Ne yaparsak yapalım, neyle uğraşırsak uğraşalım, üzerine düşündüğümüz vakit aslında öğrenebileceğimiz şeyler içerdiğini fark ediyoruz. Bugün Space Marine 2 denilince akla gelecek şeyler testosteron, beyinsiz aksiyon ve tatminlik olacaktır ama bu lineer, derinliksiz gözüken oyunda bile özellikle erkek iç güdülerinin ve insanoğlunun yapabileceklerini görüp üzerine tahayyül etmek fazlasıyla mümkün.
Hikâye, Ultra Marines adlı, biyolojik olarak mutantlaştırılmış asker birlikleri üzerine. Tamamen emir kulları olan bu birlikler sayamayacağımız kadar "düşman" öldürmüş. Yüzyıllarca yaşayabiliyorlar ve zırhları da sayesinde İmparator'un en kritik gördüğü savaş alanlarında görevlendiriliyorlar.
Şimdi olaya sadece bu şekilde bakıp oyununuzu oynayıp bitirebilirsiniz, ki kimse de bir şey demez. Zaten görsel anlamda, oynanış anlamında oldukça başarılı bir oyun. Ancak hikâyenin kişisel bir tarafı var. Önceki oyunun da ana karakteri olan Captain Titus, ruhsuz ölüm makinası olmasına rağmen yanlış bir hareket yaptığı kararına varıldığı için Ultra Marine statüsünden Death Watch statüsüne düşürülüyor ve tam 200 sene boyunca gıkını çıkarmadan hizmet ediyor. Onca sene hiç kimse onun bir yamuğunu da görmüyor, adam tam bir İmparator hizmetkârı. Tüm ömür buna adanmış ve arzuladığı tek ölüm şekli İmparator'a hizmet ederken yaşayacağı türden. Başka şeklini düşünmüyor, ihtimal dahilinde bile değil.
İşte bu, suratında bir gram ifade görmediğimiz, istemese bile asla tartışmadan kararları uygulayan Titus ile onun geçmişini deşen ekip arkadaşı, ya da "kardeşi", Gadriel arasında gerginlikler oluşuyor. Bu kısımlar klişe ilerlese de biyolojik evrim yaşayan Ultra Marine'lerin hala içinde insani duygular kaldığını görmemiz açısından önemli.
Neticede Titus, şeffaf olması gerektiğini, Gadriel de şüphe etmemesi gerektiğini anlıyor ve tekrar "brutha!!" seviyesine geliyor ilişki. Ve her şey her zaman olduğu gibi İmparator için yapılıyor. Artık bu evrenin tanrısı olmuş İmparator'a gösterilen bir ömür adama, can verme aslında İslam'la da paralellik gösteriyor. İnsan ırkının istenilen seviyeye gelmesi için yapılan her şey mübah, can verme buna zaten dahil. Eğer bir kişinin ters bir hareket yaptığını görsünler, hemen ölümle cezalandırıyorlar. Çünkü bir anlık şüphe dahi duymaman gerekiyor. Emirleri bu yüzden sorgulamaman gerekiyor. Mesela Titus, gezegen kurtaracak hareket yapıyor, kendine gelememiş. Lordlardan biri gelip "Ayağa kalk, yapacak işlerin var" diyor, o da ayağa kalkıp "For the Emperor!" diye bağırıyor. İlk bakışta "İnsan bi teşekkür eder" diyorsun ama işin ilginci Titus ödüllendirilmeye ihtiyaç bile duymuyor, zaten yapılması gerekeni yaptık kafasında. Neyse ki üsse dönünce iki dakika ödül neyin veriyorlar ama saniyesinde yeni göreve atanıyor kaptan. Tabii ki de gık çıkarmıyor, çünkü her şey İmparator için!
İşte bu sorgulamadan, var olan tüm imkanlarınla amacına odaklanma hali, aslında kendi hayatımızda da başarının anahtarı. Çok istediğimiz, zorlu bir durum karşısında belki de hiç duygularımızı hesaba bile katmadan, sadece rasyonel kararlar üzerinden adayacağımız bir süreç bizi mutlaka bir seviyeye getirir. İstikrar, pes etmemek, bu düşünceyi akla dahil getirmemek illaki bize bir şeyler kazandırır günün sonunda. İnsan gerçekten gözüktüğünden fazlası ve bunun örneğini zaten birçok yerde görüyoruz.
Kendimi Ultra Marine seviyesinde gördüğüm bir dönem aklıma geldi. Üniversite sınavına hazırlandığım sene, sabah 7:30'da kalkar ve gece kafam soru bankasının üzerine düşene kadar çalışırdım. Bu zamanda okula ve dershaneye de gidiyordum bir de. Ve bunu tam 9 ay boyunca yaptım. Çok az günde başarısız olmuşumdur ama zaten bir daha hiçbir zaman o seviyeye gelemedim. Neticede Ultra Marine seviyesinde geçirdiğim 9 ay, benim hayatımı tamamen değiştirdi ve halen ekmeğini (literally) yiyorum.
Belki de yeni hedeflerim için Ultra Marine seviyesine gelmem gerekiyordur, ha? Tek sorun "İmparator için" dedirtecek bir algı yaratmak kafada. Beyine bu sıvıyı enjekte etmek Ultra Marine olmaktan da zor sanki....
