Uzun zamandır buralara uğramıyordum, artık Oyungezer'de yazdığım için bir şeyler yazma ihtiyacı pek kalmıyor. Ancak dün Night in The Woods'u bitirdim ve oyun çıkalı bir sene olduğu için siteye bir şeyler yazamayacağımdan ve ben de derdimi anlatmak istediğimden tekrar buradayım efendim. Yazı biraz inceleme, biraz kendi hayatım, biraz da sanal karakterler hakkında ilerliyor.
Night in The Woods, hayatımın "ne oluyor yav?" kısmında, yani tam zamanında oynadığım bir oyun. Çünkü oyunun ana karakteri Mae Borowski, okulu terk edip memleketi Possum Springs'e gelmiştir ve "ne olacak yav?" diye kendine soruyordur. Evet, ben okulu terk etmedim belki ancak 4 ay sonrasında okulla ilişkim bitecek. Yani ben de aynı soruyu uzun zamandır kendime soruyordum.
Oyun başladıktan belki bir saat sonra Mae'nin lise arkadaşlarıyla bir grubu olduğunu ve o zamanlar bas gitar çaldığını öğrendim. Ne ilginç ki ben de son iki aydır bas gitarla uğraşıyorum. Zaten önemli bir konuda bağ hissettiğim Mae'yle kendimi iyiden iyiye ilişkilendirmeye başladım. Bu noktadan sonra oyunun ilk yarısı sakin ilerlese de özellikle ikinci yarısında Mae, bütün üniversiteyi beraber geçirdiğim oda arkadaşım, Mae'nin kankaları Gregg, Bea ve Angus benim de dostum oldu. Gregg'le beraber birbirimizi bıçakladığımız bölümde sanki gerçek hayatta da aynısını yapıyormuşum gibi hissettim.(Gregg beni iyi bıçakladı yalnız, yenemedim ühü). Oyun başka bir form haline gelmişti resmen. Oyun bittiğinde o noktada "Yaa, ama daha Gregg'le kusana kadar pizza yeyip bir şeyler çalacaktık (Crimes.), ormana gidip çocukları korkutacaktık. Yaaa :(((" dedim.
Sizde oluyor mu bilmiyorum, bir arkadaşınızla güzel günler geçirirsiniz, ama bu günlere sadece "güzel" dersiniz, çünkü bu aşık olmak veya sevdiğiniz takımın son dakika golüyle galip gelmesi gibi bir duygu değildir, bu alttan alta hissettiren tatminlik, huzur gibi bir duygudur. Arkadaşınızı eğer bir sene göremeyeceksiniz içinizi bir hüzün kaplar, o güzel günlerin gittiğini düşünürsünüz. İşte ben bu durumu 15 senelik ilköğretim arkadaşımı askere yollarken yaşadım birkaç gün önce. O güzel anlar artık olmayacak (Kulağa çok narsistçe geliyor olabilir ama değil lmao). Night In The Woods öyle bir yerde hayatıma girdi ki oyunu sevmemem pek mümkün olmadı. Oyunda da Gregg, birkaç ay sonra şehirden ayrılacaktı. Aynı durumu Mae de yaşadı. Oyun bittikten sonra zaten üzerimde hasıl olan, karakterleri uzun bir süre göremeyecekmişim duygusunu bir daha yaşamış oldum. Sanal karakterler, insan formunda bile olmayan karakterleri özleyeceğim ulan.
Bu noktadan çıkarak aslında sanal bile olsa bazı karakterlerin üzerimizde ne kadar etkili olabildiğini tekrardan belirtmek istedim. Evet, özellikle kitaplarda çokça bulunan bu karakterler (Martin Eden, evet sen de yaşadın bir yerlerde biliyorum) öyle bir etkiliyor ki yaptığımız şey sadece "okumak", "oynamak" ya da "izlemek" olmuyor. Night In The Woods'un karakterleri de böyleydi mesela. Mae, resmen bir dost gibi onunla takıldığım, konuştuğum, bir şeyler yaptığım ve sonunda bana bir şeyler katıp benden ayrılan biriydi. (Oyun karakterlerinin kitaptan daha fazla bağlayıcılığı var galiba.)
Oyun Mae'nin "ne olacak yav?" sorusunu cevaplamıyor. Daha doğrusu Mae'nin derdi benimkinden çok ayrı bir şekilde gelişiyor ve bitiyor. Yani aslında Night in The Woods tahmin ettiğim tarzda bir senaryo düzenine sahip değil. Ama bu hiç sorun olmadı. Çok daha güzel bir şey aldım onun yerine.
Eminim Night In The Woods'u çok değil, bir sene sonra oynasaydım bu derece beğenmezdim. Gregg'in yaptığımız her saçmalık karşısında "It's ok. We are brossss" demesi daha az anlamlı gelirdi. Yine de bu iç ısıtan karakterleri sevmemek biraz ayıp, ne birazı, ayıp işte.


