30 Nisan 2022 Cumartesi

Keyif mi Keder mi

   Uzun bir süredir gameplay-wise olarak zorlayan oyunlarla bi alıp veremediğim var. Bu hem beceriksiz olmamdan hem de "Acı çekmek için mi para verdik?" kafasından çıkamadığım için. Beceriksiz olmamla ilgili hiçbir sıkıntı yok. Aksine bunun sayesinde hiçbir online oyuna bağlanmıyorum xd. Diğeri için de bir sıkıntı yok aslında, illaki bu yapımları deneyimleyeceğiz diye bir şey yok. Ama çıktıkça çıkıyor, çoğaldıkça çoğalıyor bu namussuzlar. Üstelik bazıları sektör değiştiren cinsten.

   Tabii kaliteli yapımların sayıları arttıkça ister istemez bazıları ilgimi çekiyor. Bunlardan en büyük örnekleri ilk Dark Souls, Cuphead ve Hollow Knight. Dark Souls'ların beni nasıl cezbettiğini ama uzaktan baktığımı zamanında cringe bir şekilde yazmıştım. Cuphead'i de KYK odalarında ogz ile ikinci bölüme kadar gelip bırakmıştık. Burada sebep daha çok ogz'nin pek oynama hevesinin olmamasıydı. Tabii bu benim sürekli ölmemden de kaynaklıyor olabilir... Hollow Knight'a ise 2019'un son aylarında girişmiştim. O kadar ilgimi çekiyordu ki nihayetinde "Yeter ulan" deyip girişmiştim ve %30'luk kısmını büyük bir keyifle oynamıştım. Sonra işte yine "Abi niye bu kadar çok acı çektiriyorsun'a" döndü iş ve Mantis Lord boss'unda oyunu hiç istemeyerek bıraktım. Ve uzun süre uzaktan üzülerek baktım (Erişebildiğin oyunu oynayamama garipliği). Buradaki en büyük sorun kabullenemediğim bazı design decision'lardan geliyordu. Haritada neden yerimi görmek için charm notch kullanıyorum, neden boss'a gidebilmek için defalarca kez aynı yolu geçiyorum gibi.

Mantis Lords'u yendiğinizde tüm köy ve lordlar artık sizle savaşmayıp sizi ayakta selamlıyor.

   Ve yıl 2022 oldu. Bu abilerin sayısı hala çoğalıyor. En büyük sebebi tabii ki Miyazaki ve Souls oyunları. Abim resmen tek başına, reklam yapmadan organik bir şekilde bir genre oluşturdu. En büyük hamlesini de bu sene Elden Ring ile yaptı. Zaten inanılmaz büyük bir beklenti vardı George R.R Martin'in adı vesilesiyle de. Ama Miyazaki bununla da yetinmedi ve değil genre oluşturmak, sektör değiştirecek bir işe imza attı. Nasıl Witcher 3 çıktıktan sonra RPG'lerde aksiyon olmazsa olmaz bir hale geldi ve klonları çıktı. Elden Ring de belli ki açık dünya kavramını değiştirecek (ama benim istemediğim yere :( ).

    E tabii Elden Ring çıkınca ister istemez o türdeki oyunları tekrardan hatırlıyorsun. İşte o günlerde Hollow Knight'ı nerede takıldığımı hatırlamak için tekrar indirdim. 2019'dan bu yana çok fazla oyun hayatıma girdi ve benim beceriksizliğime rağmen artık daha iyi oynar oldum (bkz. exposure effect). Ve bir de gördüm ki bana kan kusturan Mantis Lord inanılmaz kolay bir boss'muş. Çok kısa bir sürede kestikten sonra büyük bir heyecanla devam ettim Hollow Knight'a. Ancak bu sefer yoğurdu üfleyerek yemeye karar verdim. Hani o nefret ettiğim design decision'lar vardı ya, artık onlarla yaşamaya okeydim. Backtracking mi yapılacak, yapacağım, sakin mi oynanması gerekecek, sakin oynayacağım.  Wiki'nin de arkadan ittirmesiyle Hollow Knight bir hafta sonra en sevdiğim indie oyunlar arasına girdi.

   Ve artık hatalarımı da gördüm. Zor olmayan oyunların normlaştırdığı şeylerin burada çalışmadığını anlamak, ama anladıktan sonra oyunun bir anda çözülmesi çok güzel bir duygu. Tabii hala hoşuma gitmeyen noktalar var ama tahammül edebildim (en azından Hollow Knight için).

Ve Sonsuza Kadar Mut....Mutsuzlar İşte Yine Mutsuzlar

   E tabii bu gazla Elden Ring'tir Bloodborne'dur girilir yani. Elden Ring neyse de Bloodborne çok uzun zamandır ilgimi çeken bir oyundu. Ama öncesinde Cuphead'de halletmem gereken birkaç boss vardı. O da içimizde kaldı sonuçta. Bu vesileyle girdim Cuphead'e ama işler hiç Hollow Knight'taki gibi olmadı.  İlk bölüm kabul edilebilir olsa da ikinci ve üçüncü dünyadaki bazı boss'lar sabrımı ciddi şekilde zorladı. O kadar oynadım, çektiğim çilelere değmeli diyerek devam ettim ve üçüncü dünyayı da tamamladım ama son boss'u geçemedim. Evet, mutsuz son. Son boss'a harcadığım onca vakit sonrası pes ettim. Yine aynı "Acı çekmek için mi para verdik?" kafasına büründüm. Çünkü son boss (ve bazı boss'lar, özellikle Grim Matchstick, senin için cehennemde özel yer ayrıldı dostum) sadece iyi reflekslerle geçilmiyor, biraz da oyunun RNG'sinin iyi niyetine bakıyor. Hal böyle olunca pek de bir heves kalmıyor açıkçası.
    Zaten Cuphead'deki boss'ların istisnasız tümü belirli bir learning curve'e sahip. Tek seferde geçilmemek için tasarlanmış yani. Böyle müzik aleti öğrenir gibi, bir sporda belirli bir tekniği otomatize eder gibi sürekli pratik yapmanız gerekiyor. Nihayetinde de geçiyorsunuz. Kulağa hiç mi hiç keyifli gelmiyor ama Studio MDHR gerek eşi benzeri olmayan görsel tasarımı gerek akıcı kontrolleriyle harika bir iş çıkarınca dert etmiyorsunuz, en azından bu sinir bozucu boss'lara kadar.

Hayatımdan nefret duygusunu çıkardığımı zannederdim ama sen istisna kalacaksın Grim Matchstick

   Bu noktadan sonra zor oyunlara ara verdim tabii. Her zora pat küt girişilmemesi gerektiğini anladım. Özellikle bazı oyunların sinirleri gıdıklayan huylarını önceden bilmek önemli. Mesela Miyazaki oyunlarında da Cuphead'deki boss tarzlarından var. Ve ultra sinir bozucu mağaralar. Neyse ki Elden Ring açık dünya da geçemedik mi başka yere gideriz. Ha evet, Elden Ring oynamak kaçınılmaz artık. Ogz'nin bu ısrarı ve yerlere göklere sığdırılamamasının sebebini anlamak lazım. Ve tabii bi de Hollow Knight: Silksong var. Zor oyunlarla olan deneyimlerim devam edecek yani. Önemli olan çekilebilir ve keyifli olması.

P.S: Yazı sonrası aklıma geldi. Vakti zamanında (2015 belki?) Super Meat Boy'u klavyeyle (evet klavyeyle) bitirmeye çok yaklaşmıştım ama başaramamıştım. 

P.S-2: Yine yazı sonrası aklıma geldi. Zor oyunlar bana bu aralar kaybettiğim sabrımı geri kazandırmayı başardı. Duygusal davranmayıp her anlamda sakin ve rasyonel davranmak sadece zor oyunlarda değil, reel hayat modellerinde de işe yarıyor.