeri ilmek ilmek işlenmiş bir oyun oynayabileceğiz bilemiyorum. Bu yüzden bu senaryoyu kabullenemiyorum, üstelik ellerinde çok çok güzel malzemeler varken kullanmamalarına. 
    Bu oyunda senaryoyu spoiler'lersiz konuşmak aşırı zor olduğu için pat küt giriyorum.

------------------SPOILER   The Last Of Us Part II   SPOILER---------------------

   Nereden başlasam bilemiyorum açıkçası. O kadar fazla falsosu var ki çünkü senaryonun. Ama ağız dolusu kızamıyorum da. Çünkü anlatmak istediği hikayeyi çok güzel anlatıyor bu oyun. O kadar muhteşem ara sahneler var ki, öyle muhteşem oyunculuklar var ki (bir oyun için "muhteşem oyunculuk" demek bile büyük bir iltifat) bu hikaye olabildiğine bok olsa da oyunun başyapıt seviyesinde olduğu gerçeğini değiştiremeyecek. 

   Oyun bir intikam hikayesini anlatmak istiyor ama bunu her iki taraftan da göstermek istediği için iki tarafı da oynuyoruz. "İntikam" olduğu için haliyle bir şeylerin olması gerekiyor demi? Bunun bir kısmını ilk oyunun sonunda NPC bir doktoru öldürerek yapmışız aslında. Diğer kısmı da bu olayın neticesinden doğuyor ve Joel daha oyunun ikinci saatinden ölüyor. Daha burada başlıyor falso. Ana karakterler ölebilir, eyvallah. Ama ne sebepten niye öldürmek istediler, kim bu soktuğumun ergen tipleri? Koskoca kasaba doğramış Joel nasıl oldu da bunlara güvendi de evlerine rahat rahat girdi? Daha burada hissediyorsunuz Joel'in senaryo gereği ölmesi gerektiğini.
    Derken bu Abby tarafıyla ilgili hiçbir şey öğrenmiyoruz ve haliyle Ellie de intikam peşinde. Tee Jackson'dan kalkıp Seattle'a kadar gidiyor zevcesi Dina ile. Daha evlerinin 5 km ilerisinde bir dünya clicker doğrayan bu ikili, bir ülke geçtikleri için (yaklaşık 4500 km) oyun olan mesafeyi tak diye geçiyor. Neyse diyorsun, oyun bu. Daha başlangıçtayız. Sonra işler güzelleşiyor. Ellie ile aşırı yoğun çatışmalara giriyoruz. Ellie nasıl kan kusuyor ama. Hissediyorsun ciddi bir intikam duygusu var kızda. Seattle'da ilk gün böyle geçerken zevcemiz Dina'nın hamile olduğunu öğreniyoruz. Burada da bir "Bu ne şimdi?" diyoruz, çünkü oyun teen drama mı olmak istiyor ciddi bir temayı mı ele almak istiyor. Ama orada anladım ki bu oyun gençler üzerinden ilerleyecek ve böyle şeyler olacak. Hani yaş olarak yaptıkları normal ama ben bunu görmek istemiyorum ki aq. 13 yaşındaki Ellie bile çok daha olgundu valla.
   Neyse bu Dina'yı da bırakıyoruz bir yerde, solo gidiyoruz artık. Arada da flashback'ler görmeye başlıyoruz. İlk oyundan bu yana o 5 sene nasıl geçmiş az da olsa anlamaya başlıyoruz. İlk flasback'te Joel, Ellie'yi bir müzeye götürüyor ve ona doğum günü hediyesi veriyor. Bu bölüm en çok etkilendiğim yer oldu. İlk oyundan sevdiğimiz samimiyetti bu. İşte bu anda da anlıyoruz ki isteler, daha doğrusu Neil abim istese, böyle bir hikaye yazabilirmiş. Ama yazmak istememiş işte. Daha iddialı bir şey olmasını istemiş. Bence olmamış. 
   İkinci Seattle gününde de bu ergen görünümlü gruptan birilerini doğruyoruz ve sürpriz, akşamına zevcemizi hamile bırakan oğlan bizi takip etmiş. Aşk-ı Memnu'dan hallice Ellie'nin kıskanmalarını falan görüp, üçüncü güne bu Jesse denen oğlanla takılıyoruz. Ama oğlan nasıl da boş bir karakter. Genel olarak yan karakterler boş. Gerçekten ne diye eklenmiş bazıları anlamıyorum. Hani oynanışı da değiştirmiyor ki bunlar. Değiştirseler, diyeceğim ki "hah Jesse bu yüzden eklenmiş zaar". Yok. Jesse'nin oyundaki tek rolü Dina'yı hamile bırakmak. Şaka gibi demi. Değil ama.
   Niye bu kadar hayal kırıklığı yaşıyorum, çünkü bu oyun hayatımın en iyi oyunlarından biri olabilirdi. Bu kadar büyük emeklerin nasıl da teen drama uğruna harcandığına şahit olmak üzdü, ciddi üzdü.
   Üçüncü günde de hala bizim için sıradan bir NPC olan Mel ve Owen'ı doğradıktan sonra flashback yapıp Ellie'nin ilk oyunun sonundaki hastaneye gittiğini görüyoruz. Bu da bayağı kötü kullanılmış. Sırf Ellie bu mevzuyu öğrensin diye oyun kızı bir anda tee Jackson'dan o yaşta tek başına bir anda Salt Lake'e ışınlıyor. Burası da var bi 3300 km. Aga kimse demiyor mu bir oyun çıkar oradan oraya gitmek, bunlar nasıl rahatça geziyorlar böyle. İlk oyun sadece Boston'dan Salt Lake'e gitmemizi anlatıyordu. Bir dünya macera yaşadık aq demiyor musunuz yav? Demiyorlar ve Joel de rahatça 3300 km yapıp Ellie'yi buluyor ve gerçeği söylüyor. Ellie asla affetmeyeceğim, şöyle böyle diyor ve Joel'in öldüğü gece arifesine kadar da hiçbir affetme belirtisi göstermiyor. İşin üzücü tarafı, oyun burayı da düzgün işleyemiyor. Evet Joel oyun boyunca bir şekilde karşımıza çıkıyor ama Ellie çok sinirli artık. Aralarının düzeldiğini de görmüyoruz. Niye Ellie, onca çileyi sırf intikam almak için gidiyor dedim ben. Ama sadece ben demiş olabilirim, başka bir yerde görmedim bunu diyen.

   Ellie-Joel tarafında da fail olduktan sonra Abby'e ışınlanıyoruz. Tamam diyorum. Abby, Joel'i öldürdü ve sebebini, daha fazlasını bilmemiz gerekiyor. Ama tahmin edin n'oluyor? Kızla oyunun diğer yarısını oynuyoruz neredeyse. Ve o sürede de aptal saptal, oyunun ana temasından tamamen farklı, asla ilgimi çekmeyen karakterlerin dertleriyle ilgileniyoruz. Yani sokayım Manny'e, sokayım Isaac'e. Bana ne onların yaşadıklarından. Ben düzinelerce adam doğramışım zaten. Elbet her birinin böyle bir dünyada anlatmaya değer hikayesi vardır. Ben ne yapayım onlar neler yaşıyor? İşte burada oyun artık Ellie-Joel The Last of Us'ından çıkıyor ve The Last of Us evreninden bir hikayeye dönüşüyor ve Abby'i sevdirmek için çabalıyor. Açıkçası oyunun kalanını Abby'yle oynayacağımı anladıktan sonra normal bir şekilde oynadım buraları. Zaten oyun klişe hikaye anlatsa da oynardım. Böyle bir işçilik varken her türlü giderdi. Ama yine de Abby'e ısınamadım. Yani düzinelerce Skar, clicler, blooter öldürmüşüm akvaryuma gelmek için. Ne için? Owen'la sevişeyim diye. Peki ertesi gün ne yapmışım? Yoldan tanıştığım ve biri yaralı halde terk ettiğim iki çocuğun nasıl olduğuna bir bakmak istemişim. Ha sonra da tüm WLF'i arkama alayım bu çocuklar için. Çünkü Abby'i oyuncular sevmeli. Sevmeli ki Ellie vs Abby olduğunda anlamlı olsun. Olmadı dostum. Olamaz. Bu oyun reklam edildiği gibi Ellie'nin oyunu olmalıydı. Bir anda Ellie'yi silip bambaşka hikayeler anlatırsan olamaz. 
   Üstüne bir de gidip Abby'le Ellie'yi dövüyoruz. Yani orada oyunu bırakmak istedim. Ciddi ciddi "E tamam yeter bu kadarı" dedim. Bilerek defalarca kez Ellie'nin beni, yani Abby'i öldürmesini izledim. Öldürsün ve burada credits aksın işte. Sonrasını görmek istemiyorum. Ellie daha zeki ve alt etti bire birde. İntikam alındı. Hadi tekrar Jackson'a. Ama yok. Buradan sonrası da var. Hem de fazlaca. 

   Abby, Ellie'yi alt ediyor ama bir kez daha canını bağışlıyor uğruna WLF'i arkasına aldığı Lev sebebiyle. Yav yazdıkça kabullenemiyorum. 4-5 senedir WLF'tesin. Bir sürü tanıdığın, sevdiğin insan var ama sadece bir saat geçirdiğin, sırf çocuk diye ölmesini istemediğin biri için onca sene tanıdığını öldürüyorsun. Çünkü oyuncular Abby'i sevecek bir sebep bulmalı. Çocuklar o gün, en baştan ölse daha iyi olacakmış zaten. Hadi onu geçtim, sen Abby zaten düzinelerce insan öldürdün. Biri uğruna düzineler, seni fazlasıyla kötü bir karakter yapıyor zaten benim gözümde.
   Bu noktadan sonra Ellie'ye geri dönüyoruz ve sanırım Wyoming'de bir kasabada Dina ve çocuğuyla beraber yaşıyoruz. Belli ki bir sene falan geçmiş olaylar üzerinden. Hani diyorsun ki son vs'de yapıldı. Buradan da ilerlemesin artık. Zaten gereksiz bir sürü şey oldu. Bundan sonrası tamamen anlamsız olur. Ama tabii ki öyle olmuyor ve Ellie, sürekli Joel'i görüyor ve uyku girmiyor gözüne Abby ölmediği için. Bir gece yola çıkmaya karar veriyor ve Dina tabii yıkılıyor ne güzel düzen kurduktan sonra böyle bir şeyi görünce. Ama tabii Dina'yı umursayan kim? Ellie bile umursamıyor aq, ben mi umursayayım? 
   Ellie, bu kez de Santa Barbara, yani Kaliforniya'ya, yani yine bir okyanus yolu şıp diye geçiyor ve 10 saatte oynayarak yaptığımızı bu kez yarım saatte yapıyor ve Abby'nin bir evde mahsur tutulduğunu öğreniyor. Hani zaten Ellie'nin tekrar yola çıkmasından sonra her şey aşırı anlamsız ve gereksiz olacaktı ama yine de insan "Ulan madem 30 dakikada bulabildin, niye 25 saat bu hikayeyi görüyoruz" diyor. İşte. Hikaye sırf Ellie her şeyini kaybetsin diye bi ton yuvarlama yapıyor. Derken yine bir Abby vs Ellie yapıyoruz. Tabii Abby aşırı zayıf, tanınmaz bir halde ama ölmemiş asılmasına rağmen. Allah allah. Ne tesadüf demi. Ellie ille de vs istiyor Abby yok dese de. Ellie, Lev'in boğazına bıçak dayayınca artık mecbur vs başlıyor. Neyse Ellie tam boğuyorken yine Joel'i görüyor anlık ve vazgeçiyor öldürmekten. Hadi git diyor. Ben nasıl olsa üç bin beş bin km ışınlanabiliyorum diyor. Hem canım isteyince yarım saatte de bulabiliyorum seni diyor. Lazım olursan bulurum. Abby de Firefly'ların yerini öğrendiği için muhtemelen oraya gidiyor. Hani demiştim ya oyunun Joel'i öldürmesi lazımdı diye. Aynı şekilde Ellie'yi öldürmemesi gerekiyordu. Ve Abby'i de. Muhtemel üçüncü oyun için. E bu noktada artık tamamen bozuk elma kokusu sarıyor senaryoyu. Artık bitse de daha fazla kokmasa diyorsunuz. Asla iyileşmiyor. Saçma sapan bir hale geliyor. Nerede o ilk oyunun her şeyi oturaklı hikayesi, nerede bu oyunun hikayesi. 

EDIT: Jackson derken Wyoming'deki Jackson County'den bahsedilmiş hep. Bir yerde (muhtemelen yanlış bir şekilde) okuduğum Jacksonville'den ötürü hep Florida eyaletindeki Jackson diye anladım. Yani aslında Ellie, şıp diye üç bin beş bin km yol yapmıyor. Ortalama bin beş yüz km'lik bir ışınlanma söz konusu, ki ABD ölçülerinde kabul edilebilir. Ha bu demek değil ki senaryo bir anda güzelleşti. Nope.

------------------SPOILER   The Last Of Us Part II   SPOILER---------------------

   Hala düşündükçe garipsiyorum. Bu kadar kaliteli bir yapım, bu kadar büyük bir emek nasıl harcandı kabullenemiyorum. Yani bu haliyle bile bu kadar uzun bir yazı yazdırmayı başardı. Demek ki konuşmaya değer bir şeyler var. Oynanış, görsellik, ses konularına değinseydim, ki yazı bu kadar büyük olmasaydı yapardım da, bir bu kadar yazardım. Belli ki ilerleyen yıllarda da, özellikle HBO dizisi gelince bol bol konuşacağız bu oyunu. Ama şimdilik benden bu kadar. Bu kadar şiddet içerikli, yoğun bir deneyim sonrası bir süre ara.

3 Ocak 2022 Pazartesi

Try & Error

   Yeni bir seneye girmişken yoğun geçen bir senenin iç muhasebesini bloga yazmak istedim. Sonuçta burası benim için bir nevi backlog ve eski yazıları görüp nelerin değiştiğine tanık olmak ilginç olabiliyor. Üstelik 2021 yazmaya değer içeriğe de sahip gibi.

   Bu sene en çok enerji harcadığım yer kendi alanımdı. Kendimi geliştirmek için uçtan uca Giraffe's Neck'i yaptım ve uzunca bir süre de erişilebilirdi. Ancak güvenilir veri bulamamanın ve vasat UI design sebebiyle başarısız bir proje oldu.
   Ardından sertifika sınavı için hummalı bir çalışmaya giriştim. Sertifika için bu çalışmanın hiç yeterli olmayacağına anladım ve bu da başarısızlıkla sonuçlandı.
   Bu çalışmaların ardından global şirketler için yeterli olup olmayacağımı test etmek istedim ve şu ana kadar yeterli olmadığımı anladım. 
   Bir derneğin ihtiyacını karşılayacak mobil uygulamanın bir kısmında yardımcı oldum. Henüz markette yok ama süreç fena gitmiyor. Umarım faydalı bir çıktı olur da boşa uğraşmamış oluruz.
   Çok sevdiğim eski çalışma arkadaşlarımdan birini covid yüzünden kaybettim. 
   Çok sevdiğim yurt arkadaşımı ise bireysel çalışmasında yardım edip onun iş bulmasını sağladım. Tabii o gayret etmeseydi asla olmazdı.

    Canım Oyungezer'e bu sene 15 içerik çıkarmışım. Keşke en az 30 olsaydı ama içerikler normal haber yazılarından olmadığı için hazırlaması zaman alıyor ve sürekli yapmak yorucu oluyor maalesef.
    YouTube'a 7 video yüklemişim. Bu çok ilginç çünkü her bir video için harcadığım onca emeği düşününce iki ayda bir video ortalaması bayağı iyi. Sanırım canımın istediği vakit yapmak üretkenliği arttırdı. İronik.
    Canım bloguma 5 yazı yazdım. Blogumun yeri bende çok ayrı, her zaman olabildiğince samimi ve sonradan okuduğumda içimin ısınacağı yazılar yazmak istiyorum. Bu yüzden gerçekten içime sinen konu ve anı kovalamam gerekiyor, ki bu son iki senede çok mümkün olamadı. Yine de (tam memnun olmasam da) birkaç şey karaladım. Keşke bu yazı gibi ciddi, soğuk yazılar olmasa ama it is what it is...

   2021'de kitap okuma hızım neredeyse yarıya düştü. Özellikle code development ciddi zaman ve enerji alıyor. Üstelik uygun ortam ve mental düzensizliğim de ciddi engel oluyor. Bu durum bu sene için de çok değişecek gibi değil, bu yüzden beklentileri düşük tutuyorum. Beklentimin biraz yüksek olduğu bir konu varsa da o da adam akıllı bir developer olmak. Bu sene sağlam çıktı yakalamam şart. Biliyorum, bu, klasik stres/dene/başarısızlık/stres döngüsüne sokuyor ama ben uzun zamandır mutlu olmayı hedeflemiyorum. Hayata tutunabilmek için bir araç/amaç arıyorum ve nerd olmak içlerinde ışık gördüğüm tek şey. Neyse çok da bir önemi yok zaten...