8 Temmuz 2015 Çarşamba

2015 Yılında Çıkacak Hangi Oyunları Almalıyım? (Tahmini Puanlarla Birlikte)

    Uzun ve kaliteli olarak ne yazabilirim diye düşünürken en iyi bilgim olduğum video oyunlarıyla ilgili bir yazı yazmak istedim. Aslında blog yazısından ziyade daha bir 'İlk Bakış' tarzı olacak. 2015 yılında çıkacak (yazdığım tarih itibariyle) oyunlar hakkında kısa bilgi, şahsi görüşüm ve tahmini Metacritic (PS4 için) puanı olsun istedim ki insanlar almalı mıyız diye araştırırken karşılarına çıkacak içeriği zenginleştirmiş olalım (Malum PS4 oyunları fiyatları çok yüksek). Tabi ki bunlar şahsi görüştür ve her insanın fikirleri asla aynı değildir. Emin olma derecesi diye de bir şey koydum ki sapma oranı oluşturarak kendimi biraz daha haklı çıkarayım istedim :) Artık başlayalım:

NOT: Sıralama çıkış tarihlerine göre yapılmıştır, eğer ilerde tarihler değişirse sadece tarihleri güncelleyeceğim. Aşağıdaki oyunlar ise sadece beklediğim oyunlar olup eğer istediğiniz herhangi bir oyun varsa bana mesaj atarak şahsi görüşümü alabilirsiniz.


METAL GEAR SOLID V: PHANTOM PAIN

    Hiçbir şeyden haberim olmasaydı ilk bu ismi duyduğumda  beşinci oyunu çıktığına göre çok başarılı olmuştur derdim. Nitekim öyle, hatta devrim seviyesinde bile diyebiliriz. Stealth oyunların sayısını artırmıştır köklü geçmişi olan bu oyun. Hideo Kojima'yı çoğu oyuncu sever. Çok yaratıcı fikirlerinin yanısıra eğlenceli de olur onun oyunları. Snake'i sevdirtmiştir bizlere. Tabi ki sevilir, birçoğunun ilk gözağrısıdır. Ama bu onunla olan vedamız olacak, çünkü Metal Gear'in olmasa da Snake'in son oyunu ve zaten Hideo Kojima Konami'den olaylı bir şekilde ayrıldı. Ama neyse ki oyunun büyük bir kısmı bitmişti, ki bu bizi baya heyecanlandırıyor. 


   İlk kez açık dünya olacak olan Metal Gear Solid'in en büyük artısı, bir kampı istediğimiz şekilde ele geçirebilecek olmamız. Ve o kamptan ele geçirdiğimiz herhangi bir şeyi kendi kampımıza yollayıp onu ilerde kullanabiliyoruz. Sadece bu eşyalar değil, kendimize özgü sürüsüyle eşya olup, lazım olduğu zaman bize helikopterle getirebiliyorlar. Çeşitliliğin bu kadar fazla olması bile tekrar oynanabilirliği baya artırıyor. 
    Senaryo olarak her zaman çok güçlü olan Metal Gear, özellikle Snake'in son oyunu olduğu için daha bir heyecan oluşturuyor bizde. GOTY yolunda sene başında The Witcher 3 ile adı anılıyordu ancak Fallout 4 de bu sene çıkacağı için işi zor GOTY yolunda. Yine de çok başarılı olacağından eminim.

ÇIKIŞ TARİHİ: 1 EYLÜL

Emin Olma Derecesi: 9/10                                                                  
Metacritic Puanı: 90+
                                            bir diğer tahmin
Emin Olma Derecesi: 5/10
Metacritic Puanı: 92

GERÇEK PUANI: 93


MAD MAX

    Bu sene çıkan filmiyle aynı sene çıkacak olan Mad Max'in geliştiricisi aynı zamanda Just Cause serisini yapan Avalance Studios. Açıkçası bana sorsalar Mad Max'in oyununu yapıyoruz, hangi stüdyoya verelim diye, Avalanche derdim. Just Cause ile Mad Max'in filminin çok ortak yönü var, her ikisi de çılgınlık ve aksiyon üzerine kurulu. Bu yönden umudum var. Yayınladıkları E3 videosu da başarılıydı, Just Cause da aynı şekilde her zaman başarılı bir seri olduğu halde çok isim yapamadı. Max'in de aynı kaderini paylaşacağını düşünüyorum, ama bir yönden umutluyum ki o da filmi çok başarılıydı. İnsanlar filmine doyamadığı için eğer oyunun puanları başarılı olursa deneyeceklerdir.
   Oynanış açısından filmiyle aynı tarza sahip olan Mad Max (çılgın arabalar, wasteland, özgür dünya, araba modifikasyonu) dövüş sistemi açısından da başarılı gözüktü gözüme. Tek sorunum açık dünyayı nasıl doldurabilecekleri. Sonuçta her yer kum ve yiyecek kısıtlı. Fallout tarzı bir doygunluğa ulaşabilirlerse bu yılın sürprizi olur kesinlikle.
    Senaryo anlamında beklentim yok açıkçası. Just Causeların da senaryosu sıradandı, muhtemelen Mad Max'inki de normal olacaktır. Grafik açısından da ortalama gözüken Mad Max'in Just Cause 3 ile aynı zamanda yapılması bende büyük soru işaretleri bıraktı. Nitekim çok emin olamadığım, bu yüzden ayrı bir merakla beklediğim, çıkınca da hemen deneyeceğim oyun.


ÇIKIŞ TARİHİ: 1 EYLÜL

Emin Olma Derecesi: 8/10                                                                    
Metacritic Puanı: 75-85 arası
                                            bir diğer tahmin
Emin Olma Derecesi: 3/10
Metacritic Puanı: 80

GERÇEK PUANI: 70


RAİNBOW: SIX SIEGE

    Ubisoft'un en merakla beklediğim oyunu. Geçen sene E3'ün sürprizi olarak duyurulmuştu. Tom Clancy adını kullanmaya devam etmesi satışlarını artıracaktır. 
    Oyundaki temel amaç, Payday tarzı bir işe girişmek, ancak amaç hırsızlık değil, bir rehineyi kurtarmak ya da rehineyi kaptırmamak. 6 kişilik ekiplerle önce planlarınızı yapıyorsunuz, çeşitli ekipmanlarla içeriye kamera sokmayı, duvarları patlatıp ani baskın yapabilmeyi, hatta tavandan, ya da yerden bile patlama yapıp içeriye girebilmeyi deneyebilirsiniz. Oyunun en güzel yanı tabi ki co-op destekliyor olması. 5 tane daha kafa arkadaşla uzun süre sıkılmadan oynamak mümkün diyor oyunun yapımcıları. Aklıma hemen Şubatta çıkan Evolve geliyor. İyi puanlar almasına rağmen Evolve kayboldu gitti şimdiden. Rainbow'un da kaderinin böyle olacağını düşünüyorum, çünkü iş Payday'e göre baya ciddi ve arkadaşlarla ciddi bir iş yapmak uzun süre keyif vermeyebilir. Yine de Rainbow'un puanlarının ve satışlarının iyi olacağını düşünüyorum ve şu meşhur sözümü hatırlatmak istiyorum: Ubisoft yapıyor kanka!


ÇIKIŞ TARİHİ(GÜNCELLENDİ): 1 ARALIK

Emin Olma Derecesi: 6/10                                                                     
Metacritic Puanı: 75-85 arası
                                            bir diğer tahmin
Emin Olma Derecesi: 3/10
Metacritic Puanı: 82

GERÇEK PUANI: 73


ASSASSİN'S CREED: SYNDICATE

   Aslında hiç yazmayı bile düşünmüyordum ama bu yazıdaki en temel amacım zengin içerik olduğu için yer veriyorum. Her yıl çıktıkça insanlardan gına getiren, ama ne hikmetse hala çok fazla satan oyunumuz bu yıl Londra'da geçiyor. Her sene yeni karakter, yeni şehir yaptıkları için senaryonun iyice sıradanlaştığı oyunda bu yıl Multiplayer yok! Ve geçen sene Unity'de kullandıkları motorun hemen hemen görsel olarak aynısını kullanıyorlar, yani bunun içinde zaman ayırmadılar. Bu saydığım iki etmenin yanı sıra E3'ten önce yayınladıkları videoda klasik Ubisoft'un şaşalı videoların aksine daha gerçekçi bir video yayınlayarak çok doğru bir iş yaptıklarını düşünüyorum. Zira videoda gözüken yenilikler grappling hook, at arabaları ve yumruk yumruğa savaş (Atladığım kesin vardır, affola). Bu saydığım etmenler beni umutlandırdı gerçekten de. Optimizasyon anlamında olsun (ki pcye daha geç çıkacak), senaryo anlamında olsun daha bir uğraşacaklar. Unity ile batırdıkları için toparlamaları lazım seriyi, onlar da farkında bu durumun. Sonuç olarak Brotherhood ya da 2 kalitesinde olmasa da Black Flag gibi olacağını düşünüyorum.

ÇIKIŞ TARİHİ: 23 EKİM

Emin Olma Derecesi: 7/10                                                                    
Metacritic Puanı: 80-88 arası
                                            bir diğer tahmin
Emin Olma Derecesi: 3/10
Metacritic Puanı: 84

GERÇEK PUANI: 77


NEED FOR SPEED

   Herhalde en kararsız olduğum oyun olsa gerek. Seriye yeniden başlamış olmaları, açık dünya olması, modifiye yapabilmemiz, ve senaryosu olması falan muhteşem şeyler. Underground havasını buram buram hissettirme peşindeler, ki çok doğru bir hareket yaptılar. Geçen seneyi pas geçmelerini de çok takdirle karşılamıştım EA gibi paragöz bir firmayı. Ekstra bir yıl zaman gerçekten de çoğu şeyi düzene koymaya yeter. Zaten stüdyo en son oyunla da her ne kadar ben sevemesem de başarılı oldu. Underground 3 demeyip köklerimize geri döneceğiz demeleri de bariz bir şekilde o ismi ileriye saklıyoruz demektir, aynı fikir bulamayıp sırf adından satmaya çalıştıkları 2012 Most Wanted faciası gibi.

    Benim en büyük tereddüdüm ise oynanışı ile ilgili. Grafikleri de muhteşemdi(Hep EA'nin ana koz oyunlarının motorlarından yararlandılar) videoda ama çok az gösterdiler oynanışı, senaryoyu. Sadece 'var' olarak biliyoruz ki yetersiz. İleride kesin yayınlamalılar ki hemen güncellerim.
    Grafikleriyle ilgili aslında herkes downgrade yiyeceğini biliyor gibi, bu yüzden de beklentileri yükseltmemişler ki bu oyundan memnun kalmayı arttırır.
   İnternete bağlı olma zorunluğunu duyduktan sonra acayip şekilde soğumuştum oyundan. Hala da öyle aslında. Birazcık Witcher'ı örnek alsalar her şey çözülecek. Hala insanların inadına giderek kötü bir şey yaptıklarının farkında değiller. Yeni bir SimCity faciası hissediyorum uzaklardan. Sonuç olarak aman sakın önsipariş işine girmeyin, çok riskli bir oyun, her ne kadar çok özlemiş olsanız da. Onların da yapmak istedikleri bu zaten.

ÇIKIŞ TARİHİ: 3 KASIM

Emin Olma Derecesi: 3/10                                                                  
Metacritic Puanı: 70-80 arası
                                            bir diğer tahmin
Emin Olma Derecesi: 2/10
Metacritic Puanı: 73

GERÇEK PUANI: 70


CALL OF DUTY: BLACK OPS 3

    Her sene çıktığından sadece varlığından haberimiz olduğunu bildiğimiz CoD, bu sene co-op desteği getirerek muhteşem(!) bir yenilik yaptılar. Bu oyunu bekletecek tek yanının senaryosu olması bizleri üzüyor, ama insanları üzmüyor olsa gerek ki 10+ milyon satmaya devam ediyor.
    Oynanışı ile ilgili çok fazla eleştiri geldi, Deus Ex, Crysis'e neredeyse benzemesi artık adamların üretecek hiçbir şeyi kalmadığının göstergesi. Ama niyeyse Advanced Warfare beğenildi ve Treyach da optimizasyon haricinde ümit veren bir şirket. İlk iki oyunu oynayanların seriyi bozmamak için oynayacakları bir oyun olacağını düşünüyorum. Yine de çok fazla satıp iyi puanlar alacaktır.

ÇIKIŞ TARİHİ: 6 KASIM

Emin Olma Derecesi: 9/10                                                                     
Metacritic Puanı: 75-87 arası
                                            bir diğer tahmin
Emin Olma Derecesi: 5/10
Metacritic Puanı: 81

GERÇEK PUANI: 81

STAR WARS: BATTLEFRONT

    Multiplayer ve co-op oyunlarının en çok beklenilen oyunu olan Star Wars'ı yapanın DICE olması da ayrı bir heyecan uyandırıyor. En son Battlefield 4'ü yapan DICE teknik bir sürü sorunları olmasına rağmen (çok uzun süre sonra stabil hale getirebildiler) iyi puanlar aldı. Battlefield 4'ün senaryo olarak da başarılı olması Star Wars için ümidimizi artırıyor, Ancak oyunun en büyük kozu tabi ki multiplayer. E3'te yayınlanan videoda ilk ilgimi çeken yine grafikleri oldu. Frostbite her yeni sürümünde muhteşem gözükmeye devam ediyor. Battlefield 3'de ağzım açık kalmıştı, Battlefield 4'de naralar atmıştım. Star Wars'da da yine salyamı siliyordum izlerken(Downgrade olmaması ümidiyle). Özellikle de PS4 sürümünden aldık diye de belirtmişler. Müzikleri olsun(gerçek oyunda multiplayer için müzik olmayacak tabi), atmosferi olsun, oynanış çeşitliliği(TPS ya da FPS oynayabilme gibi güzellik) olsun çok başarılıydı her ne kadar önceki yazımda kızsam da.
     Bazı insanlar çoğu Star Wars öğesinin bulunmadığından ve Battlefield tarzı bir savaş ortamı olduğundan şikayet etmiş. Açıkçası bu insanların sayısının az olmaması da beni düşündürdü. Beni gayet tatmin etti çeşitlilik. Luke Skywalker'ı ve Darth Vader'ı oynayabilecek olmamız da müthiş bir artı. En büyük eksisi ise yıldız savaşları (!) yapamayacak olmamız. Yani sadece uzay gemileriyle savaş haritası olmayacak ki büyük bir eksi. Umarım DLC ile getirerek büyük hakaret yemezler. Star Wars adını iyi kullanmaları ümidiyle.. Daha çok ekmek yemek isteyeceklerdir bu isimden, başlangıcı iyi yapmaları gerek.

ÇIKIŞ TARİHİ: 7 KASIM

Emin Olma Derecesi: 8/10                                                                       
Metacritic Puanı: 80-87 arası
                                            bir diğer tahmin
Emin Olma Derecesi: 4/10
Metacritic Puanı: 85

GERÇEK PUANI: 73


RISE OF THE TOMB RAIDER

    Önceki oyunun hala neden bu kadar yüksek aldığını bilemediğim için bu oyuna tedbirli davranıcağım. Lara Croft da Snake abimiz gibi çoğu insanın ilk kahramanlarıdır. Onların yaptıkları zamanında çoğu insanı etkiledi ve Fanboy/girl haline getirdi. Nitekim işler böyle olunca sürekli bir oyun çıkması, yeni bir seriye başlanması da kaçınılmaz oluyor haliyle(Snake abimiz konu dışı).  Square Enix yeni bir üçlemeye 2013 yılında çıkardığı 'Tomb Raider' ismiyle başladı, reboot olan bu oyun o kadar çok beğenildi ki diğer oyunlar için de beklenti baya arttı. İşte bu diğer oyunlar dediğimiz oyunların ilki, serinin ikinci oyunu Rise of The Tomb Raider. 

    2013'teki oyunun üzerine ne koymuşlar diye sorarsanız ne diyeceğimi düşünürüm bi önce. Ekstra değişiklikler var ancak beni hiçbiri heyecanlandırmadı, çünkü ben hala önceki oyunun neresi bu kadar çok etkiledi onu düşünüyorum. Çok fazla aksiyon olması mı, Lara'nın çaresizlik içerisinde başardıkları mı, senaryosu mu bilmiyorum. Bu oyun için de aynı şeyleri gördüm, üstüne de hayvan craftingi de eklemişler, farklı silahlar, farklı mekanlar da eklemişler ki bunları YENİLİK olarak görmüyorum. Yine en sevmediğim QTA(Quick Time Event) var. İlk oyunda o kadar çok yapıyorduk ki sonlara doğru kanser etmişti beni. 
    Çok karamsar konuştuğumu biliyorum, açıkçası ilk oyunu beğendim bende, ama o kadar değil. Belki Lara Croft'a ısınamadığımdandır. Hiçbir zaman ısınamadım, olabilir. Nihai bir şey söylemem gerekirse başarılı olacağını düşünüyorum, ancak ilk oyun ki kadar değil.  

NOT: Oyun sadece Xbox 1 ve 360 için çıkacak şimdilik, tahmini puanlar Xbox 1 içindir.
GÜNCELLEME: PS4 ve PC için de çıkacağını duyurdular, ancak tahmini puan en erken çıkacağı platform olan X1 olarak kalacaktır.

ÇIKIŞ TARİHİ: 10 KASIM

Emin Olma Derecesi: 5/10                                                                      
Metacritic Puanı: 75-85 arası
                                            bir diğer tahmin
Emin Olma Derecesi: 2/10
Metacritic Puanı: 80


GERÇEK PUANI: 86
FALLOUT 4

    İnsanların neden bu kadar çılgınca bu oyunu istediklerini anlıyorum. 1997 yılında başlayan bu serinin 5. oyunu olacak olan Fallout 4, en son çıkan Fallout: New Vegas'tan tam 5 yıl sonra çıkacak. Dile kolay, 5 yıl. En son Fallout çıktığında Facebook, Twitter daha yeni popüler olmaya başlamıştı. 3.2 inchlik telefonlara biz 'oha çok büyük' diyorduk, işte o zaman çıktı New Vegas. Aslında tam bir Fallout tarzı devrim de olmadı, Fallout 3'ün biraz daha süslenmiş haliydi çünkü. Ama yine de o wasteland duygusunu verdi insanlara. 5 yıl büyük şeyler değişti ve bu dev isim yeni oyunuyla insanların heyecanını tavan yaptırdı

   Bethesda oyunlarının en büyük özelliği, oyun çıkmadan heyecanı tavan yaptırıp, oyun çıktığında ise beklentini tam anlamıyla karşılamasıdır. Zaten bütün oyuncuların istediği de budur. En son ki RPG oyunları Skyrim olan firmanın oyunculardaki yeri gerçekten ayrıdır. İnanılmaz uzun oynanış süreleri olsun, gez gez bitmez ama her gezdiğinde ayrı bir güzelliğin içinde kaybolduğun haritaları olsun, her karakterin içi dolu dolu olması olsun, yan görevlerin bile bir sürü oyunun ana görevlerinden çok daha iyi olması olsun bunlar hep biz oyuncuların istedikleri şeyler. Skyrim hala Steam'de en çok oynanan oyunlar arasında ve hala sürüsüyle mod yapılıyor, hala haberlerde adı geçiyor, çünkü bitmiyor. Oyun bitmiyor. Bethesda bu işi o kadar iyi yapıyor ki, o kadar iyi bir güven oluşturmuşlar ki insanlar beklentiyi en üst düzeye çıkarıp tüyleri diken diken çıkış tarihini bekliyorlar, çünkü biliyorlar oyunun ne kadar muhteşem olacağını. Yeni bir dünyaya girmek herkesi heyecanlandırır. 
    2008 yapımı Fallout 3'ün bile hala adı duyulması bile muhteşem başarıyken üstüne New Vegas ve Skyrim gibi (özellikle Skyrim) çığır açan oyunlar yapması gerçekten de inanılmaz bir şey. Şimdi de bu listeye Fallout 4'ü ekleyeceğiz, sadece biraz beklememiz gerek.
    Fallout 3'ün bitiminden hemen sonra Fallout 4'ün yapımlarına başladıklarını söyleyen Todd Howard Skyrim diye bir oyunla meşgulduk, ondan gecikti biraz diyerek latifesini de yaptı E3'te. Zaten o kadar keyifliydi ki Bethesda'nın konferansı, bir kere daha  keyifle izledim. Fallout kısmı benim için E3'ün en güzel anlarıydı. 

   Peki Fallout'u güzel yapan şey ne? Kesinlikle vuruş hissi değil, oyunun zaten en büyük eksiği de buydu ama E3'te gördüğüm kadarıyla o tarafı da baya geliştirmişler, ellerine sağlık. Her Fallout oyununda nükleer bir patlama olur ve siz sonrasını oynamaya başlarsınız(küçük farklılıklar elbet vardır). Buradan sonra yaşadığınız şehrin harap olduğunu görürsünüz ve şehri araştırmaya başlarsınız. Ancak şehirde yaşayan insanların çoğu ölmüş olup, patlamadan sonra mutasyona uğraşmış yaratıkların ve çeşitli bir sürü hayvanın olduğunu fark edersiniz, derken senaryo gereği birileriyle karşılaşırsınız ve yeni hayatınız böylece başlar..

  İlk olarak açık dünyasından bahsedelim, çünkü en güçlü tarafı bu. Todd Howard da ilk amaçlarının oyuncularının özgürce gezebilecekleri bir dünya yapmak olduklarını söyledi. Ancak bunu herkes yapıyor. Bethesda'nın burada yaptığı en iyi özellik ise gerçekten sizin orada olduğunuzu hissettirmesi. Atmosferi o kadar güçlü ve aynı zamanda mekanlar o kadar mantıklı yapılmış ki, gittiğinizde o yerle ilgili çok fazla bilgi öğrenebilirsiniz. Eğer varsa orada yaşayan insanlarla konuşup neden oraya geldiklerini bile öğrenebilirsiniz, tam da gerçek hayattaki gibi. Fallout 4 Boston'da geçiyor.
   Müziklerinin ne kadar epik olduğunu, olacağını söylememe gerek yok sanırsam. Bethesda bu konuda türünün en iyisi diyebilirim, tabi ki zevk meselesi farklı düşünebilirsin ama bence Bethesda müzik aleminin kralı. (Fallout 3 Galaxy News Radio: https://www.youtube.com/watch?v=WGmHaMRAXuI )
   Oynanış olarak yenilikleri sayalım: Köpeğimize komut verebileceğiz, bu sefer ölmeyecek. Kendi evimiz olacak, istediğimiz gibi Sims tarzı yapabileceğiz. Eve Raider'lar saldıracağı için onları çeşitli silahlarla (bkz. turret) koruyabileceğiz. Power Armor'un (hepsi mi bilinmez) havada süzülme özelliği var, helikopterimiz de var (tabi ki başlangıçta verilmiyor). Bayan olarak da oynayabileceğiz (Yenilik sayılmaz aslında). Silah modifikasyonu yapabileceğiz, 700'den fazla silah türü oluşturabileceğiz. Zırhımızın sadece belirli kısımlarını geliştirip modifiye edebileceğiz. Pip Boy'umuzda çeşitli küçük oyunlar oynayabileceğiz. (Eksik vardır elbet, affola)

   Bethesda buglarıyla bilinen bir firma, bu oyundada olacaktır elbet ama ne derece sıkıntılı olunur bilemiyorum. Bu kadar büyük oyunu kusursuz yapmak gerçekten çok zor ve zaman alan bir iş. Uzun süre uğraştıklarını söylediler, bu yüzden ümitliyim. Nihayet sonucu yazabildim, muhteşem olacağını değil de ne kadar muhteşem olacağını konuşmak çok daha doğru olur.

ÇIKIŞ TARİHİ: 11 KASIM

Emin Olma Derecesi: 10/10                                                                    
Metacritic Puanı: 90+
                                            bir diğer tahmin
Emin Olma Derecesi: 5/10
Metacritic Puanı: 94

GERÇEK PUANI: 87  (Yaktın beni Bethesda)



JUST CAUSE 3

   Mad Max'te de bahsettiğim gibi Avalanche Studios bu sene tam iki oyun çıkaracak, gerçekten de büyük cesaret. Criterion Games'ten birkaç çalışanı da almışlar Just Cause 3 için. Bu oyunda araba sürüşlerine özellikle multiplayer için daha fazla önem verdik diyorlar. New York'daki ikinci stüdyolarında geliştirilen Just Cause hakkında Avalanche Studios CEO'su "Just Cause da her şey eğlence, insanların aklında sadece devasa patlamalar ve aldıkları zevk kalıyor" diyor oyunları için. 
   Just Cause tam da öyle bir oyun, tamamen eğlence amaçlı. Her yeri James Bond tarzıyla patlatmak çok normal bu oyunda. En büyük yenilik ise wingsuit, yani Batman'in kanatları. Neredeyse aynı işleyişe sahip olan wingsuitin güzel yanıysa grappling hook sayesinde sürekli uçabilmemiz. Artık istasyon patlatmak için hiç durmamıza gerek kalmayacak, havada süzülürken  roketimizi ya da grappling hookumu kullanarak işi bitireceğiz. Mantık kurallarına tamamen aykırı ama zaten bu oyundan böyle şeyler beklemiyoruz da, onlar da söylüyor hem. Herkes memnun bu halden. Grappling hookta birkaç geliştirilme yapılmış ve yine her yeri yıkabilme özelliği duruyor.

   Şehre sadece sorun (just cause) oluşturmak istiyorsanız, tek derdiniz eğlence ise 1 Aralık'ı iple çekin derim, ha pardon grappling hookla.

ÇIKIŞ TARİHİ: 1 ARALIK

Emin Olma Derecesi: 8/10                                                                    
Metacritic Puanı: 75-85
                                            bir diğer tahmin
Emin Olma Derecesi: 3/10
Metacritic Puanı: 82



GERÇEK PUANI: 73

HITMAN

    Yeni bir rebootla karşı karşıyayız. Bu sene Square Enix sayesinde oyun sayısı inanılmaz kabarık. Hitman de beklediğim oyunlardan ancak çok fazla bilgi yok elimizde, oynanış videosu dahi yok, trailer var. Bu yüzden oynanış videosu geldikten sonra da puanını güncelleyeceğim.
    Çok farklı bir sisteme sahip olan Hitman oyun ilk çıktığında sadece bir görev olacak. Ancak, yapımcılar sürekli olarak 2016 yılı boyunca yeni görevler ekleyecekler, Telltale Games tarzı gibi. Ancak sadece yeni görevler değil, yeni haritalar, yeni silahlar da gelecek. Bu sistem ana hikayesiz gibi gözükse de ana hikaye koyduklarını söylüyorlar. Yeni gençleşmiş Hitman, istediğimizi vermeyecek gibi hissediyorum.

ÇIKIŞ TARİHİ: (GÜNCELLENDİ) MART 2016
Emin Olma Derecesi: 7/10                                                                    
Metacritic Puanı: 70-80
                                            bir diğer tahmin
Emin Olma Derecesi: 3/10
Metacritic Puanı: 71


   Gönül isterdi ki şuraya Red Dead Redemption 2 yazalım, ya da herhangi bir Rockstar oyunu ama bu seneyi pas geçecekler gibi duruyor. GTA V onlara yetti gibi 1 yıl daha. Neyse bu yıl inanılmaz kalabalık zaten. Uncharted 4 de gelseydi oyuncular mutluluk sarhoşu olurdu sanırsam.
   Elbette içlerinden sürpriz iyi ya da sürpriz kötü çıkacak, bunu tahmin etmek çok zor. Ben sürpriz iyilerimi Need for Speed, Hitman, Assassin's Creed'ten yana kullanıyorum. Sürpriz kötüye ise Star Wars'ı yazıp hepinize iyi günler diliyorum.

24 Haziran 2015 Çarşamba

YALNIZ EA'YE İYİ SİNİRLENMİŞİM (E3 2015)

    Uzun bir ara yapmak zorundaydım, bir türlü kendimi yazı yazacak kadar cesaretlendiremedim ve tee E3 bittikten sonra yazıyorum (püü bana, anyway). Önceki yazıda Haziran'ın güzelliklerini anlatacağım dedim, olmadı. Biz de Mayıs ile birleştirip summary kıvamında yazalım madem..

    Güzidemiz, yarenimiz The Witcher 3 maalesef  95+ alamadı (PC'de 94, 1 puanla kaçırdım:( ) Hak ediyordu bence ama bu işler senle benle olmuyor. Herkes bir güzel oynadı/oynuyor. (Bendeniz ekran kartı yüzünden buruk buruk birkaç walkthrough izledim sadece) CD Project'e de Cyberpunk için başarıyı en içten dileklerimle istiyorum :)

    Sosyal mesajımızı gönderdikten sonra gelelim E3'e.. Fallout 4 ve Uncharted 4.(nokta) (yani benim için). Böyle yazıyı bitirmeyeceğime göre tabi ki diğer oyunlar hakkında da konuşacağım. Ama önce bir E3 öncesi ne istemiştim, onu yazayım buraya,

  "...Fallout 4 duyurulduğu için Elder Scrolls gelmez gayri.. Dishonored 2 muhtemel. Tek ümidimi Ubisoft'a bağlamış olmam da ilginç. Watch Dogs videosu gibi hype yapacak yeni bir IP bekliyorum. En en çok istediğim ise Ubiart Framework ile yapılmış bir oyun, mümkünse Valiant Hearts 2, ki duyurulsa ortalığı yakıp yıkacağım. Sony'den sağlam bir yeni IP istiyom dedim. Acaba Max Payne 4'ün kaç yılı daha var?..."

   Vee Bethesda.. Çok beth estin beni bu E3'te (kih kih). Harbiden en iyisi sendin benim gözümde. En çabuk biten. Belki de ilk olduğun için bütün E3 heyecanımı sana verdim, iyiydin de. Seyircinin çok aktif olmasını ben çok sevdiğimden göbeğimi kaşıya kaşıya izledim. (Şaka la şaka sınav vardı zaten o gün ne göbeği) Doom, meh.. Ama Bethesda yapınca alırım, Ubisoft yapsaydı, ki birazdan anlayacaksınız, hiç uğraşmam. Bu kendi haritanı yapma olayını ben çok seviyorum ama çok efficient kullanılamadı bir türlü. Umarm Doom boost yapar. Dishonored'ın birincisini oynamadığımdan (bir de stealth-severim, ağır küfürler yersem kabulümdür) 2 için sadece "he he, tutturdum" diyebilirim. Vee Fallout 4. Şimdlik askıya alayım bu amcamı, çünkü 3'ü bitirmem lazım (Daha 3'ü de oynamadım evet ne kızıyon, hiç sana güven vermediğimden çıkacakmışsın gibi hissettim, çıkma), güncelleyeceğim ama. Güzel yani ben beğendim seriye aşina olmasam da, ki seyirciler de baya beğenmişe benziyordu.


   Microsoft'u izlemedim bile, kıl kaptım bu sene niyeyse. Backward Compatibility ile uçurdular cidden, yapmasalardı zaten açık ara kösüleceklerdi. İyi kotardılar, extra da bir oyunları yok ilgimi çeken(Tomb Raider exclusive :( ), geçtim..(Hater oldum resmen ama idontcare)

  EA..Geldi yine tipini... Çok sıkıcıydı be. Ulan Pele'yi getirmişsiniz, eski oyuncuları da artık oynayabileceğiz diye beklerken hiç pişi olmadı be. Röpörtaj yaptınız oyun fuarında, Star Wars diye diye de baya debeleniyorsunuz ama bi Battlefield adını alamayacaksınız (woow iddialı, umarım yemeyiz bu lafı). Elle tutulur bir materyal bir tek Unravel'dı. Yarny kardeşimizin hem grafikleri çok hoş, hem de iyi bir fikri var, hem de 2D :) Çıkış tarihi yakın dedi elleri titrek sevimli directorleri, biz de en azından giden bir saatimize üzülmedik. Çok sinirlenmişim EA'ye yeni fark ettim.

  Ubi, ubi, ubi.. For Honor ve Ghost Recon: Wildland miydi neydi artık hiç ilgimi çekmediği için. En önce, geçen hafta co-op oynamak için niyetlendiğimiz Ghost Recon: Future Soldier'ı uzun uğraşlar, denemeler sonucunda oynayamadığımızı söylemek istiyorum. Geçen sene ciddi ciddi beğeniyordum ben bu paragöz amcaları, Splinter Cell: Blacklist olsun, Watch Dogs olsun (beklentim yüksek olmadığından beğenmiştim) Valiant Hearts olsun hep iyi oyunlar çıkarttı ve sonrasında para-para-para üçgeni oluşturduklarını iyice hissedip soğudum Animus'un buzdolabında (kih, kih.) Konferansı sadece Ubiart Framework ile yapılmış bir oyun görmek için izledim, olmadı..  Olmadı be Volkan, Hasan, Ahmet, olmadı be Gaben.. Sensiz uyanmamak için uyunmadıadasd tamam yeter. Yalnız harbi üzüldüm yani, şöyle araya bir yere Valiant Hearts 2 diye sıkıştırsalardı da gözyaşları içerisinde trailerını izleseydim fena mı olurdu? Gabeeee :(
   For Honor aklıma direk Ryse faciasını getirdi ve cidden hiç heyecanlanmadım, MOBA tarzı diyorlar ama ilgilenmedim bile doğruluğuyla, Ubisoft abi :). Ghost Recon'dan biraz beklentim var. Açık dünya oyunlarına 80-90 arası puan tutturuyorlar. Olabilir ama Ubisoft :(
   The Division'dan da iyice soğudum, 10 saate sıkar diyorum. Rainbow: Six Siege'in ise gideri var, çıkış tarihini bekleyelim. Ama onun da The Divison gibi 10 saati var diye iddia ediyorum.



   Sony'e geldik. Güzeldi, gayet memnun bir yüz ifadesiyle izledim. Uncharted donması hariç (kabak da Naughty Dog'a patladı ona üzüldüm baya) her şey kusursuzdu, Horizon: Zero Dawn'a bayıldım. İçimde hala anlamadığım bir heyecan var o oyuna karşı, çok hoşuma gitti yav :) FF 7'ye millet koptu, şaşırdım. Seveni çokmuş dedim, geçtim. E3'ün en çok hoşuma giden videosu ise açık ara Uncharted 4 oldu, müthişti....
    .....
  Ha bir de Shenmui 3 de baya ses getirdi, o da benden değil. Ama Uncharted...
    ....

  Square Enix'te İngilizce bilen adam niye çok az olm ya diye hayıflandım, zaten ilköğretimde zorla girdiğimiz seminerler gibiydi, acayip sıkıcıydı, EA'yi bile geçtiler. Hitman, beklediğimden hüsran, Tomb Raider da öyle. Deus Ex için iyi şeyler söyleyebilirdim, lakin önceki oyununu :D Hayırlısı diyerek geçiştireyim. Just Cause 3 videosu yayınladılar, ama gameplay değildi ve sonrasında gameplay videosu yayınlandı niyeyse. Bi garip oldu Square Enix konferansı, genel olarak en kötüsüydü.


   Sonuca geldik E3 için, doyurucu diyebiliriz, eğer ertelenmezlerse bu sene baya kalabalık bir liste var sonbahar için. Ama hepimiz biliyoruz ki ertelenecekler. Fallout ertelense yeter benim için, The Witcher 3 GOTY olmalı :( Metal Gear Solid belalısı da var ama olsundu...

24 Nisan 2015 Cuma

Mayıs'ın Güzelliği: The Witcher 3

Haaa  (iç geçiriyorum) Mayıs...En sevdiğim "lovely" ay, hayatımın en güzel anlarını yaşadığım Haziran'ın 2. olduğu sıralamada birinci olan ay (wtf?). Her sene bir büyük olay olur niyeyse bu bahar ayında, zaten baharı da çok sevdiğimden combo oluverir duygularım.

     Geçen sene bu oyundu, Watch Dogs'tu. Tee E3 2012'de yayımladıkları videodan beri ki o videoyu ağzımın suyu aka aka(gerçekten) izlemiştim ve  oynayacağım anı hayal ediyordum çıkış tarihine kadar. Normalde Kasım ayında çıkacaktı ve ben o zamanda da çok büyük hevesle bekliyordum; ancak Mayıs ayına ertelenince başta bir hengame, sonra yine bekleme streslerine girmiştim. Ubisoft'a bu sene kıl olduğum için hem de Aral'ın fiyatı 60 ₺'dan 120 ₺'ya fırlatmasıyla gelen "Başlarım orijinaline" serzenişiyle korsan alacaktım oyunu (zaten o zaman orijinale de uzaktım biraz) ve bu malum platformlara her zamanki gibi orijinalden daha iyi hizmet yapılarak 4 gün öncesinden düştüğü için Pre-Order yapanlara hunharca gülüyordum(o kadar değildi ya herhalde). Aslında oyundaki en büyük beklentim Chicago'da olma duygusuydu ve Ubisoft'un Assassin's Creedlerde çok iyi başardığından beklentim çok çok yüksekti, nitekim öyle oldu. Çünkü Chicago harbiden çok iyiydi ve amaçsızca saatlerce gezdim şehrin her yerini. Turistik gezi yapıyordum bildiğin, çünkü Ubisoft, Chicago'daki eserlerin aynılarını koymuştu ve 'Check-in' de vardı. İkinci beklentim de tabi ki 'Hackleme' mevzusuydu, beklentilerimi karşılamasa da çok havalı şeyler vardı ama tipik Ubisoft oyunu olduğu her halinden belliydi oynanış açısından. Oyun güzel oluyor fakat seni hiç şaşırtmıyor, sürpriz, hoş bir detay görmüyorsun GTA'daki gibi. Görevler sıkmıyor ama çok fazla eğlendirmiyor da. Watch Dogs tam bir tipik Ubisoft oyunuydu; ama uğraştıkları güzel noktalar vardı tabi. Belli bölgede istediğiniz stratejiyi belirleyecek gitmek güzel bir deneyimdi ki Ağustos'ta çıkan Splinter Cell: Blacklistte de bunu iyi yapmışlardı. Genel olarak hiç sıkılmadan bir hafta gibi kısa sürede sınava rağmen oynamıştım ve çok keyif almıştım ki önemli olan da o zaten, ben istediğim Chicago'yu almıştım.Mayıs böyle güzel geçmişti. Haziran da 2. sırada ve aslında onu da şimdi yazıcağım ama geçen seneyi değil de bu seneki beklentilerimi yazacağım.

 

   Ama önce bu seneki iple çekilen gün 19 Mayıs, yani The Witcher 3: Wild Hunt'ın çıkış tarihi. Oyun Nisan'da bittiği için bunun da aynı Watch Dogs gibi malum platformlara erken düşmesini bekliyorum. The Witcher 3 de aynı Watch Dogs gibi çok büyük beklentiler altında ancak Watch Dogs'tan farkı, beklentileri karşılayacağı olmasıdır. CD Project(öncesinde de yazı yazmıştım) de aynı Ubisoft gibi oyunu Kasım'dan Mayıs'a erteledi ama erteleme sebebi olarak oyunun yetişmediğiyle ilgili değil, oyunun optimizasyonunu daha iyi yapmak istediklerini söyledi. Ve The Witcher 3, ülkemizde Türkçe destek olmamasına rağmen en çok ön sipariş alan oyun oldu. Game of The Year ünvanını alacak mı alamayacak mı veya Skyrim'den iyi mi olacak tartışmaları Watch Dogs'tan ayıran özellikler. Aslında bu saatten sonra Metacritic ortalamasının 90+ olacağı kesin gibi, çünkü IGN, Gamespot gibi kuruluşlar oyunun ilk 12 saatine yakının oynadılar ve öve öve bitiremediler. Artık ben beklentinin anormal şekilde üst seviyeye çıktığından korkmaya başladım ki Metacritic puanlarını AAA kalitesinde oyunlarda hep beklentileri karşıladı mı karşılamadı sorusunun cevabıdır aslında.


   Peki The Witcher 3 bence nasıl olacak? EF-SA-NE olacak diyorum, yani aslında benim de beklentilerim über seviyede ama içimde saklamaya çalışıyorum her ne kadar adı aklıma geldikçe tırnaklarımı yesem de.Ne diyebilirim ki bilmiyorum şu anda, aklımdakileri sırayla yazmaya çalışayım o zaman. Senaryo olarak ilk iki oyunda zaten çok başarılı oldukları için herkesin güveni tam. Grafiksel olarak da inanılmaz duruyor, hele harita büyüklüğüne oranla koydukları dağlık arazilerden tutun da tam jungledaki nehirlerin muhteşemliğine, geyiklerin kaçışından tutun da suyun altında hazine aramaya kadar ve daha adamların göstermediklerini de ekleyince harbiden içim bir hoş oluyor. Görsel anlamdaki duygularıma kelime bulamıyorum, kusura bakmayın. Atmosfer için de bulamıyorum. Fantastik dünyalarda çok önemli olan atmosferi zaten ilk iki oyunda da çok iyi yapmışlardı ama burada daha çok geliştirdikleri her videodan belli. Başka, hah oynanış (en önemliyi unutmuşuz lan, sıra gelmiyor ki bir türlü). Dark Souls, Bloodborne gibi oyunlar sırf zor oldukları için çok sevilirler ve senaryosu çok zayıf kalır, oyunu kendi kararlarınla değiştiremezsin. Witcher'da ise hem kararları kendin verebiliyorsun, hem From Software oyunlarının zorluk seviyesinde Boss dövüşleri var, senaryo var, çeşitlilik var. Uzuun mu uzun (100+ saat dediler (ohaaa) ) oynanış süreleri var. Skyrim'den bile %20 büyük tamamıyla unique bir haritası var. Daha da aklıma gelmeyen niceleri var. Ben hala oyunun eksi bir yanını bulamıyorum. Belki yüksek sistem gereksinimleri istemesi şimdilik en büyük eksisi, malum yeni nesille çok fırladı özellikler ve bu yüzden de belki oynayamacağım (ühühü, sırf o yüzden pre-order yapamadım) . Mod desteği de olacak ve tabiki bir CD Project klasiği olan beleş deleceleri(dlc) unutmayalım.
   Skyrimle kapışır mı sorusuna ise 'Üzgünüm' diyorum, çünkü Skyrim gerçekten de ayrı bir dünya. Skyrim tam bir RPG oyunu ve o kadar fazla mod var ki oyun hala popüler(2011 çıkış tarihi). İstediğin şekilde karakterini seçtikten sonra oyun başlangıçta bile değişiyor, çeşitlilik çok fazla. Oynanabilirlik çok fazla ve Witcher gibi bir devam oyunu olmadığı için de bir artısı var. İnsanlar 2008'deki grafiklerle The Witcher 1'i oynamak istemeyebilir ki şahsen ben öyle yaptım. Sonuç olarak Skyrim belli başlı özellikleriyle The Witcher 3'e ünvanını kaptırmayacaktır.

   Peki ben ne zaman takip etmeye başladım? Hiç RPG sevmeyen biri olan bendeniz Witcher 3'teki beklentilerden sonra 2. oyunun videolarını izlemeye başladım ve fazla ilgimi çekti bu cancağız. Atmosferi, kararların çok etkilemesi, dövüş mekanizması çeşitliliği çok başarılı olunca ve Gabe amcadan da çok uygun fiyata alınca 1. oyunu Wikipedia'dan okuyup hemen 2'ye giriştim ve uzun saatler oynamama rağmen hiç sıkmadan bitirdim. Atmosferi gerçekten de çok iyiydi, hep oraları gezmek istiyordum. 2 bittikten sonra 3. oyunu daha iyi araştırıp heyecanı tavan yapıp oralarda takıldım bugüne kadar. Umarım oynarım.

  Sonuç kısmına geldik; öncelikle puan tahminim baya yüksek: 95 (buralar tahmin tuttuktan sonra değerlenecek)(GÜNCELLEME: Tutmadı :/ ) Mayıs'ta ekstra güzel olaylar olursa da hayır demeyiz tabi ki ve Haziran Günlüğü yazımı da sonraya saklayım o zaman. Mahallenizin Alamancısı mutlu(!) şekilde ayrılır. CD Project de Türkçe işine gireydi iyiydi.

28 Mart 2015 Cumartesi

Düşünmeyi Düşünmek

    TAB tuşuna basınca niye boşluk bırakmıyor araştırmam lazım. Aslında birçok şeyi araştırmam lazım, sanırım buna tembellik deniyor, ya da zaman fazlalığının yan etkisi, belki de yan etkilerinden biri. İkincisi bende bulunmadığına göre nedeni bulduk, güzel.

   Her gün kendimi keşfetmeyi seviyorum. Eskiden olaylarda ne olacağını düşünürdüm hep, yani sonucu, şimdiyse nedenini sorgulatıyorum beynimin Ar-Ge bölümde. Böyle daha iyiymiş, Venn şeması gibi oluyor ve bütün sonuçlar tek bir fotoğrafta gözükünce bendeki mutluluk... Her şeyin elimin altında olmasını severim, yani tek bir ekrandan bütün bilgisayar fonksiyonlarını görselliği bozmadan yapabilmek gibi isteğim var  (Güzel fikirmiş ha).

   Bugün de sonsuzluk kavramını çok sevdiğimi fark ettim. Evrene ve beyne bu kadar ilgi duymam, onların her şeyini bilmediğimiz için değildi, sınırları olmayışıydı. Beyin sürekli farklı bir fikir üretebilir yada buluş yapabilir, tıpkı bugün benim sonsuzluk kavramını sevdiğimi öğrendiğim gibi. İnsan 200 yıl yaşasaydı 190'larda da bir şey öğrenecekti, yada biri öğretecekti. İşte bende sebepsiz bir şekilde eğer olacaksa evleneceğim kişinin nasıl biri olacağını düşünüyorum, acaba ben onun beynine mi aşık olacağım, fiziksel ifade sadece yardımcı oyuncu mu olacak. Birbirimizi bütünleyici mi olacak, yoksa birisi öğretmen diğeri öğrenci...

   Aslında düşünmek istemiyorum, gerçi hiçbir şey düşünmeden bir gün geçirmek istiyordum zamanında. Eğer düşünürsem o zamanki duyguları şu anda tüketiyormuşum algısı var bende. Tecrübeyle edindim bunu. Bir filmin bütün trailerlarını izleyip, sonuyla ilgili her fikri beynime yerleştirdikten sonra gerçek sonu görüp etkilenmemek cümlesini yaşadım ben. Ve bunu farklı yerlerde de yaşayınca bu cümlenin virüs olduğunu anladım, her yere uyum sağlıyor. Düşünmemeliyim.

   Son zamanlara kadar herkes gibi ben de o kişinin fiziksel halini canlandırırdım hep, görsellik her zaman etkili ve kalıcı olmuştur insanda. Bilimsel araştırmalarda bile en etkili öğrenimin açık arayla görsellikte olduğu bir gerçek. Hayal kurmadaki tek yol çünkü, sadece seslerle iletişimin hiç hayalini kurdun mu? İşte o hayal değil, adını koymamışlar ya da cahilim. Ben artık o kişinin nasıl düşündüğünü düşünüyorum ve ne düşündüğünü. Benim aklıma gelmeyenleri söyleyip kendine bir kez daha mı aşık edecek, yoksa o da benle beraber aynı soruları mı soracak? O da şu anda beni mi düşünüyor, yoksa beynimdekileri mi?

    Dürüst olalım, asla kafamdaki gibi olmayacak ve olsa bile soyuttan somuta çeviremeyeceğim.

4 Mart 2015 Çarşamba

Here Comes Number 3: Haaalf Lifeeeee

   Madem grip yüzünden kafam ders almıyor ve vakit var, o zaman size heyecanınızı çoğaltacak bir haber vereyim: Half Life 3.



   WTF Mert? Hani gerçek olsa bile inanmayacağınız duruma gelen bu oyun hiç bu kadar yakın olmamıştı. Hemen kanıtları sunayım.

   1) Çıkış tarihlerine göre gidelim. İlk belirti Valve'ın Steam Machine'i tanıtmasıyla başladı. 2015'in Kasım ayında çıkacağını açıklayan Valve, Steam Machine fikrini ilk kez 2012'de söylemişti. Bu alet ne iş yapar diye merak ettiyseniz, hem mouse+klavye ile oynayabileceğiniz, hem de görüntüyü televizyona yansıtarak oyun konsolu olarak oynayabileceğiniz bir aygıt. Yani Gabe bu alet için beklemiş, uğraşmış anlaşılan onca yıl. Bir de şunu söyleyeyim: Amaçlarının Steam'de olan bütün oyunların bu makinede de çalışmasını sağlamakmış ki bu haber benim tüylerim diken diken yapmaya yetti bile. Oyun konsollarıyla aynı fiyatta çıkacağı da son çıkan haberlerde, yani Half Life 2'nin Steam'i zorunlu kılarak, sonradan da fiyat politikası ve hizmetiyle Steam'i bütün PC oyuncularının gönlündeki V.I.P'yi alarak yaptığı politikanın aynısını Half Life 3 içinde yapması çok mantıklı bir yaklaşım.
    Her ne kadar Steam'in aktif kullanıcı sayısı 125 milyon gibi inanılmaz ötesi olsa da (Devlet mi kurmak istiyor acaba Gabe bizi ordusuna almak için 'Gelirseniz HL3 oynarsınız' demeye çalışarak) oyun konsolunun ulaştığı kitleye göre yeterli değil ve ellerinde Half Life 3 gibi bir koz da varken aletlerinin tanıtımı için kullanmaları onlar için büyük fırsat olacaktır.

   2) İkinci kanıtımsa Valve'ın Hazirandaki E3'e katılacak olması. Şimdi buradan Valve'ın oraya gitmesinin amacı Steam Machine'in ayrıntılarını vermek, kullanıcılara da test ettirmek ve HTC ile anlaştıkları VR hakkında bilgi vermek gibi bir yaklaşım olabilir, haklısınız ve büyük ihtimal de onlar olacak. Ama orasının da adının E3 olduğunu unutmayalım, yani oyun tanıtmak amaçlı yapılan bir organizasyon, makine değil ve Valve da çıkıp 'Makine yaptık da deneyin nasıl olmuş' demez. Half Life 3 olmaz, Left 4 Dead 3 olur, belki o da olmaz, Dance With Homies olur, yani bir beklentim kesinlikle var.
    Buradaki bariyer Bethesda'nın konferans verecek olması, sonuçta yeni bir Elder Scroll ya da Fallout tüm E3'ü domine etme tehlikesi var. Acaba Valve böyle düşünüyor mu bilmiyorum ama tek bildiğim Gabe'den her şeyi beklemek.

   3) En önemli bomba bu: Source 2 oyun motoru. Ne bu şimdi reyiz? Tam da senin makinenin çıkış tarihinin belli olduğu anda ve E3 öncesinde duyurdun. Böyle ümitlenin ezik domatesler mi demeye çalışıyorsun Gabe? Şimdi tabi Steam Machine için geliştiricilere imkan tanımak amaçlı olarak açık kaynak kodlu yazmış olabilirler gibi sağlam bir tez olsa bile önceki oyun motorunun Half Life 2'de kullanılan olması ne kadar ilginç. Hani geliştiriciler için olsaydı bu motorun 11 yılda en az 2 tane daha sürümü çıkması gerekirdi. Güzel kıvırmalar bunlar saklamak için,
    Ama bir sorun var ki o da çıkış tarihini açıklanmadı. Bunu da ben yorumcular HL3 için kesin bir tarih belirlemesinler diye yapılan bir önlem olduğunu düşünüyorum ve çıkış tarihinin oyunun tanıtımıyla beraber duyurulacağını bekliyorum.

   Elbet Half Life 3 gelecek ve bu sene çıkması Valve için en optimum zaman. Eğer Steam Machine de Steam gibi büyük bir kitleye ulaşırsa biz PC(biz dedik ama bizdensin demi?) oyuncuları için bayram havası gibi günlerin geçeceği kesin.

12 Şubat 2015 Perşembe

Minecraft Biraz Mantıksız Oldu Sanki

   Büyük ihtimal duymuşsunuzdur Minecraft'ın ülkemizde şiddet unsurları olduğu ve çocukların gelişimini olumsuz etkileyeceği için yasaklandığını, daha doğrusu mahkeme kararıyla yasaklanıp yasaklanmayacağının belirleneceğini. Çünkü artık sadece ülkemizde değil, BBC, Newsweek ve hatta Gamespot bile haberini yapmış bulunmakta. İşin düşündüğümden daha farklı ve büyük olduğunu fark edince hemen bir araştırma yapıp neyin ne olduğunu yazmak istedim.

   Minecraft'ın nasıl bir oyun olduğundan bahsetmeyeceğim, bu adresten bilgi edinebilirsiniz. Kısacası küplerden istediğiniz dünyayı oluşturabileceğimiz Survival tarzı(hayatta kalmaya çalışmak) bir oyun. Oyun o kadar popüler oldu ki ileriki yıllarda Minecraft Pocket ismiyle mobile, ve hatta Minecraft Console Edition ile de konsollara geldi bu piksek piksek grafiklere sahip bir haftada geliştirilmiş oyun. Sonra oyunu yapan Markus Persson, Mojang'ı Microsoft'a 2,5 milyar $'a sattı.

   Oyun çıktıktan sonra bile sürekli ve hala da mükemmel şehirler,binalar oluşturan insanların haberleri yapılmakta Minecraft'ın. Youtuber dediğimiz Youtube'dan sürekli olarak video paylaşan kişilerin en fazla yaptığı oyun olmasından tutun da Nisan 2014'ün sonunda sadece PC satışlarının 15 milyona ulaşması oyunun ne kadar ön planda olduğunu anlatır umarım. Daha anlaşılır olması için şaheserlerden sadece ikisi;



   Minecraft'ın da en çok ilgi çekici özelliklerinden biri de bu zaten, istediğinizi yapabilmeniz. Hatta MinecraftEdu sürümü ise okullarda kullanılmakta. Eğitici olarak kullanılan bu oyunun ülkemizde yasaklanma ihtimali durumuysa aslında video oyunlarından sadece duyduklarımızla kaldığımızı gösteriyor. Bakan bile dünyada GTA kadar ünlü olan bir oyunu bilmemesi ya da sadece olaya 'Şiddet mi? Hemen araştıralım' gözüyle bakması ve bu durumun bu seviyeye geldiğini bilememesi üzücü. Acaba bakan şu anda Dünya bülteninde yer aldığını biliyor mu onu merak ediyorum ben. Zaten Pegi denilen kaç yaş üzeri insanın oynayabileceğini belirleyen bir kuruluş var ve bilinçli bir aile o yaş sınırlamalarına uyarak (Minecraft için 6+) hiç bir sorunla karşılaşmaz.

   Gamespot (Oyun dünyasının en bilindik sitelerinden biridir) konuyu direk olarak Microsoft'la konuşmuş ve onlar da şöyle demiştir.
   "...Minecraft'ın dünyası tehlikeli bir dünya. Bu dünyada geceleri ortaya çıkan korkutucu ve cinsiyetsiz canavarlar var. Hayatta kalmak için, kendinizi onlara karşı savunmanız gerekebilir.Eğer insanlar bu fantastik dünyadan endişe duyuyorlarsa, onları yaratıcı modu oynamalarını, ya da Barışçıl Mod'u aktif hale getirmelerini teşvik ederiz"
   Böyle kolaylıklar bile sağlayan oyunun diğer hiç kolaylık sağlamayan ve sansür bile koymayan oyunlarla kıyaslandığında farkın ne derece büyük olduğu kaçınılmaz bir gerçek.

   Aslında oyun yasaklamalarını Avustralya, Almanya gibi (Hatta Almanya da Dying Light'ı aynı sebepten yasakladı birkaç gün önce) gelişmiş ülkelerde de fazlaca duyduk (Bütün ülkelerin tam listesi için: http://en.wikipedia.org/wiki/List_of_banned_video_games ) ve ülkemiz bu konuda çok iyi bile. Asıl sorun çok (çoook) daha fazla şiddet içeren oyun varken neden Minecraft Sayın Bakan? Okullarda eğitim amaçlı bile kullanılıyorken ülkemizde (eğer olursa) yasaklanacak olması sadece büyük bir trajikomik hikaye olarak kalacak ve umarım böyle komik bir senaryoyla karşı karşıya kalmayız.

11 Şubat 2015 Çarşamba

'Güncelleme Geldi Hanım'

   İlginçtir ki şu ana kadarki yayınlanmış bütün yazılarımın (bu dahil) yayın tarihlerinin sonunun hep 1 ile bitti, aklıma günlüğüm geldi (varlığını bile çok az insanın bildiği günlüğümü dillendiriyorum burada artık etkisi az). Yedinci sınıftan lise sona kadar tuttuğum (niye bıraktın diyorsan ikinci paragrafa alalım sizi) günlüğümde de ilk başlarda hep salı günleri yazdığımı fark ettim ve bunu gelenek haline getirmiştim. Benim acilen yazma ihtiyacı hissettiğim durumlar oluyordu, ama yine de geleneği bozmamak adına hep salı günlerini beklerdim. Kimse varlığını bile bilmiyordu, niye öyle bir işkenceye zorladıysam kendimi (mükemmeliyetçilik duygundan dolayı Mert).


   O günlük 3 part halinde. İlki, kareli kağıtlarından zımbayla küçük defter gibi yaptığım, sonra liseye geldiğimde hala yazma ihtiyacını hissettiğimde aynısından bir tane daha yaptığım ikinci part olan defter. Ve her şeyi bozan 3. part... Ne böyle uğraştığım defter gibiydi, ne de salı günleri yazılıyordu, her şey rastgele olmuştu artık. Lise sondaydım başladığımda ve sanırım artık uğraşmak istemiyordum yada vaktim yoktu, hiç düşünmedim bile. Sadece yazdım, ve o part olmamıştı sanki. O eski günlüklerdeki mizahi yaklaşım (kendi esprilerime güldüğüm doğrudur, aslında siz de 5 sene önceki duygularınızı bilseydiniz, belki daha fazla gülebilirdiniz) yoktu. Ve ben bitirmedim sonunu. Lisedeki son belki bir, belki de bir buçuk ayı yazmamıştım. O günlük ailedeki en küçük, en sorun çıkartan çocuk gibiydi. Tabi diyecekseniz niye? Bu exclusive olduğundan üzgünüm, hayal kırıklığına uğrayacaksınız çünkü yazmayacağım. Öyle özel bir şey olmadı, sadece değiştiğimi fark ettim. Böyle resmen bazı duygular yerini yeni duygulara bırakıyordu, hissediyordum resmen. Ben genelde geçmişte ne yaptığımı kendime sürekli hatırlatırım ve şu anki Mert olsaydı N'apardı? diye sorarım. İşte o 3. part da bu yüzden böyle parladı gözüme. Kişiliğime güncelleme geliyordu sürekli, kendim getiriyordum kendime. Sonra asla geçen seneki insan olamayacağımı fark ettim ve üniversiteyi bitirdiğimde bunları okumakla vakit kaybetmek istemeyeceğime karar verdim ve bıraktım, anı olarak kalsın dedim, muhtemelen 5 yıl sonra falan çöpe gidecek de. Ama her sene okurum 1-2 kez canım gülmek istediğimde ve duygulanmak istediğimde (Komedi-dram türünün neden var olduğunu anladım günlük sayesinde). Kendimle çeliştim gibi, aslında ben bu yazının konusunu  '2015 GOTY Kim Olur?' olarak belirlemiştim.

31 Ocak 2015 Cumartesi

Bu Yazı CD Projekt RED'e Övgüler Dizmektedir

    Evet, sonunda yayınlayabildiğim bir yazı olacak umarım, sürekli prototipte kalması bir süre sonra şevk kırıyormuş onu öğrendim. O kadar yazıyorsun ve belki de o rahatlamayı hissettikten sonra şöyle dönüp baktığında 'abartmışım' diyorsun, sonra da 'dursun bu sonra yayınlarım' derken öylece kalıyor. Bu sefer öyle olmayacak, çünkü çok sevdiğim bir oyun firması olan CD Projekt'i anlatacağım için benlik bir durum yok hani. Bir de yazıyı öncesinden kurgulamadığım için eğer okumaya niyetliysen ve bir kopukluk hissediyorsan affeyle.

  Önce bir açıklama yapayım. Video oyunları, bir stüdyo tarafından yapılır ve dağıtıcı bir şirket tarafından da piyasaya sürülür. Dağıtıcı firmanın aynı anda stüdyoları olabilir (bkz. Rockstar) ve ya sadece diğer oyun firmalarıyla anlaşmalarıyla ayakta kalabilir ya da ikisi de olabilir. Mesela EA şirketini ele alalım. Bioware, Need for Speed, Crytek gibi bir çok oyun firmasının dağıtıcılığını üstlendiği gibi EA Sports gibi kendi bir stüdyoları da mevcut, ve hatta EA Sports o kadar büyük bir stüdyo ki (daha doğrusu EA'de para o kadar çok ki) her yıl FIFA, NBA Live, Madden NFL ve NHL gibi bir çok oyunu sürekli güncelleyerek piyasaya sunabiliyor. Son bir örnek olarak Call of Duty serisini ele alıcağım. Uzaktan görünen aslında her yıl Activision bir tane Call of Duty yapıp piyasaya sunuyor gibi olsa da son çıkan Advanced Warfare ile birlikte tam 3 farklı stüdyo sırasıyla yeni Call of Duty oyununu yapıyorlar. Buradaki amaç bir firma her yıl bir tane Call of Duty oyunu çıkaramayacağı için. Activison ise sadece dağıtımcılığını yapıyor ve bir nevi o stüdyolar Activision'ın kendi stüdyosu gibi iş yapıyorlar. CD Projekt de bir stüdyo (Sonunda istenen cümleyi kurdum).

   CD Projekt 'in şu ana kadar sadece iki oyunu yayınlandı (The Witcher 1 ve 2) ve iki tane oyun da duyurulmuş durumda (The Witcher 3 ve Cyberpunk 2077). The Witcher 3'ün aslında yapım aşaması bittiği, sadece optimizasyona uğraşıldığını stüdyo açıkladı.( bkz diss to Ubisoft). Sadece optimizasyonu biraz daha iyi yapmak içinse oyun 4 ay ertelendi ve Mayıs'a kadar uzadı çıkış tarihi. Ama işin ilginç yanı neredeyse hiçbir oyuncu bu duruma aşırı bir tepki vermedi ve aksine 'Siz erteliyorsanız  vardır bi bildiğiniz' tarzı yorumlar yaptı, ben dahil. Belki de oyuncular son çıkan Assassin's Creed Unity'nin çok yüksek sistem özellikleri istemesine rağmen FPS değerlerinin yerlerde süründüğü olayını da göz önüne alarak bu ertelenme olayına sıcak bakmış olabilirler ama bu olayın bütün kitleyi etkileyeceğini düşünmüyorum. Çünkü CD Projekt gerçekten de çok sevilen bir stüdyo. Benim gibi RPG oyunlarını sevmeyen adama bile aldırttılar oyunlarını. Çünkü artık oyuncuları 'para makinesi' olarak bakmayan firma sayısı o kadar az ki ve CD Projekt de bu azınlığı temsil ettiği için çok seviliyor. 'O kadar para veriyorsunuz, o zaman karşılığını almalısınız' diyorlar sonuna kadar, ve her oyununda da DLC denilen paralı saçmalığı bedava yayınlıyorlar, evet bedava. Hiç para kazanmıyorlar DLC'den. Günümüzde silahların dış tasarımını değiştirmek için 1-2 euroya satılan cammolardan tutun, oyunun yarısının bir satıp, diğer yarısını da 'para lazımdı ondan' deyip sonradan yayınlayan (bkz. Metal Gear Solid) stüdyolardan değil CD Projekt. Belki de ellerindeki tek ürün olduğundan en iyisini yapmak istiyorlardır ama şu anda The Witcher 3 o kadar çok bekleniliyor ki ve çok satılacağı o kadar kesin ki stüdyo yine öncesinden sonradan çıkacak bütün ek paketleri (DLC) ücretsiz yapacaklarını açıkladı. Düşünün, yılın başında en çok merak edilen ödül alanında her yerden oy topluyorsunuz, oyuncular çıldırmış durumda ve 4 ay daha erteledikten sonra bile sonuna kadar savunulan bir firma olmaya devam ediyorsunuz. Nasıl olmayasınız ki The Witcher 3'ün sadece bu yılın değil, son 10 yılın en iyi RPG oyununa aday olma ihtimalleri konuşulurken.

   50 saat hikaye, 50 saat yan görevlerle toplam 100 saatlik bir deneyim sunacak The Witcher 3'ü Türkiye'de kutulu olarak 60 ₺'ya ön sipariş verebilirsiniz. Hatırlatalım, konsollara çıkışının bir buçuk sene ardından PC'ye çıkacak olan GTA V'in 180 ₺ olduğunu. Ancak maalesef  2. oyunda olan Türkçe dil desteğinin 3'te olmayacağını da üzülerek söylüyorum, tek kalp üzüntüsü yapan yer burası.

   The Witcher 3'ü övmeye devam ediyorum, daha çıkmadan benden bu kadar çok övgü ve beğeni kazanan ilk oyun olduğunu söylemek istiyorum. Çıktıktan sonra bir daha överim belki 'Yılın Oyunu' sıfatıyla. Bir RPG oyunun en önemli özelliklerinden, olmazsa olmazlarından birisi seçim yaptıktan sonra sizin seçimlerinize göre oyunun değişmesi. The Witcher 3'ün 36 farklı sonu olduğu ve her konuşmanın ardından bile halkın size bakış açısının değiştiği bir oyun olacak (En azından yapımcılar öyle dedi ve sözün ehli insanlar olduğundan inancım tam) ve hatta halktan birini öldürdüğünüz vakit o kişiyi bir daha asla göremeyeceksiniz. (Görev insanları hariç) Tam RPG sıfatını da 3. oyunda olacak olan açık dünyayla alacak olan The Witcher 3'ün haritası Skyrim'den %20 daha geniş olacağı söyleniyor. Tabi direk büyük harita eşit değildir alacağımız zevk derseniz, yapımcılar hemen içinizi 'her yan görev birbirinden farklı bir şekilde olacak' diyerek rahatlatıyor. RPG'nin kralı olan Skyrim'le sürekli olarak karşılaştırılacağı şimdiden belli ve bunun ne derece adil olacağı ise muamma. Çünkü The Witcher 3 sadece 15 milyon dolara yapılmışken(GÜNCELLEME: 9 Eylül 2015'te maliyetinin 81 milyon Euro olduğunu açıkladılar) Skyrim ise 85 milyon dolara yapıldı, yani Witcher 3'ün 5 katından da fazlası. Dipnot: The Witcher 2 ise 10 milyon dolara yapılmıştı ancak çok iyi notlar almasına ve sevilmesine rağmen Skyrim'le aynı sene çıktığı ve her yerde Skyrim haberi yapıldığı için adını çok fazla belli edemedi. Eğer Skyrim 15 milyon dolar bütçeyle yapılsaydı o zaman adil şekilde karşılaştırma yapılabilirdi. Sanırım yeteri kadar övdüğüme göre Witcher 2'ye, Geralt abimizin yanına uğrayayım artık.

11 Ocak 2015 Pazar

Ne Yani Şimdi Bu Kadar Mı?

     Günlerdir aklımdan geçen 'bir fırsatım olsa da blog açsam' fikrini nihayetinde gerçekleştirdim ve sadece bir dakikamı falan aldı. Bu kadar basit miydi yani? Yine belli başlı temelleri oluşturup bize sadece 'seçme' özgürlüğü sunmak mı Google'ın amacı? Ya bari biraz fazla arayüz seçeneği koysaydın da en azından hangisi daha iyi diye bi otuz saniye daha fazla düşünseydim. Keşke bu hizmeti bizim ülkemize vermeseydin, en azında "ya bu uzun iş, ben sonra açarım" diyen kesimi hiç görmemiş olurduk ve çöplük azalırdı; diğerleri zaten araştırma yapıp nasıl en verimli şekilde kullanabilirler onu düşünmeye başlarlardı ve de iyi olurdu.

    Ben de çöplüklerden biriyim şimdi. Benim bazen sebep bulamadığım için söylediğim "gelmek için gidiyorum" lafını da buraya koysam tam olur sanırım, çünkü amaç hobi ve belki de bir şeyler öğrenirim hevesi, ya da Türkçe dilbilgimin ne kadar kötü olduğunu fark etme dürtüsü, ya da cv'de iyi durur bu diye yaptığım bi gereksiz vakit kaybı... Ama en büyük isteğim araştırma isteğimin solmaması. Zaten vücudumda 'Limited Edition' şeklinde varlar, en azından biraz daha yoldaş koyalım ki diğerlerinin peşinden gitsinler.

   Şimdi o araştırma isteğim eğer Google bu kadar kolay ve hızlı blog açmayı sağlamasaydı beni araştırmaya sürükleyecek kadar var mıydı yok muydu onu düşünüyorum. En azından bugün olmazdı. Şöyle birkaç forum sitesine girerdim, 'oo bu uzun iş, sakin kafayla yapayım ben' derdim ve birkaç gün sonrasında başlardım. İşte dediğim o 'Limited Edition' kavramı bu bendeki. Az insan işi daha uzun sürede yapar ya, o hesap. Ama yapar kesin, demi?