6 Nisan 2025 Pazar

Beğenilmek

    Hiçbir zaman aramın olmadığı, kullandığımda da birkaç ay sonra dondurduğum Instagram hesabımı tekrar açtım. Uygulama içi verilere göre günde sadece 8 dakika kullanıyor olsam da benim için iki güzel tarafı var: Diğer medyalarda olmayan, özellikle bireysel çekimlerini paylaşan sanatçıları takip edebilmek ve normal zamanda (hayat koşturmaşasından) konuşmadığım kişilerle özellikle hikayeler aracığıyla konuşmak. Özellikle ikincisi benim için çok iyi oldu. Mesela geçenlerde birbirimizi unuttuğumuz bir arkadaşla buluştuk.

   Ama madalyonun bir de diğer tarafı var (Sürekli shitpost paylaşan dostlarım hariç, salın artık beni yav sevmiyorum işte): Kişinin, görmediğin yüzünü görmek. Şimdi bu, kişinin uygulamayı nasıl kullandığıyla çok alakalı. Burası, birçokların "olmasını istediği karakter"i gösterdiği bir persona yuvası. Reeldeki kendisi ile dijital dünyadaki kendisi arasında büyük farklılıklar ve hatta tutarsızlıklar var. Çünkü herkes, bir topluluğun karşısına çıkıyormuş gibi bir bilinçaltına sahip oluyor. Haliyle en iyi, en güzel halini göstermek istiyor. Bir noktada anlaşılabilir bir durum. Olağan hallerimizi göstermenin ne gibi bir cazibesi olabilir, değil mi? Etkileşim almak için bir "selling point" olması lazım neticede. Ama bu, internete erişimi olan herkese her şeyi paylaşma hakkı verdiğinizde amacından çok hızlı bir şekilde sapar oluyor. Ortam bir anda sidik yarışına dönüyor. Beğenilme arzusu her şeyin önüne geçiyor.

  Aslında bunun çok basit bir açıklaması var: Binlerce yıllık evrimimizde doğal seleksiyonun rolü o kadar önemli oldu ki, bu vahşi ortamda hayatta kalabilmek için üremek, dolayısıyla toplumun diğer bireylerinden daha çok beğenilme arzusu içimizde peydah oldu. Bu içgüdü, ortamını buldukça ortaya çıkmaya devam ediyor. Hatta bazen saplantı haline gelip bireyin olmasını istediği karakteri değiştirir hale geliyor. İşte bu yüzden Bahamalar'daki tatil postu ya da arkadaşla gidilen konser post sayısı evde TV izleme postundan daha fazla. "İşte bakın sosyalleşiyorum, bir topluluğun içerisindeyim. Yani onlar beni kabul etmiş kendilerine. Yani fiziksel/mental olarak sağlıklıyım, dolayısıyla doğal seleksiyon olasılığımı arttırıyorum" mesajı verebilmek için.

  İşte bu çok ince bir çizgi. Sevdiklerinle sohbet etmek istediğin için paylaştığın şeyler, sen farkında olmadan superior'lık taslamaya dönüşebiliyor. Neticede insan duygusal anlamda çok kırılgan ve her daim elinin altında bulunan bu "topluma kendini gösterme" imkanı elbette tahrik edici. Ve dünyadaki okuma oranı düşünüldüğünde içgüdülere itaat etme daha yaygın.

  Bu yazının, sadece Instagram'daki bireysel hesaplar üzerine bir anektod olmasını istiyorum. Yoksa konuşmak istesek, sosyal medyanın toplum üzerindeki devasa olumsuz/ayrıştırıcı etkisini, 5 saniyelik hikayeler yüzünden odaklanma sürelerinin ne derece azaldığını, yanlış bilgi yayma ve ona inanma durumunun vahametini, algoritmaların dünya üzerindeki inanılmaz etkisini vs. konuşurduk. Sonra tabii yazı 20 bin karakter olur, gizli gizli "Ben ne yaptım" derdim kendime. Ama tuttum işte kendimi ehehe.