27 Nisan 2024 Cumartesi

'Peter Singer - En Büyük İyilik' Üzerinden Etkili Altruizm Değerlendirmesi

     Kitap incelemesi yazacak seviyede asla değilim ama hayır hasenat işlerine fazlaca kafa yorduğumu düşündüğüm için Avustralyalı filozof Peter Singer'ın iyilik yapma üzerine yazdığı ikinci kitabı En Büyük İyilik'i yorumlamak istedim. Bu ayrıca, benim de düşüncelerimin ne kadar netleştiğini görmek açısından iyi olacak çünkü maddi kazancımın belirli, mümkünse çoğu kısmını bağışlamak istediğim bir yaşam tarzına geçmeye çalışıyorum ve bunu doğru şekilde yapmak haliyle önemli. İşte kitap tam da bu meseleyi ele alıyor: Etkili altruizm ya da çeviriye sadık kalırsak etkili diğerkâmlık (Türkçesi daha zor valla, ben diğerinden gideceğim).

    Etkili altruizm, yazarın uzun zaman önce bir yazısında ortaya attığı bir kavram ve temelde, olabilecek en verimli yardımı nasıl yapabiliriz sorusunu cevaplamaya çalışıyor ancak dallanmaya öyle müsait ki neticede bu kavramı belli kalıba sokacak kişi yine siz oluyorsunuz. Zaten daha ilk soruda belirsizlik başlıyor: En verimli yardımı nasıl yapabiliriz? Bir yardımın verimli olabilmesi için, olabilecek en az miktar para ile bir kişinin ihtiyacını karşılama akla ilk gelen cevap. Hatta kitap buna çeşitli örnekler de veriyor. Mesela rehber köpek eğitmek için gereken maliyetle (Business Insider 75 bin dolar diyor) körlerin körleşmesine sebebiyet veren hastalığı önceden önleyen derneğin kişi başı maliyeti arasında on binlerce dolar fark varmış. Aynı şekilde zaten öleceği kesin olan çocukların son dileklerini yerine getiren Make-a-Wish derneğinin kişi başı maliyeti, sıtma hastalığını önleyen cibinliğin maliyetinden on binlerce dolar daha fazla.
     Bu noktada kafadaki soru hangi yardımlar en öncelikli olmalı oluyor. Bir insanın ölümcül hastalığını önlemek mi, hayat kalitesini arttıracak şeyler yapmak mı, kariyerinin ve belki de birçok yardıma kapı açacak bir hikayeye yol olmak mı bunu belirlemek hiç kolay değil. Kitap belli argümanları ve farklı görüşleri listeliyor ama neticede kesin doğru yok burada. Açıkçası ben konjonktürel bakıyorum bu duruma. O ay spesifik bir durum görmüşseniz  ya da olay yaşamışsanız haliyle o tarafta etkinizin olmasını istiyorsunuz. Burada mali doğruculuktan ziyade duygusal yaklaşmak daha vicdani hissettiriyor bende.

     Kitap sonra kültürel hislerimizin ne kadar önemli olması gerektiğini sorguluyor. Özellikle Amerika üzerinde duruyor çünkü en yardıma muhtaç bir Amerikalının bile dünyadaki en fakirlerden çok daha iyi durumda olduğunu söylüyor. Açıkçası bu tartışmalı bir yaklaşım ama yazarın aidiyet duygularına kapılmadan ve din, dil, ırk umursamadan en verimli yardımı yapmanın gerektiği düşüncesine kesinlikle katılıyorum. Ben bugün Sudan'da doğsaydım en sevdiğim insanlar Sudanlı olacaktı. Sırf orada doğmadım diye, elimde olmayan bir seçim yüzünden Sudanlıları öncelik sırasında geriye atmamalıyım. 

   Beni asıl şaşırtan konu ise yazarın hayır kuruluşlarında çalışmak yerine insanların kendi profesyonel alanlarında çalışmalarını tavsiye etmesi oldu. Bir hayır kuruluşundaki insanın kolayca yerinin doldurulabileceğini, bu yüzden istihdam sorunu çekmeyeceğini ancak diğer alanlarda böyle bir sorun olacağını ve maddi olarak yapılan yardımın çok daha verimli olduğunu savunması garip açıkçası. Birkaç yıl hayır kurumunda çalışmış bir kişi ile ben nasıl bir olabilirim ki?

   Gelelim asıl soruya, paranızın ne kadarını bağışlamalısınız? Giderek stabiliteden uzaklaşan bu dünyada kendi birikimlerinizi ne derece başkaları için yakmalısınız? Bu sorunun da net bir cevabı yok ama belli örnekler verilmiş kitapta. Mesela 130 milyon doları olan bir girişimcinin yılda sadece 40 bin dolar harcadığı, geri kalan tüm parasını bağışladığı bir hayat seçmiş olması oldukça ekstrem ama reelde var olduğunu ve böyle bir şeyin olabileceğini bilmek açısından önemli. Ya da çok da yüksek maaş almayan Bostonlu bir çiftin hem birikim yaptığı hem de gelirlerinin %40'a yakınını bağışlayabildiğini bilmek önemli. Giderlerinizi ve hayat anlayışınızı değiştirdiğiniz vakit aslında yardım yapmak çok kolay. Tabii bu Bostonlu çift öyle bir noktaya gelmiş ki dondurma alırken bile kendilerine sorar olmuşlar buna ihtiyacımız var mı diye. İşte bu tam da eşik noktası. Eğer yardım yapacağız diye kendi mutluluğumuzdan da kısıyorsak bu durum sürdürülebilirlikten uzaklaşıyor. Ama tabii yaptığımız her şeyi de "mutluluğumdan kısmamam lazım" lafı arkasında yapmamak gerekiyor. Bu eşik kişinin gayet de anlayabileceği bir eşik. 

   Peter Singer kitaptaki belki de en iddialı söylemini bu yaptıklarımızın aslında fedakârlık olarak bile adlandırılmaması gerektiğini savunarak söylüyor. Kitapta defalarca kez böbrek bağışından ve bu durumun ölüm riskini sadece 4000'de 1 oranında arttıracağından bahsetmiş mesela. İşte bazen matematik kurtarmıyor. Böbrek bağışı (sağlıklı insanlar için) çok az bir tehdit oluştursa da bu maddi yardım gibi bir daha geriye alamayacağın bir şey değil. Ve ben nereden bileyim yarın ailemin, arkadaşlarımın böyle bir ihtiyacı olacağını, sırf bu durum için bile böyle bir risk almam açıkçası.
   Ancak bu duruma fedakârlık denmesine gerek olmadığı söylemine kısmen katılıyorum. Evet, keşke bu durum norm olsaydı da herkes çokça yardım yapsaydı. Ama yapmıyor. Çok fazla insan bir yolunu bulsam da zengin olup hiç çalışmasam diyor bırakın yardım yapmayı. Ben de bu yüzden bu hayat tarzını gizlemeden yaşamak istiyorum. Hani olur da birkaç kişiye ilham olurum belki. Çünkü biliyorum yardım yapmak bulaşıcı ve hatta bağımlı yapan bir tarafı var. Bu olmasa bile, maddi de olsa gerçekten yaşamak isteyenler insanlara araç olabilme fikri iyi hissettiriyor. Umarım istediğim şeyler olur.