24 Nisan 2015 Cuma

Mayıs'ın Güzelliği: The Witcher 3

Haaa  (iç geçiriyorum) Mayıs...En sevdiğim "lovely" ay, hayatımın en güzel anlarını yaşadığım Haziran'ın 2. olduğu sıralamada birinci olan ay (wtf?). Her sene bir büyük olay olur niyeyse bu bahar ayında, zaten baharı da çok sevdiğimden combo oluverir duygularım.

     Geçen sene bu oyundu, Watch Dogs'tu. Tee E3 2012'de yayımladıkları videodan beri ki o videoyu ağzımın suyu aka aka(gerçekten) izlemiştim ve  oynayacağım anı hayal ediyordum çıkış tarihine kadar. Normalde Kasım ayında çıkacaktı ve ben o zamanda da çok büyük hevesle bekliyordum; ancak Mayıs ayına ertelenince başta bir hengame, sonra yine bekleme streslerine girmiştim. Ubisoft'a bu sene kıl olduğum için hem de Aral'ın fiyatı 60 ₺'dan 120 ₺'ya fırlatmasıyla gelen "Başlarım orijinaline" serzenişiyle korsan alacaktım oyunu (zaten o zaman orijinale de uzaktım biraz) ve bu malum platformlara her zamanki gibi orijinalden daha iyi hizmet yapılarak 4 gün öncesinden düştüğü için Pre-Order yapanlara hunharca gülüyordum(o kadar değildi ya herhalde). Aslında oyundaki en büyük beklentim Chicago'da olma duygusuydu ve Ubisoft'un Assassin's Creedlerde çok iyi başardığından beklentim çok çok yüksekti, nitekim öyle oldu. Çünkü Chicago harbiden çok iyiydi ve amaçsızca saatlerce gezdim şehrin her yerini. Turistik gezi yapıyordum bildiğin, çünkü Ubisoft, Chicago'daki eserlerin aynılarını koymuştu ve 'Check-in' de vardı. İkinci beklentim de tabi ki 'Hackleme' mevzusuydu, beklentilerimi karşılamasa da çok havalı şeyler vardı ama tipik Ubisoft oyunu olduğu her halinden belliydi oynanış açısından. Oyun güzel oluyor fakat seni hiç şaşırtmıyor, sürpriz, hoş bir detay görmüyorsun GTA'daki gibi. Görevler sıkmıyor ama çok fazla eğlendirmiyor da. Watch Dogs tam bir tipik Ubisoft oyunuydu; ama uğraştıkları güzel noktalar vardı tabi. Belli bölgede istediğiniz stratejiyi belirleyecek gitmek güzel bir deneyimdi ki Ağustos'ta çıkan Splinter Cell: Blacklistte de bunu iyi yapmışlardı. Genel olarak hiç sıkılmadan bir hafta gibi kısa sürede sınava rağmen oynamıştım ve çok keyif almıştım ki önemli olan da o zaten, ben istediğim Chicago'yu almıştım.Mayıs böyle güzel geçmişti. Haziran da 2. sırada ve aslında onu da şimdi yazıcağım ama geçen seneyi değil de bu seneki beklentilerimi yazacağım.

 

   Ama önce bu seneki iple çekilen gün 19 Mayıs, yani The Witcher 3: Wild Hunt'ın çıkış tarihi. Oyun Nisan'da bittiği için bunun da aynı Watch Dogs gibi malum platformlara erken düşmesini bekliyorum. The Witcher 3 de aynı Watch Dogs gibi çok büyük beklentiler altında ancak Watch Dogs'tan farkı, beklentileri karşılayacağı olmasıdır. CD Project(öncesinde de yazı yazmıştım) de aynı Ubisoft gibi oyunu Kasım'dan Mayıs'a erteledi ama erteleme sebebi olarak oyunun yetişmediğiyle ilgili değil, oyunun optimizasyonunu daha iyi yapmak istediklerini söyledi. Ve The Witcher 3, ülkemizde Türkçe destek olmamasına rağmen en çok ön sipariş alan oyun oldu. Game of The Year ünvanını alacak mı alamayacak mı veya Skyrim'den iyi mi olacak tartışmaları Watch Dogs'tan ayıran özellikler. Aslında bu saatten sonra Metacritic ortalamasının 90+ olacağı kesin gibi, çünkü IGN, Gamespot gibi kuruluşlar oyunun ilk 12 saatine yakının oynadılar ve öve öve bitiremediler. Artık ben beklentinin anormal şekilde üst seviyeye çıktığından korkmaya başladım ki Metacritic puanlarını AAA kalitesinde oyunlarda hep beklentileri karşıladı mı karşılamadı sorusunun cevabıdır aslında.


   Peki The Witcher 3 bence nasıl olacak? EF-SA-NE olacak diyorum, yani aslında benim de beklentilerim über seviyede ama içimde saklamaya çalışıyorum her ne kadar adı aklıma geldikçe tırnaklarımı yesem de.Ne diyebilirim ki bilmiyorum şu anda, aklımdakileri sırayla yazmaya çalışayım o zaman. Senaryo olarak ilk iki oyunda zaten çok başarılı oldukları için herkesin güveni tam. Grafiksel olarak da inanılmaz duruyor, hele harita büyüklüğüne oranla koydukları dağlık arazilerden tutun da tam jungledaki nehirlerin muhteşemliğine, geyiklerin kaçışından tutun da suyun altında hazine aramaya kadar ve daha adamların göstermediklerini de ekleyince harbiden içim bir hoş oluyor. Görsel anlamdaki duygularıma kelime bulamıyorum, kusura bakmayın. Atmosfer için de bulamıyorum. Fantastik dünyalarda çok önemli olan atmosferi zaten ilk iki oyunda da çok iyi yapmışlardı ama burada daha çok geliştirdikleri her videodan belli. Başka, hah oynanış (en önemliyi unutmuşuz lan, sıra gelmiyor ki bir türlü). Dark Souls, Bloodborne gibi oyunlar sırf zor oldukları için çok sevilirler ve senaryosu çok zayıf kalır, oyunu kendi kararlarınla değiştiremezsin. Witcher'da ise hem kararları kendin verebiliyorsun, hem From Software oyunlarının zorluk seviyesinde Boss dövüşleri var, senaryo var, çeşitlilik var. Uzuun mu uzun (100+ saat dediler (ohaaa) ) oynanış süreleri var. Skyrim'den bile %20 büyük tamamıyla unique bir haritası var. Daha da aklıma gelmeyen niceleri var. Ben hala oyunun eksi bir yanını bulamıyorum. Belki yüksek sistem gereksinimleri istemesi şimdilik en büyük eksisi, malum yeni nesille çok fırladı özellikler ve bu yüzden de belki oynayamacağım (ühühü, sırf o yüzden pre-order yapamadım) . Mod desteği de olacak ve tabiki bir CD Project klasiği olan beleş deleceleri(dlc) unutmayalım.
   Skyrimle kapışır mı sorusuna ise 'Üzgünüm' diyorum, çünkü Skyrim gerçekten de ayrı bir dünya. Skyrim tam bir RPG oyunu ve o kadar fazla mod var ki oyun hala popüler(2011 çıkış tarihi). İstediğin şekilde karakterini seçtikten sonra oyun başlangıçta bile değişiyor, çeşitlilik çok fazla. Oynanabilirlik çok fazla ve Witcher gibi bir devam oyunu olmadığı için de bir artısı var. İnsanlar 2008'deki grafiklerle The Witcher 1'i oynamak istemeyebilir ki şahsen ben öyle yaptım. Sonuç olarak Skyrim belli başlı özellikleriyle The Witcher 3'e ünvanını kaptırmayacaktır.

   Peki ben ne zaman takip etmeye başladım? Hiç RPG sevmeyen biri olan bendeniz Witcher 3'teki beklentilerden sonra 2. oyunun videolarını izlemeye başladım ve fazla ilgimi çekti bu cancağız. Atmosferi, kararların çok etkilemesi, dövüş mekanizması çeşitliliği çok başarılı olunca ve Gabe amcadan da çok uygun fiyata alınca 1. oyunu Wikipedia'dan okuyup hemen 2'ye giriştim ve uzun saatler oynamama rağmen hiç sıkmadan bitirdim. Atmosferi gerçekten de çok iyiydi, hep oraları gezmek istiyordum. 2 bittikten sonra 3. oyunu daha iyi araştırıp heyecanı tavan yapıp oralarda takıldım bugüne kadar. Umarım oynarım.

  Sonuç kısmına geldik; öncelikle puan tahminim baya yüksek: 95 (buralar tahmin tuttuktan sonra değerlenecek)(GÜNCELLEME: Tutmadı :/ ) Mayıs'ta ekstra güzel olaylar olursa da hayır demeyiz tabi ki ve Haziran Günlüğü yazımı da sonraya saklayım o zaman. Mahallenizin Alamancısı mutlu(!) şekilde ayrılır. CD Project de Türkçe işine gireydi iyiydi.